DEDEM İÇİN

0

Çocukluk ve gençlik yıllarımın en nadide parçası, dedem ve anneannem ile geçirdiğim zamanlardı. Onların yanında kaldığım uzun yıllar içerisinde kişiliğim ve karakterim şekillendi.

Daha ilkokuldayken yaz tatillerinde dedem ve anneannemle birlikte yaylaya giderdim. On sekiz yıl aralıksız her yıl yaylaya gittim. Onların sohbetlerini dinledim, namazı öğrendim, ezanlarını okudum, dizlerinin dibinde oturdum, atışmalarını seyrettim, esprilerine güldüm. Hasılı dedem ve anneannemin yaşam biçimine adapte oldum ve onların hayatlarının en olgun çağlarında peşlerinde koşturdum durdum.

Dedem benim için lider bir insandı. Konuştuğunda herkes susar, dikkatler ona döner ve konusuna uygun bir lisan ile kelam ederdi. Hikayesi boldu, sözü çoktu. Anlattığı onca anı ve yaşanmışlık içerisinde konuya hakimiyeti ve hitabet gücü beni mest ederdi. Kelimeler dilinden tane tane dökülür, karşısındaki dinleyiciyi etkileyecek bir üslup tutturur ve sonunu özlü bir deyiş ile bitirirdi. Bu, aslında son derece olağanüstü bir hafıza ve söz söyleme sanatının vücut bulmuş haliydi. Dedemin en karakteristik özelliklerinden biri olan güçlü hafıza ve yorum yeteneği dinleyenlerde kendisini hemen hissettirirdi. Tam anlamıyla bir toplum ve meclis adamı olan dedem, koyu muhabbeti seven bir insandı.

  Dedem benim için hayatla nasıl mücadele edileceğini öğreten bir kılavuzdu. Dokuz çocuk babası olarak pek çok zorluğa göğüs germiş, hepsine babalık görevini fazlasıyla yapmış bir insandı. Çocuklarının ve torunlarının ona derin bir saygı ve muhabbet beslemesinin altında yatan dedemin kararlılığı, azmi ve dirayetiydi. Almanya’ya işçi olarak giden dedem, farklı bir kültür ve farklı bir dünyayı tanımanın etkisiyle, ailesine olan bağlılığı daha da artmış, ufku da bir o kadar genişlemiş. Yıllar önce bir vesileyle dinlediğim ve oldukça etkilendiğim dedemin Almanya’dayken köye yolladığı bir kasette herkesin hal ve hatırını tek tek soruyor ve herkesi hasretle gözlerinden öpüyordu.

Gölgesinden uzun boylu dedem.. Namı diğer Uzun Hacı.

Gurbeti gören, uzun yıllar inşaat işlerinde çalışan ve sonunda tekrar yurduna dönen dedem, sevdası ve can şenliği Handeresi Yaylası’nda, adeta devrim niteliğinde bir ilke imza atarak taş ve kerpiçten olan penceresiz tek odalı evinin yerine, gerçek anlamda ilk evi inşa etmiş. Buna ilaveten bir de fırın yaptırırken yaylanın yeniden imarı ve zamana göre yeniden uyarlanmasında dedemin attığı adım ilk tohum olmuş. Arkasından yayla evleri kullanıma daha elverişli olacak şekilde yeniden inşa edilmiş. Attığı bu öncü adım, Handeresi Yaylası’nın ihyasına büyük katkı sağlamış. Yıllar sonra yayla yeni yapılan evlerle dolduğunda dedem, artık eskiyen iki odalı yayla evini tamir etme kararı alıp yine aslına uygun olarak yapacaktı. Böylece dedem, yaylaya yapılan ilk evin sahibi olarak ilk yaptığı prototipi korumuştu.

