BALKANLAR’DA IRKÇILIK VE İSLAMOFOBİ

0

Irkçılık ve İslam karşıtlığı dünyanın her yerinde olduğu gibi Balkanlar’da da kanser hücresi gibi yayılıyor!

Sivil toplum kurumlarının araştırmaları, ırkçılık ve İslamofobinin dünyanın her yerinde olduğu gibi Balkanlar bölgesinde de günden güne arttığını göstermektedir. Yaklaşık seksen ülkede yapılan bir araştırma dünyadaki ırkçılığın boyutlarını gözler önüne sermektedir: araştırmaya göre sorulan “Hangi insanların komşunuz olmasını istemezsiniz?” sorusuna katılımcıların cevapları ekseriyetle “diğer ırktan olanlar” olmuştur. “Öteki” olarak görülen Müslümanlar ve farklı ırktan olanları hedef alan söz ve davranışlar toplumsal olarak kırılganlığın zirvede olduğu Covid-19 döneminde oldukça arttı. Hemen hemen her ülkede halk üzerinde ciddi etkisi olan politikacıların bu gibi durumları fırsat bilerek bu süreçleri sistematik karşıtlık emelleri uğruna araç haline getirmeleri gözlemlenmektedir. Bu durum ırkçılık ve İslamofobiyi temel alan fakat içerisinde birçok toplumsal problemi barındıran otoriter Avrupa ve Balkanlar oluşturmaya başladı. Irkçılık ve İslam karşıtlığının örnekleri hemen hemen her Balkan ülkesinde karşımıza çıkmaktadır.

Yunanistan’ın, içindeki etnik-dini zenginliği nevrotik olarak tek tipleştirme politikalarından Türk-Müslüman azınlık başta olmak üzere Ortodoks Arnavutlar da zarar görmektedir. Türk-Müslüman azınlığın Yunan-Müslüman azınlık olarak nitelendirilmesi dahi azınlık haklarını ihlal olarak değerlendirilirken Yunanistan’ın Kuzey Epir bölgesinde yaşayan Arnavut-Ortodokslara yönelik söylemleri de hellenleştirme (hellenisation) olarak yorumlanmaktadır. Yine de Yunanistan’ın Pan-Helenizm politikaları tarihten günümüze bir gerçek olarak uzanmaktadır.

Irkçı tutumuyla gündemde olan Bosna-Hersek’in Sırp kesimi, savaş suçlusu Bosna-Hersek’li Sırp lider Radovan Karadzic’in ideolojisini sürdürdüğünü gösterdi. Lahey’de kurulan uluslararası mahkeme tarafından Radovan Karadzic’in müebbet hapsine karar kılınması gerek Sırp yüksek temsili gerek Sırp halkı tarafından “saygısızca ve alaycı” olarak nitelendirildi. Bu tutum Büyük Sırbistan idealinin ve ırkçılığın halen canlı olduğunu göstermektedir. Sırp nüfusunun yoğun yaşadığı Bosna-Hersek’in Pale bölgesinde bir öğrenci yurdu halen Radovan Karadzic ismini taşımaktadır. Buna ek olarak Eski Yugoslavya’da Sırp olmayan on binleri katleden Çetnik Hareketinin Bosna-Hersek’te halen etkin olması ırkçılığın kaybolmadığını fakat boyut değiştirdiğini ortaya koymaktadır.

Arnavutluk ve Kosova’da Osmanlı sonrası dönemin kalıntıları gözlenebilmektedir. Bu bağlamda Türkofobi ve haliyle İslamofobi, komünist rejim kitaplarında milliyetçiliğin aşılanmasıyla da artmış olup çeşitli provokasyonlarla bu karşıtlık kızıştırılmıştır.

İslam’ın yayılmasını etkileyen faktörler, sadece Hristiyanların ödediği toprak vergileri yoluyla insanlara uygulanan baskı, erkek çocukların alıkonarak İstanbul’a götürülmeleri ve burada İslamlaştırılmaya ve İslami eğitime tabi tutulmaları, devlet organlarının nüfusa misillemede bulunması ve benzeri örnekleri içeriyor.

Özellikle eğitim ve medya sektöründe karşılaşılan karalama politikaları sahada bazı sıkıntılar doğurmuştur. Geçtiğimiz yıllarda medyanın yanlı/yanlış yönlendirmesi sonucunda Prizren’de bulunan Türk konsolosluğuna saldırıda bulunulmuştu.

Karadağ’da geçtiğimiz şubat ayında ülkenin en büyük ikinci şehri Nicsic’in tek camisi olan Hacı İsmail Camisinin duvarlarına ve girişine Srebrenitsa katliamına atıf yapılarak ülkedeki Müslümanları hedef alan “Nicsic de Srebrenitsa gibi olacak” yazısı yazıldı.

Sırbistan’da ise ırkçılığı anlamlandırabilmek için Sırpların bağımsız olduğu dönemden bahsetmek zaruridir. Zira bugünkü Sırbistan Eski Yugoslavya’nın halefidir. Bağımsızlık sürecinde ulus fikrinden hareketle yeni bir kimlik ve aidiyet unsuru oluşturmak isteyen Sırbistan, her ulus devlet gibi “karşı düşman” tezi ile hareket edip kimliğini milliyetçilik üzerinden inşa etmiştir. Sırbistan’daki ırkçılığın ve İslamofobinin fikrî altyapısı ve ideolojik temelinin Fransız devrimi ile şekillendiğini söylemek mümkündür. Osmanlı millet sisteminde dinsel bir sınıflandırma vardı ve topluluklar dinsel kimlikler ile tanımlanıyorlardı. Fransız Devrimi ile birlikte Balkanlar’da modern milliyetçi ideolojinin oluşması cemaate dayalı sistemin tasfiyesi ve dilsel birlikteliklerin ön plana çıkması şeklinde gerçekleşmiştir. Sırbistan’ın ırkçılık ve İslamofobi bağlamında köhneleşmiş kafa yapısı ve politikaları günümüz aşırılıklarına da ışık tutmaktadır. Bosna savaşı sırasında Büyük Sırbistan ideali çerçevesince Srebrenitsa’da sekiz binden fazla Müslüman Boşnak’ın katledilmesi ve cezaları kesinleşmiş olmasına rağmen “Bosna Kasapları” nın (Ratko Mladic / Radovan Karadzic) hâlâ Sırp halkı ve yetkililer tarafından savunulması Sırbistan’ın ırkçılığının boyutları hakkında bilgi verebilir.

Sadece Balkanlar’da değil dünyanın her yerinde ırkçılığın ve İslamofobinin gün geçtikçe yayıldığı konusundaki araştırmalar buna radikal tutumların neden olduğunu iddia etse de Fransa’da namaz kılmak artık radikalleşmeye meyil olarak görülmektedir. Dolayısıyla Balkanlar coğrafyasında bundan sonra daha sistematik ve bilinçli ırkçılık ve İslamofobi ile karşılaşılacak gibi görünüyor.

 

Enes KOŞAR

 

Sonnotlar

 

 

About Author

Istanbul Medeniyet Univ. Political Sciences Balkan Studies httpnettd[at]gmail.com

Leave A Reply