ALİYA İZZETBEGOVİÇ’İN ÇOCUKLUK VE GENÇLİK YILLARI

0

Bismillahirrahmanirrahim.

Klavyede tuşlara basmaya başladığımda saat 03.56’yı gösteriyordu. Son sahuru yapmış ve Ramazan-ı Şerif’e elveda demeye hazırlanırken bu yazıyı yazmaya başladım. Bu bereketli vakitlerde yazıyı yazmama vesile olan Hasan Şahintürk’e teşekkürü bir borç bilirim.

Şahsıma Aliya İzzetbegoviç’i yaz denildi. Ancak belirtmek isterim ki bu o kadar kolay bir iş değil! Ne ben onu tam mahiyeti ile anlatabilecek kadar marifetliyim ne de o bu yazıya sığacak kadar sıradan bir insan! Bundan dolayı yazının amacı Aliya İzzetbegoviç ve Bosna Hersek Davası’na dair merakı uyandırmak ve bu konu hakkında daha fazla araştırma yapmaya teşvik etmektir.

Aliya İzzetbegoviç, 1925 yılında Bosna Hersek’in Bosanski Samac ilinde doğdu. Büyükbabası, İstanbul’da askerlik yaparken Sıdıka isminde Üsküdarlı bir Türk kızı ile evlenmiştir. Ömrünün en önemli yılları Saraybosna’da geçmiştir. Nitekim Bosna Hersek savaşının bir diğer ismi de Saraybosna savaşıdır. Aliya İzzetbegoviç savaş sırasında başkomutan sıfatı ile cepheleri de dolaşmış ama zamanının çoğu Saraybosna’da geçmiştir.

Küçük yaşlarından itibaren annesinin büyük etkisi ile dindar bir genç olarak yetiştirilmiştir. Anılarını anlatırken geriye dönüp baktığında hatırladığı ve tebessümle karşıladığı şeylerden biri de annesinin onu 12-14 yaş aralıklarında iken zorla sabah namazına kaldırması, evlerinin yakınındaki Hadzijska Camii’ne göndermesidir. O çocukluğuna dair hatırladığı en net kişiliklerden biri olarak da Hadzijska Camii’nin yaşlı imamı Mujezinovic’i söylemiştir. Mujezinovic her sabah namazı farzının ikinci rekatında Rahman Suresi’nden ayetler okurmuş. Aliya o vakitleri şöyle anlatır: ‘’Taze bahar sabahındaki o cami, sabah namazında okunan o Rahman Suresi ve civardaki herkesin kendisine saygı duyduğu o alim; uzun zaman önce geçip gitmiş olan yılların sisleri arasında hala net bir biçimde görebildiğim en güzel görüntüleri oluşturmaktadır.’’

Yugoslavya’nın içinde bulunduğu siyasi durumda komünist oluşumlar el altından illegal broşürler dağıtmakta ve gençler arasında popülerlik kazanmaktadır. O dönemde 15 yaşları civarında olan Aliya, bu broşürlerden ve komünist çevresinden belli bir zaman etkilenmiştir. Bu zamanlarda inancında bazı tereddütler yaşamıştır. Birçok komünist ve ateist yazarların yazılarını arkadaşları ile beraber okumuştur. Yıllar sonra Aliya, komünistlerin propaganda konusunda çok iyi olduklarını ifade etmiştir. Ancak Aliya, Yugoslavya’da daha çok bir tepki ideolojisi olarak ortaya çıkan komünizm hakkında şunları söylemektedir: ‘’Komünizm, demokrasiyi anlamadı. O, Yugoslavya’da antifaşist bir hareketti, bir karşıt ideolojiydi ve diğerinden daha az totaliter değildi. Kızıl totalitarizm Kara totalitarizme karşı durmak için gelmişti.’’

Aliya inancında yaşadığı sarsıntılı 2 yıldan sonra ‘Tanrısız bir kainat, bana anlamdan yoksun görünmüştür her zaman’ diyerek eskiden yaşadığı inancı atalarının inancı olarak niteleyip İslam’ı daha çok araştırmaya ve inancını sağlamlaştırmaya çalışmıştır.

O aynı zamanda Avrupa topraklarında büyüyen Müslüman bir gençti. 18-19 yaşlarında Avrupa’nın temel metinlerini okumaya başlamıştı. Bergson’un Yaratıcı Evrim’i, Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi ve Spengler’in iki ciltlik Batı’nın Çöküsü adlı eserler Aliya üzerinde özel bir etki bırakmıştır.

