HİNDİSTAN’DAN İSTANBUL’A: ARAMAKLA BULUNMAZ

1

Hindistan’dan İstanbul’a döndüğüm zamanlarda ilk uğrağım kütüphanem. Gözüme bir kitap iliştirmeye bayılırım, kitapların ‘‘beni seç, beni oku’’ demesini bekler gibi süzerim raflarımı. Ruhum ve gönlüm hangisine kayarsa o kitap benlen gelir. Bu yüzden önce kitaba ısınmam, kendime kabul ettirmem gerekir. Biraz zor bir süreç benim için. Ne okuyacağıma karar verirken aklım ve kalbim çoğu zaman çelişir. Bilimsel kitaplarım mı yoksa romanlarım mı? Hangisine yöneleceğimi o anki okuma iştahım belirler. Bazen kararsız kalıyorum bu da bir handikap amma sonunda biriyle yol yürümeyi kesinleştiriyorum. Artık yol ve yoldaşlık ilişkisi başlıyor kitapla benim aramda. Sade bir kahve, bazen bir meyve tabağı, bazen de otobüsün en arka koltuğu eşlik eder okumalarıma. Yolda okumayı hassaten çok severim, bazen kafamı kaldıramayacak kadar sürükleyici romanlarda hapsolmuşumdur. Şükür ki hiç durağımı kaçırdığımı hatırlamam, tam zamanında bölümü bitirir yahut işaretimi atarım. Dışarı kitapsız çıkmayı hiç sevmiyorum, illa bir kitap alırım yanıma. Hele İstanbul’da, yolculuk esnasında, sığınağımdır kitaplarım. Çıkarıp oku(ya)masam bile varlığından haberdarımdır ve bu benim için kıymetlidir.

Bu dönüşümde gözüme ilişen ilk kitap İsmail Kara hocanın derkenarlarından hazırladığı ismi müstesna bir eser ‘‘Aramakla Bulunmaz’’.  Sunuş kısmıyla okumaya başladığım kitabın adı için önce ‘‘Kurumuş Ağaca Su Vermek’’ düşünülmüş, ardından Mustafa Kutlu’nun önerisiyle asıl adına kavuşmuş. İsmiyle müstesna dedim ya gerçekten öyle… ‘‘Aramakla bulunmaz ve fakat bulanlar ancak arayanlardır.’’ Kitabı o kadar beğendim ki 2 gün demeden bitiriverdim. İsmail Kara Hoca, anılarından araştırmalarına değin geniş bir yelpazede okuyucuya iz sürdürüyor. Kitapta Mehmet Akif’i de buluyorsunuz Tevfik Fikret’i de. İsmet Özel de var, Hüseyin Kazım Kadri de… Kitaplar, mecmualar, risaleler, Osmanlıca metinler, vaizler, hafızlar, mahalle mektepleri, kütüphaneler, mektuplar, ansiklopediler, kamuslar… Velhasılı Hoca’nın aramakla bulunmayacak derinlikte çalışma notları ve derkenarları beni çepeçevre kuşattı. Hindistan Günlükleri bile bulduğum bu kitapta arayarak bulamayacağım belki hiçbir zaman aklıma gelmeyecek notlarla karşılaştım. Bu sebepten ötürü kazancımız büyük, heybemiz dolu elhamdülillah.

Kitap kendine hapsetti. Yetmedi bana yeni yollar açtı, araştırma kapısını araladı. Hoş bir sada bıraktı arkasında. Bir bölümünü burada aktarmak istediğim kitapta Mehmet Akif’in bilinmeyen bir yazısından söz edilmiş. Sebilürreşad Gazetesi’nde merhum müellif ve Maarif Nazırı (Milli Eğitim Bakan) Emrullah Efendi’nin vefatının ardından yazmış olduğu imzasız yazı beni mest etti. Buradan paylaşayım:

 

‘‘Pek Azim Bir Ziyâ

Son zamanlarda pek kıymetli birçok evladını kaybeden âlem-i İslâm beş on gün evvel (14 Ağustos 1914) Emrullah Efendi hazretleri gibi dünyalar değer bir vücud-ı muazzezden daha mahrum oldu. Merhum-ı müşarun ileyhin pek erken, pek vakitsiz irtihali yalnız vetan-ı Osmanî için değil, bütün cihan-ı İslâm için telafisi cidden müşkil bir ziyâ-ı elîmdir. Hakikat, ihata-i ilmiyesindeki vüs’at, fikrindeki isabet, mesaisindeki ciddiyet, kalemindeki kuvvet, ahlakındaki metanet, vicdanındaki safiyet Emrullah’ı pek çoğumuzun, hatta sevk-ı hayal edemeyeceği kadar yükseklere çıkarmıştı.

