TÜRKİYE VE STRATEJİK SABIR

0

2015 Amerikan Milli Güvenlik Strateji Belgesi’nde yer alan yeni kavramlardan biri olan stratejik sabır, uluslararası ilişkiler bağlamında, mevcut küresel konjonktür göz önünde bulundurulduğunda hegemonik ve bölgesel güçlerin gelişen çok boyutlu meselelerde yol haritasını şekillendiren bir etkiye sahiptir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Obama yönetiminde özellikle Ortadoğu üzerinde benimsediği politikaların özetini teşkil eden stratejik sabır, bölgede artan gerilime karşın son ana kadar diplomasiyi kullanma ve askeri kanalların dışında kalma üzerine oturtulmaktadır. ABD’nin Ortadoğu havzasının kırılgan bölgelerinde artarak devam eden DAEŞ terörü ve Suriye’deki Esad rejimine karşı izlediği tavır stratejik sabrın bir ifadesidir. Amerikan yönetimi askeri ihtimalleri en son ve en uzak, hatta mümkünse hiç devreye sokmadan istenilen sonuçların elde edilmesine yönelik bir politikanın takipçisi durumundadır. Böylesi bir politika Amerika’nın çıkarları doğrultusunda yeni bir savaşın içerisine bizzat saplanmamayı ve bölgesel aktörlerin sorunlarda başat sorumluluğu almasına dönük olarak yürütülmektedir. Stratejik sabır kavramsallaştırması Türkiye’nin son yıllarda içerisinde bulunduğu durumun analiz edilmesinde önemli çıkarımların yapılmasına olanak sağlayacaktır.

Türkiye uluslararası arenada Arap Baharı olarak nitelendirilen kitlesel halk hareketlerinin otoriter rejimlerce karşı refleks gösterilmesinden bu yana ciddi problemlerle karşı karşıya bulunmaktadır. Özellikle Suriye’de başlayan iç savaş Türkiye’nin güney sınırlarına dayanan bir tehdidin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Suriye topraklarındaki otorite boşluğu, Türkiye’ye sığınan mültecilerin artmasına sebep olmuş ve bu durum Türkiye’yi yaşanan hadiselerde birinci dereceden muhatap haline getirmiştir. Bölgenin parçalı etnik yapısının meydana getirmiş olduğu güç mücadelesi sorunun derinleşmesine, DAEŞ terörünün ortaya çıkması ise sorunun kronikleşmesine neden olmuştur.

Suriye’de yaşanan hadiselerin ciddi boyutu, Türkiye’nin askeri bir harekât içerisine girip girmemesi üzerine yoğun bir gündem oluşturmuştur. Suriye rejiminin Türk savaş uçağını düşürmesinden(22 Haziran 2012) bu yana değişen angajman kuralları ve Türkiye’nin topraklarına düşen bombalara misliyle karşılık verilmesine dönük beyanatlarla Türkiye-Suriye hattında bir savaşın meydana gelebileceğine olan inanç da artmıştır. Keza Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleşen intihar saldırısının Suriye bağlantılı olduğunun tespit edilmesi ve Musul Başkonsolosluğu çalışanlarının DAEŞ tarafından esir alınmasıyla bu propaganda körüklendirilmiştir. Ancak Türkiye Hükümeti, askeri bir müdahaleden kendisini uzak tutmanın gayreti içerisinde olarak Musul Başkonsolosluğu krizini uzun süren diplomatik trafikle çözmeyi başarmıştır. İşte bu noktada Türkiye’nin Suriye ile olası bir savaşa itilme veya sürüklenme tehdidine karşı -artık yeni kavramsallaştırmayla isimlendirirsek- stratejik sabır fonksiyonunu bir diplomasi aracı olarak uygulamaya koymuştur. Türkiye’nin bölgedeki üstünlüğünü Suriye üzerinden engellemeye yönelik bir planın işareti olan savaş propagandası, ulusal güvenlik konusunda Türkiye’nin kesin ve net tavrı ile akamete uğratılmaya çalışılmıştır.