İnancını sağlamlaştırma eğilimine girmesinden sonra Genç Müslümanlar (Mladi Muslimani) adlı örgüt ile tanışmıştır. Burada üniversite ağırlıklı olmak üzere her kesimden gençler bulunmakta ve broşürler, dergiler vb. gibi araçlar ile bazı fikri çalışmalar yürütmektedirler. Aliya, Genç Müslümanlar’a katılmasını ve orada kalmasını şöyle açıklıyor: ‘’Onlar, dinimle ilgili duymak istediklerimle aynı paralelde olan bazı yeni fikirlerin anahatlarını oluşturdular.’’ Genç Müslümanlar birkaç genç ile başladıkları bu yola, 1940-1941 yıllarında her şehirde yüzlerce sempatizanı olan bir örgüt olarak devam ettiler. Ancak bu örgüt büyüdükçe Yugoslavya yönetiminin de tepkisi de şiddetlenmiştir. 1946 yılından itibaren tutuklamalar başlamış ve Aliya’da tutuklananlar arasında yerini almıştır. İlk hapis deneyimi 36 ay yani 3 yıl kadar olacaktır. Bu süreci Aliya şöyle anlatmıştır: ‘’ Hapiste Mart 1946’dan Mart 1949’a kadar üç yıl geçirdim. Bu zamanın yarısını oldukça aç geçirmiş olduğum bir kenara bırakılırsa, herhangi bir işkenceye maruz bırakıldığımı söyleyemem. Mahkumiyetim tamamlandığında 24 yaşımdaydım ve sağlığıma tekrar bütünüyle kavuşmuştum. Ne kadar iyi göründüğümü gördüklerinde ailem sevinçten gözyaşlarına boğuldu. İnsanlar başka bir şeye niyet etmişlerdi fakat Allah tümüyle farklı bir şey ihsan etmişti.’’

Aliya, mahkumiyetinin bitişinin hemen ardından 18 yaşından beri tanıdığı Halida ile evlenmiştir. ‘Halida çok güzel ve maalesef ben ona layık olacak kadar güzel değilim’ diye anılarında latife yaparak Halida’ya aşkının yoğunluğunu da belli etmekten çekinmemiştir. Savaş sırasında tanıştıkları Halida ile hava saldırılarını haber veren sirenler çaldığı zaman buluşuyorlarmış. O vakitleri şöyle tanımlıyor: ‘’Kuşkusuz ikimiz, kentte hava saldırısı sirenleri duyduğunda mutlu olan yegane kişilerdik.’’

Aliya, 1954’te kaydolduğu Hukuk Fakültesini 1956’da bitirdi ve böylece gençlik arzusunu 29 yaşında gerçekleştirmişti. Yaklaşık 10 yıl boyunca bir inşaat firması için çalıştı. Bu dönemi Aliya’nın İslam hakkında bazı ciddi fikri çalışmalarını yapmaya vakit bulduğu dönem olarak niteleyebiliriz. 1969’da son halini verdiği ‘İslam Deklarasyonu’ adlı eseri 1970’de 40 sayfalık bir metin olarak yayınlandı. Ancak İslam Deklarasyonu 1983’de Aliya’nın yargılandığı Saraybosna Davası döneminde dikkat çekti. Kürşad Atalar, İslam Deklarasyonu adlı eseri kısaca şöyle tanımlamıştır: ‘’Bildiride tüm dünya Müslümanlarına, yeniden dirilişin öncüleri olma noktasında kendilerine düşen tarihi rolü üstlenmeleri çağrısında bulunuluyordu. Kitapta, ağırlıklı olarak, Müslüman çoğunluğun yaşadığı ülkelerde İslami mücadelenin nasıl verilmesi gerektiğine ilişkin görüşler yer almakla birlikte, farklı etnik grupların yaşadığı coğrafyalarda Müslümanların tavrının nasıl olacağına dair görüşlere de yer veriliyordu.’’

Aliya, 1980 yılında aynı zamanda çoğunluğu 1946 yılında hapisten önce bitirdiği el yazmalarından oluşan Doğu-Batı Arasında İslam adlı eserini yayınladı. Aliya ‘’Bu kitapla, bugünün düşünce ve olgu dünyasında İslam’ın yerini değerlendirmeyi amaçlamıştım. Bana öyle geliyordu ki, tıpkı Müslüman dünyanın coğrafi pozisyonunun yeryüzünde Doğu ve Batı arasındaki mekanı kaplaması gibi, İslam’da Doğu ve Batı düşüncesi arasında bir yerlerde bulunuyordu.’’ diyerek Doğu-Batı Arasında İslam adlı eserini kısaca özetliyordu.