Kendisini yakından tanıyanlar, meclis-i fezâilinden müstefiz olanlar, yazılarını okumuş olanlar onun nasıl bir nâdire-i zaman olduğunu tespit etmek için delâile, berâhine muhtaç olmazlar.

Emrullah’ın pek muhık olan iştihar-ı ebedîsi on beş sene kadar evvel neşr etmiş olduğu lisan makaleleriyle başlar ki o kuvvetle bir yazıyı o zaman değil bugün bile matbuat-ı Osmaniye muhiti maalesef göremiyor.

Meşrutiyet-i müteakip de millet bir hayli mesai-i tahrirânesinden müstefid oldu. Ancak bir müddet siyasiyât ile meşgul olması kendisinin asıl ilm ü irfan sahasında göstereceği faaliyeti bittabi tenkis etti. Emrullah’tan bu vatan  asıl bundan sonra hizmet görecek, asıl bundan sonra gereği gibi istifade edecekti. Çünkü artık siyasiyât âleminden çekilmiş idi; artık neşriyat-ı ilmiyeye hasr-ı vücud etmek kararını vermiş idi. Vâ esefâ ki ecel o vücud-ı muazzezi bize çok gördü. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn.’’*

*Vurgular benim. Kaynak: Aramakla Bulunmaz, Dergâh Yayınları, sf.67

Şimdi bu yazıyı okuyunca siz ne hissettiniz? Mehmet Akif’in şu vefat yazısındaki incelik, üslup, dil zenginliği bugün hangimizde var… Osmanlı-İslâm geleneklerine bağlı kalarak eğitim alanında önemli reformları başlatan bir isim olarak Emrullah Efendi’nin vefatına binaen yazılan yazının, Mehmet Akif’in kaleminden dökülen şu satırlardaki hissiyatın iliklerime kadar işlemesi acaba nedendir… Allah hepimize hayırlı ömür, hayırlı ölüm ve sadık dostlar nasip eylesin.

^^^

2016 yılının Temmuz ayından bu yana ilimvemedeniyet.com’da yazıyorum. Koca bir kaynak, büyük bir dijital ilim havuzu kurmuşuz. Bir bakıma evimiz, kalemimizi oynattığımız, düşünce ve duygularımızı aktardığımız bizim diyebileceğimiz bir mecra burası. Yıl 2020 oldu. Hareketimiz ağır aksak da olsa yoluna devam ediyor, bir ilim ve kültür müessesi olarak varlığını koruyor. Burayı seviyoruz çünkü yazma alışkanlığımızı dirilten ve geliştiren bir muhit ilimvemedeniyet.com. Nice senelere hayırla ilimle ulaşmasını, yolunda dur durak bilmeden ilerlemesini temenni ediyorum.

^^^

2O2O.. Yeni bir yıla daha başladığımız şu günde geriye dönüp baktığımız senelerin muhasebesini yapmakla mükellefiz. Herkes kendi zaviyesinden hayatının akışını düzenliyor, kendi mutluluğunu, kendi hüzünlerini inşa ediyor. Bilemeyiz. Bildiklerimiz ancak gördüklerimizin yansımasından ibaret. 2020 ülkemize bereketiyle gelsin. Yeni yılın sevgi ve güzelliklere vesile olmasını niyaz ederim.

Abdulkadir AKSÖZ

 

 

About Author

Political Science Indian Subcontinent Studies abdlkdraksz@gmail.com

1 Yorum

  1. Yelda Şahin on

    ‘ziyâ’ yazımı kayıp, zayi anlamındaki (dât, ye, ayın ile yazılan) sözcüğün değil ışık anlamındaki sözcüğün harf çevrimi olabilir. Yani ziyâ-ı elîm ‘acı bir kayıp’ değil, ‘acı bir ışık’ anlamı veriyor. Aslını daha iyi yansıtan, karışıklığa yol açmayacak bir yazım tercih edilmeli.

Reply To Yelda Şahin Cancel Reply