TUGAN TİL ŞAİRİ ABDULLAH TUKAY

0

İy tugan til, iy matur til                                                 Ey ana dili, ey güzel dil

Etken, enkemniñ tili                                                     Atam, anamın dili

Dönyada küp nerse bildim                                          Dünyada çok şey öğrendim

Sin tugan til arkılı                                                        Sen ana dil vasıtasıyla

İy tugan til her vakıtta                                                  Ey ana dil her zaman

Yardemiñ birlen siniñ                                                   Yardımın ile senin

Kiçkineden añlaşılgan                                                 Küçüklükten anlaşılmış

Şatlıgım, kaygım minim                                               Sevincim, üzüntüm benim

İy tugan til sinde bulgan                                              Ey ana dil sende olmuş

İñ ilik kılgan duğam                                                     En ilk okuduğum duam

Yarkıkagıl dip üzimni                                                   Koru diyerek kendimi

Etkem, etkemni Hodam..                                            Atam, anamı Hüdam.[1]

Bu yazı Müslüman Türk’ün Rus topraklarında sesi olmuş, genç yaşında ölmesine rağmen Tatarların hem hafızasında hem gönül dünyasında yer edinmiş Abdullah Tukay’ın 105. ölüm yıldönümü sebebiyle yazılmıştır. Aynı zamanda Müslüman Tatar gençliğine ve bu gönül coğrafyasındaki kardeşlerimize karşı yükümlülük hisseden herkese ithafen yazılmıştır.

Yüzlerce yılın kin ve nefreti ile yoğrulmuş vahşi Rus emperyalizminin kol gezdiği, zalimin mazlum üzerinde haksız hakimiyetinin had safhaya ulaştığı bir dönemde Abdullah Tukay, bu mazlum coğrafyalarda fikirleri ve yaşantılarıyla bir kafese tıkılmaya çalışılan   Müslüman Tatarların en gür seslerinden biri olmuştur. Tatar dili için yaptığı çalışmalar ve eşsiz mücadelesi günümüze de ışık tutmaya devam etmektedir.

1552 yılında Kazan’ın işgali ile Rusların eline geçen ilk topraklarla beraber başlayan ve 1783 2.Katherina Dönemi’nden günümüze değin Ruslar’ın ağır baskısı altında süregelen asimilasyon ve soykırım politikalarına maruz kalmış, yaşama hakları karşılığında ellerine zeytin dalı sıkıştırılan bir halk ve bu halkın içinden yükselen, onların yaşantısını her şeye rağmen mürekkebiyle duyuran mücadeleci bir şair, Abdullah Tukay. Aseta Ferit Yusupov’un ifadesiyle Müslüman Tatar dünyasının küçültülmüş numunesi[2]… Tıpkı Tatar halkı gibi çileli geçen hayatı, öksüz hayalleri, yetim hisleri…

Sağa sola sapmam, ileri atılırım,
Yolda engel görsem, durmam aşarım;
Elinde kalem, yazıp duran genç şâire,
Bilinir ki, korkmak, ürkmek haram.

Olaylar zamanından ve mekânından  âri düşünülemeyeceği için, yılmaz mücadelesiyle bu satırların sahibi olan Abdullah Tukay’ı anlatmadan önce onun yaşadığı döneme kadar Müslüman Türklerin Rus işgali altındaki topraklarında gerçekleşen toplumsal dönüşümlerine değinmek gereklidir.

Müslüman Türk halkları 1552’den sonra zorla Ortodokslaştırılmaya ve İslam’dan uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Bu minvalde bu halkların dini mabetleri yıkılarak, medreseleri ve okulları kapatılarak İslamı öğrenmeleri zorlaştırılmıştır. Rus işgaliyle Osmanlı Devletinden ayrıldığı için yalnız kalan ve kurtuluş yolları arayan Müslüman Türk halkları, Türk-İslam dünyasıyla bağlarını bu dönemde güçlendirmiştir.  Özellikle Tatarlar, kendi öz kimliklerini inkâr etmeden daha güçlü bir şekilde Müslümanlıklarına sarılmışlardır.[3]

İslam’dan uzaklaşmak istemeyen ve kendi topraklarında bulamadıkları ilmi Buhara gibi ilim merkezlerindeki medreselere çocuklarını göndererek arayan Müslüman Türk halkları İslam ile bağlarını koparmamıştır. Bu eğitimler neticesinde Müslüman Türk halklarında Geleneksel Buhara tipi bir ekol ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılın sonlarına doğru -Abdullah Tukay’ın da eleştirdiği- bu ekolden Osmanlı topraklarından gelen ‘ceditçi’ fikir adamları ile birlikte bölgede giderek etkisi artan Türkiye modeline geçişler başlamıştır.