 

Dedem yayla evinin balkonunda

Dedem köy ve yayladaki evini sayısız tamirden geçirdi. Asla baştan yıkıp yenisini yapmayı düşünmedi. Bunda o evlerde yaşadığı sayısız hatıranın payının büyük olduğunu düşünüyorum. Özellikle köydeki evin tamirinde dedemin çırağı ben oldum. İnşaat işlerinden hiç anlamasam da dedemin her söylediğini yapmaya çalıştım. Her istediğini hızlı bir şekilde eline uzatmak asli görevimdi. Ama çoğu zaman aletleri karıştırır, iş esnasında boncuk boncuk terleyen dedemin eline yanlış malzemeyi uzatırdım. Mesela kerpetenle yan keskiyi karıştırırdım, sonra çoğu zaman altılık çivi ile sekizlik çiviyi ayırt edemez yanlış olanı uzatırdım. Dedem anlık sinirlense de benim acemiliğimi bilirdi. Bu yüzden günün sonunda iş bittiğinde dedemden hep övgü sözleri duymuşumdur. Kalbimi hiç kırmadığı gibi beni inciten tek bir söz söylememiştir. Ben de dedemin yanından hiç ayrılmayarak onun yardımcısı olmayı sürdürdüm.

Dedem ve anneannem

Dedem ve anneannem ile yaşadığım pastoral hayat, roman konusu olacak kadar zengindir. Yaylanın sisli ve soğuk sabahına uyanıp yaptığımız kahvaltılarda, kırmızı tasta içtiğim sıcak çayın doyumsuz tadını unutmam hala mümkün değil. Meşhur klasik Rus romanlarındaki köy ambiyansını az çok bilenler, dedemlerle geçirdiğim yayla ve köy hayatını anlayabilirler. Hatıralarını dedem ve anneannemle biriktirdiğim; sabah, öğle ve akşam farklı iklimiyle, sık ormanları, engin yeşillikleri, madımağı ısırganı ve dereleriyle Handeresi Yaylası benim hafızamın derinliklerinde ölümsüz yerini aldı.

Yaylada dedemle kahvaltı

 Dedemle birlikte geçirdiğim sayısız hatıra beni diğer torunlarına göre şanslı kıldı. Onun ruh halini, meziyetlerini, tavırlarını, sevip sevmediklerini, sitemlerini, sevinçlerini, uhdelerini, hedeflerini yakından izleme ve öğrenme fırsatını yakaladım. Bu bir torun için gerçekten olağanüstü bir kazançtı, zira başta da belirttiğim gibi kişilik ve karakter inşasında dedem ve anneannemin payı bugünlere gelmemde oldukça büyüktür. Her başarımda onur ve gurur duyarlardı. Dedem, anneannem ve babaannemin duaları bugünlere gelmemde manevi destekçim oldu. Dedem her karne alışımızda tüm notlarımızı tek tek incelerdi. Şu yaşımda dahil olmak üzere sürekli “Benden bir kahve içersin” diyerek cebime harçlık vermeyi hiç bırakmadı. Öte yandan yaşım ilerledikçe dedemle her türlü sohbeti yapabiliyordum. Dedem fikirlerimi dinler, onlara değer verir ve ardından kendi nasihatlerini verirdi.

Geriye dönüp baktığımda dedem benim için, şu yaşıma kadar elde ettiğim başarılarda ve aldığım kararlarda bir motivasyon kaynağıydı. Asil, özgün, yakışıklı, kendi tarzı olan, farklı, mücadeleci, pes etmeyen, dediğini yapan, kendi doğruları olan, ailesine değer veren efsanevi denilecek türden bir insandı. Kırk yaşından sonra okuma yazma öğrenen, ehliyet alıp araba kullanan, çocukluğunun ve hatıralarının yaşadığı eski köy ve yayla evlerini aslına sadık kalmak için sayısız tamirden geçiren, sevdiklerine ‘‘ölürüm boylarına yollarına senin’’ diye seslenen Hacı dedemdi benim. Bana en büyük nasihatiydi: ‘‘Abdulkadir okuyup yazmaya çok dikkat edip devam etmeye gayret et. İleride iyi yerlere gelirsin; vatana, millete, ana babana, ailene ve bütün akrabalarına faydan olur.’’

Dedemi kaybettik ama üzerimizdeki etkisi, emekleri, nasihatleri, konuşmaları, hikayeleri, deyişleri ve türküleri bizimle yaşamaya devam ediyor. Hacı Hüseyin Uluocak’ın torunu olmak benim için büyük bir kıvanç ve şerefti. Bu yazı vesilesiyle gönlümün tezenesi, gölgesinden uzun, civanmert dedemi rahmetle anıyorum..

Abdulkadir AKSÖZ

 

Yazar Hakkında

Abdulkadir AKSÖZ

Uluslararası İlişkiler Siyasi Tarih [email protected]

Yorum Yaz