Türkiye’nin fiili bir savaşın içerisine çekilmek istenmesi DAEŞ saldırılarının Türk sınırlarına dayanmasıyla artış göstermiş ve böylesi bir ortamın içerisinde PKK’nın Suriye yapılanması olan PYD’nin DAEŞ ile mücadele etmesiyle PKK’ya karşı olan negatif algı da uluslararası medyada değiştirilmeye çalışılarak Türk tezleri reddedilmeye çalışılmıştır. Stratejik sabır gereği tek başına bir askeri harekât yapmanın getireceği olumsuzlukların bilinciyle diplomasi ve uzlaşma hamlelerinden vazgeçmeyen Türkiye, sınırları dışında kalan tek vatan toprağı Süleyman Şah Saygı Karakolu ve Türbesi’ne DAEŞ güçlerince saldırılacağı bilgisini almıştır. Böylesi kapsamlı bir stratejik tuzağın içine çekilmek istenen Türkiye,DAEŞ saldırısının yapılacağı istihbaratının alınmasının akabinde askeri operasyon(22 Şubat 2015-Şah Fırat Operasyonu) düzenleyerek karakol ve türbenin yerini sınırın hemen yakınındaki Eşme olarak bilinen mevkie taşıyarak olası bir savaş senaryosuna sokulmaktan kendini korumuştur. Çatışmaya girilmeden gerçekleştirilen bu operasyon ile Türkiye, Suriye denklemi üzerinde kendisini bilinmeyen bir savaşın içerisine çekmek isteyenlere bir mesaj daha vermiştir. Ancak Türkiye’nin Suriye, PYD ve DAEŞ meselelerinde göstermiş olduğu stratejik sabır, artarak devam eden karışıklıklarla uygulanması gittikçe zorlaşmaya başlamıştır. Türkiye’nin Suriye üzerindeki temel tezlerini oluşturan uluslararası koalisyon ve uçuşa yasak bölge ile Suriye toprakları içerisinde güvenli bölgenin sağlanması noktasında müttefikleriyle net bir uzlaşmaya varamamıştır. Bu belirsiz durum Türkiye’nin üzerindeki yükü arttırmış ve sorunun çözümsüzlüğünü ortaya çıkarmıştır.

Bölge üzerindeki küresel aktörlerin ABD ve Rusya’nın soruna somut çözümler üretmediği bir süreçte Türkiye Fırat Kalkanı Harekâtı’nı başlatmıştır. TSK eliyle Özgür Suriye Ordusu doğrudan desteklenmiştir. Artan terör olayları ile birlikte, Türkiye içerisinde korku, şiddet ve savaş ortamı oluşturulmaya çalışılarak Suriye ve Irak’taki istikrarsız tablonun Türkiye’ye ihraç edilmesi hedefi ile güney sınırlarında oluşturulmak istenen terör koridoru Fırat Kalkanı ile sahada doğrudan müdahale yoluyla bertaraf edilmek istenmiştir.

Stratejik sabır fonksiyonunu kendine öz şartları dahilinde uygulamaya koyan ve Suriye krizinde diplomasi, lojistik destek ve güvenli bölge fikriyle hareket eden Türkiye askeri gücünü kullanmama iradesi noktasında ısrarlı olmuş ve bir süre sonra bundan vazgeçerek çatışma bölgesine askeri argümanlarını sahaya sürerek hamlesini revize etmiştir. Suriye’de ateşkes için tüm çabalara ve stratejik sabır tavrı yumuşak güç unsurları sonuna kadar kullanılmaya çalışılmasına rağmen DAEŞ, PKK ve PYD gibi terör örgütleri Türkiye’nin siyasi ortamını kendi avantajları lehine dönüştürerek eylemlerine başlamışlardır. Türkiye terörle mücadele noktasında kendi ulusal güvenliğini sağlama gayreti içerisine girmiştir. Fakat belirtilen terör örgütlerinin merkezi konumundaki Suriye ve Irak toprakları tehlikenin sürekliliğini devam ettirmektedir. Bu minvalde başından beri kendisini bir savaşın içerisine çekilmekten korumaya çalışan Türkiye, kendi topraklarında artan terör olayları nedeniyle bu ülkelere askeri müdahalede bulunmak zorunda kalmış ve Fırat Kalkanı Operasyonu ile harekete geçmiştir. Son olarak Türkiye’nin, toprakları dışında kendisine yönelik tehdit unsurlarına karşı güvenlik önlemlerini alarak stratejik sabrı müdahale psikolojisiyle birleştirerek bütünlüğünden ve tezlerinden ödün vermeden sorunun çözümüne yönelik hem diplomatik kanallar hem de askeri kanallar aracılığıyla adımlar attığı belirtilmedir.

 

 

Yazar Hakkında

Abdulkadir AKSÖZ

Uluslararası İlişkiler Siyasi Tarih [email protected]

Yorum Yaz