23 Mart 1983 sabahının ilk saatlerinde dairesine Yugoslav Gizli Polisi tarafından baskın yapılmış ve böylece Aliya için hayatının kırılma dönemlerinden biri başlamıştır. 18 Temmuz sabahı Aliya’yı almaya gelmişlerdi ve medyanın nitelendirdiği başlıkla Saraybosna Davası başladı. Yaklaşık bir ay süren davanın sonuna doğru gelirken hakim Aliya’ya ‘düşünce suçu’ isnad ederek şu açıklamayı yapmıştır: ‘’İslam Deklarasyonu toplumsal düzenimizin değerlerine yönelik bir saldırıdır. İçinde mutlak bir tehlike, yazılı ve sözlü suç, karşı-devrimci etkinliklere ilişkin bir bilinç yatmaktadır.’’ Bu açıklamanın ardından bir faydası olmayacağını bile bile Aliya, hakim ile tartışmış ve onu hakiki bir Müslüman olarak tanımamıza yardımcı olan o tarihi konuşmasını yapmıştır: ‘’Yugoslavya’yı seviyorum ama onun yönetimini değil. Bütün sevgimi özgürlüğe veriyorum ve geriye yetkililer için bir şey kalmıyor. Ben, bu ülkenin yasalarını çiğnemiş olmaktan yargılanmıyorum. Çünkü böyle bir şey yapmadım. Ben aramızdaki tekil iktidar sahiplerinin, izin verilmiş ve yasaklanmış olana ilişkin kendi standartlarını, Anayasayı ve yasaları dikkate almaksızın empoze etmelerine yarayan yazılı-olmayan kuralları ihlal etmiş olmaktan dolayı yargılanıyorum. Nereden bakılırsa bakılsın, yazılı-olmayan bu kuralları vahim bir biçimde ihmal ettim. Bu itibar ile beyan ederim ki; Ben bir Müslümanım ve öyle kalacağım. Kendimi dünyadaki İslam davasının bir neferi olarak telakki ediyorum ve son günüme kadar da böyle hissedeceğim. Çünkü İslam, benim için güzel ve asil olan her şeyin diğer adı; dünyadaki Müslüman halklar için daha iyi bir gelecek vaadinin ya da umudunun, onlar için onurlu ve özgür bir hayatın, kısacası benim inancıma göre uğrunda yaşamaya değer olan her şeyin adıdır.’’ Bu konuşmasının ardından 20 Ağustos günü hakim kararı açıkladı ve Aliya İzzetbegoviç, 14 yıl hapis cezasına mahkum edildi.

Aliya, Yugoslavya yönetiminin bu kadar sert davranmasını şöyle özetliyordu: ‘’Güçlü rejimler insanları söyledikleri sözler nedeniyle mahkûm etmezler; zayıf olanlar korkarlar ve varoluş sürelerini uzatabilme çabası içinde şiddete başvururlar.’’ Bundan dolayı rahatça söyleyebiliriz ki Aliya İzzetbegoviç, Yugoslavya devletinin uzun yıllar yaşayabileceğini düşünmüyordu.

1983 yılında nihayete eren Saraybosna Davası ve Aliya’nın mahkûmiyeti, hayatında yeni bir dönemin başlangıcıdır. Aliya duygusal olarak artık Yugoslavya’ya bir bağlılık hissetmemektedir. 1983 yılında başlayan mahkûmiyeti yurtdışından Yugoslavya devletine yapılan baskılar neticesinde 1989 yılında son bulmuştur. Siyasete atıldıktan sonra medyadan şahsına birçok defa ‘Sizi mahkûm edenlerden intikam alacak mısınız?’ minvalinde gelen sorulara ‘Bir politikacı olarak onları affettim. Ama bir insan olarak değil!’ diyerek oldukça hikmetli bir cevap vermiştir.