1789 Fransız devrimiyle birlikte Osmanlı içinde de olmak üzere dünyanın dört bir yanında yayılan ve kendini 19.yy sonlarında daha keskin bir şekilde gösteren milliyetçilik hareketleri Müslüman Türkleri de etkilemiştir. Bu bağlamda ilk hareketlenmeler, dönemin o güne kadar gelişmiş güçlü ‘Tatar Burjuvazisi’nin etkisiyle ortaya çıkmış entelektüellerden biri olan İsmail Gaspıralı’nın önderliğinde “Tercüman” gazetesi aracılığıyla gerçekleşmiştir (1883). “Tercüman” sadece Tatarlar’ın değil tüm Müslüman Türk coğrafyasının gazetesi olmuştur. Bu gazete mahalli dilin kullanımını yapıcı bir şekilde eleştirmiştir. “Dilde, fikirde, işte birlik” kapsamında Müslüman Türk kimliği oluşturmak için tüm Türk topluluklarının anlayabileceği ortak bir lehçe kullanılarak yayımlanmıştır. [4]

Hayata öksüz – yetim olmanın acısını bile unutturacak sorunlarla başlayan Tukay’ı, üstesinden geldiği her zorluk daha çok bilemiş, daha güçlü hale getirmiştir. Zorluklarla mücadelesinde ilim ve öğrenme aşkı rehberi olmuş.

Tutunmaya çalıştığı coğrafyada kök salmış, bir milleti gölgesinde barındırmıştır. Hayatını Uras’ta tahsile başladığı ve Kazan’a geldiği dönem olarak ayırmak mümkündür. Uras’ta tahsil hayatına edebiyatla tanıştığı Mutiullah ümedresesi ve medrese yanındaki Rus sınıfıyla başlamıştır. Tukay’ın Kamil Muti ve onun ailesinin çevresinde yaşadığı dönem de bu zamana denk gelir. Tukay’ın yeniklere açık kişiliğinin oluşmasında Kamil Muti’nin etkisi büyüktür. Aynı dönemde ceditçi kimliğiyle bilinen Abdulveli ile tanışmış ve onun sayesinde Türk ve Fransız edebiyatı hayatına girmiştir. Türk ve Fransız edebiyatı ile tanışan Tukay; “Tercüman” okuyup, Arapça ve Osmanlıca şiirler kaleme almıştır.[5]

Tukay, Kâmil Muti ile birlikte Rusya tarihinde oluşan kısa bir serbestlik döneminde Fikir gazetesini yayımlamaya başlar. Gazetesinde Rusya’da yaşayan Müslüman Türkler arasında yeni fikir akımlarının yayılmasını sağlayan “Tercüman” gazetesine karşı dil üzerinden eleştirilerde bulunur. Fakat bunca eleştiriye rağmen “Tercüman” gazetesinden herhangi bir cevap veya karşılık gelmemiştir. Hatta tam aksine Tukay’ı öven yazılar çıkmıştır.

“Şair Tukayef… Bu ismi Kırım ve Kafkas ve Türkistan bilmez,
çünkü geçe kaldığımız, [geriliğimiz] lisansızlığımız, edebiyatta
müptediliğimiz buna manidir. Eğer daha ertece davranıp, himmet edip
lisan-ı umumiye malik olmuş ola idik “biçare Tukay” bağrı yanık, gözü
yaşlı sözleri ateşli Tukay her tarafta malum olurdu, çünkü şair Tukayef
hakikat millet şairi tam manasıyla Türkoğlu idi.”
[6]

Hayatının diğer dönemi olarak kabul edebileceğimiz Kazan’da Tatar Tili ile şiirler yazmış ve bu dilin gelişmesi için çokça emek harcamıştır. Bu dönemde Tatar kimliğini öne çıkarmış ve kendi milli edebiyat anlayışını ortaya koymak için çabalamıştır. Hatta bu zamanlarda Gaspıralı’nın anlayışı ile hareket edenlere ve Tatarca yerine sade, tüm Türk topluluklarının anlayabildiği bir Türkçe kullananları Tatarlar’ı eleştirmiştir. [7]Ancak bu durum yaşadığı dönemin koşullarına bakıldığında gayet anlaşılır bir hal alacaktır. Kaçınılmaz bir süreç ve bu sürecin sonunda ortaya çıkan doğal bir tepkidir.

Sosyalist akımın güçlenmesiyle birlikte bölgesel milliyetçilik hareketleri de artmış, kullanılan mahalli diller ön plana çıkmıştır. Tukay tarafından çokça eleştirilmesine rağmen tepkinin gerekçelerinin farkında olan Gaspıralı, Tukay’ın eleştirilerine cevap vermekten çok, Kafkasya, Türkistan, Kırım ve hatta Türkiye Türkleri arasında tanınmış olan bu güçlü kalemi överek karşılık vermiştir[8]. Her ne kadar Tukay’ın bu fikirleri eleştirilerden muaf tutulamasa da, şu sebeple hakkını teslim etmek gerekir. Eğer Müslüman Tatar halkı, Rus emperyalizmine karşı, edebiyatı da Rus edebiyatı karşısında hala erimeden varlık gösterebiliyorsa bunda Tukay’ın Tatar edebiyatı ve halkı için verdiği mücadelelerin önemi büyüktür.