1 yıldan biraz az süren dinlenme sürecinin ardından Aliya, hapishanede tasarladığı ve yakın çevresine bahsettiği bir siyasi partinin kurulması için somut adımlar atmaya başlamıştı. Bu partiyi Yugoslavya sınırları içerisinde faaliyet gösterecek bir Müslüman partisi olarak kafasında tasarlamıştı. Kasım 1989’da partinin kurulma süreci başladı ve hızlıca tamamlandı. Aliya, partinin doğal lideri konumuna gelmişti ve insanlar onu partinin lideri olarak tanımlıyorlardı ve O da büyük bir mütevazilikle kendine şu soruyu soruyordu: ‘’Eğer en iyileri bensem, acaba gerisi neye benziyor? Fakat belki de önderlerin, en iyisi olması gerekmiyordur. Önder olabilmeleri için, bazı temel zaaflarının da olması gerekir ki, bende bunlardan bolca var.’’

27 Mart 1990’da siyasi partinin kuruluşunun tamamlandığını açıklamak üzere -Bosna Savaşı’nda özel bir yeri olan- Holiday Inn otelinde toplanmışlardır. Partinin kurucular kurulu -ekseriyeti Boşnak siyasiler, akademisyenler ve sanatçılardan oluşan- 40 kişilik bir ekipti. Partinin varoluşuna büyük tehditler savrulmasından dolayı SDA (Demokratik Eylem Partisi), tedirginlikler içinde kuruldu ve faaliyetlerini gerçekleştirdi.

İki ay sonra 26 Mayıs 1990’da SDA Kuruculular Kurulu toplantısı yapıldı. Aliya, Kuruculular Kurulu toplantısına basın mensupları önünde ‘Bismillahirrahmanirrahim’ diyerek başladı. Aliya bunu iki nedenden dolayı yaptığını söylüyor: ‘’Öncelikle, çok samimi bir biçimde Herşeye Kadir Olan’a, bize yardım etmesi için dua ediyordum; ikinci olarak da o, dini özgürlüğün bir simgesi ve rejime itaatsizliğin bir işaretiydi. O tarihe kadar, herhangi bir dini ibareyi kamusal bir platformda telaffuz etmek tahayyül bile edilemezdi!’’

18 Kasım 1990’da Bosna Hersek Cumhuriyeti Parlamentosu seçimleri yapıldı. 240 sandalyeden 86’sını SDA aldı. Bu seçim sonucu zaferin işaretiydi. Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı’nın ilk yasama oturumunda, seçimden galip çıkan partiler bir mutabakata vardılar ve Aliya İzzetbegoviç, Cumhurbaşkanı seçildi.

Dördüncü word sayfasının sonuna doğru yaklaşmaktayım. Bu yazıyı epey plansız ve doğal bir şekilde yazdım. Sayfa nerede biter ise hikaye şimdilik orada son bulur mantığı ile yazdım. Buraya kadar anlatmaya çalıştığım süreç Aliya İzzetbegoviç’in çocukluk, gençlik ve siyasete atılma hikayesini kapsadı. Ancak o aynı zamanda büyük bir komutan, aksiyon adamı ve hikmet sahibi bir liderdi. Bunu anlamak için Bosna Savaşı’nı ve Dayton Anlaşması’nı tarihi gerçekler ile iyi bir şekilde okumalıyız. Yazının sonuna gelirken bu yazının devamının gelmesi için kendime baskı yapmaya çalışacağıma söz veriyorum. İmkanlar el verir ve bir daha görüşebilirsek Aliya İzzetbegoviç’in Bağımsız Bosna Hersek’i kurma yönünde verdiği mücadeleyi anlatmaya devam edeceğim. Şimdilik selametle…

Not: Aliya İzzetbegoviç hakkında bilgi edinmek için Trt’nin İgman Dağı Gibi Adam ve Bayrampaşa Belediyesi’nin Aliya Konuşuyor adlı belgesellerini izleyebilirsiniz. Aynı zamanda daha derin bir okuma için Aliya İzzetbegoviç’in Tarihe Tanıklığım, Özgürlüğe Kaçışım, Doğu-Batı Arasında İslam, İslam Deklarasyonu ve Konuşmalar adlı eserlerini okuyabilirsiniz. Bu okumayı desteklemek amacıyla birkaç ay evvel yayınlanan Hece Dergisi’nin Aliya Özel Sayısı’nı, Kerim Luçareviç’in Saraybosna Savaşı’nı, Kürşad Atalar’ın Çağdaş Müslüman Düşünce Sembol Şahsiyetler kitabındaki Aliya bölümünü ve Mahmut Hakkı Akın’ın Aliya İzzetbegoviç adlı eserlerini okuyabilirsiniz.

Hayri SOYGÜZEL

Yazar Hakkında

Hayri SOYGÜZEL

Economics • MENA & Balkan Regions
hsoyguzel@gmail.com

Yorum Yaz