Böylece, genç yaşında yaptığı çalışmalar ile Tatar millî edebiyatının sağlam temellerini atmış, Tatar edebiyatının klasikleri arasında kendine yer edinmiştir. Yazdığı şiirlerle dönemin toplumsal, sosyal, manevi ve ekonomik sıkıntılarını dile getirerek, halkın sesi olmuştur.[9] Milli bir edebiyat anlayışı için halk edebiyatının folklorik gücüne başvurmuş olan Tukay’ın bu konudaki düşünceleri, onun hayatıyla ilgili ilk çalışmaları yapan Fatma Özkan’ın bir kitabında şöyle belirtilir: “Hiç şüphesiz, halk şiirleri, bizim istikbaldeki edebiyatımızın esasını teşkil edecektir. Rusların Puşkin ve Kolstov gibi en büyük şairleri, halk şiirlerini taklit ederek şiirler yazdılar. Söz konusu şiirler his, mana ve tasvir bakımından halkın hoşlanacağı ölçü ve şekillerde kaleme alındığı için, gönüllere pek derin tesir etmiştir.”[10]

Yazılarında sırtını halkına dayayan Tukay gençlere ayrıca önem vermiştir. Bölgedeki esaretten kurtuluşun ancak Müslüman Tatar gençlerinin omuzlarında yükseleceğine inanmıştır. Bu inancını aşağıdaki dizeleriyle dile getirmiştir:

Dikkate değerdir bugünkü Tatar gençleri.
Anlamak, bilmek, ilerlemek, marifetle, hikmetle,
Dönmekte ve aydınlanmakta her zaman kafaları.
Bu hâlin sevincini, ben öteden beri bilirim.
Bize sâdece onlar gerek, onlar, denizaltı dalgıçları.
Gökteki sevimsiz bulutlar çekilir, yağmur yağar,
Yağar yere, rahmet gibi, gençlerin iyi niyetleri.
Çağlayıp akan sularla dolar dağların zirveleri, etekleri.
Gök gibi gürler havada, hür yaşama dâvaları,
Parlar, iyi fikirlerin hançeri, elmasları.
Gitmesin kırın millet, takarak kaşsız yüzük,
Biziz, onun övünülecek, gerçek pırlantı kaşları!

2 Nisan 1913’te verem hastalığı sonucu hayatını kaybeden büyük mücadelelerin adamı, Tatar milli edebiyatının kurucusu ve en büyük temsilcisi olarak tarihe imzasını bırakmıştır.

Ayaz İzhaki “O yetim büyüdü, yetim yaşadı, yetim öldü. O yalnız yaşadı, yalnız öldü. “demiştir. Tukay bu şekilde hayat sürmüş olsa bile mücadelesi yetim ve yalnız kalmamıştır, kalmayacaktır. Fikirlerini nakış nakış işlediği şiirleri bütün Müslüman Türk coğrafyalarında kulaktan kulağa ve nesilden nesile yayılacaktır.

FATIMA ZEHRA DÜNDAR

OSMAN MİCAN

[1] Abdullah Tukay’ın Tugan Til (Ana Dil) şiiri onun Tatar milli şairi olarak hafızalarda yer etmesini sağlamıştır. “Tugay Til”, Müslüman Tatarlar arasında şiirden öte bir marş niteliğindedir ve yapılan tüm törenlerin başında okunmaktadır. Biz de bu kapsamda yazımıza bu şiirle başlıyoruz ve Tatarca’nın öneminde dikkat çekiyoruz.

[2] YUSUPOV, Ferit (2014). “Türk Halkları Münevver Abdulah Tukay”. Türk Dünyası Bilgeler Zirvesi: Gönül Sultanları Buluşması. 26- 28 Mayıs 2014. Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı (TDKB). Eskişehir, ss.307- 311

[3] ÖZKAYA,Yılmaz. (Ağustos 2008)” Tercüman Gazetesinde Abdullah Tukay”. Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi,Sayı: 15

[4] SARAY, M. (2011). “Türkiye’de Türk Milliyetçiliği’nin Temelini Atan Türk Yurdu Dergisi ile Türk Ocakları Derneği Nasıl Kuruldu?” (Elektronik Sürüm). Türk Yurdu Dergisi, Şubat, Cilt: 31 Sayı: 282.

[5]UZUN,Murat “Abdullah Tukay’ın Tatarca Üzerinde Etkileri”. International Periodical For The Languages Literature and History of Turkish or Turkic 8, no.4(Bahar 2013): 1423-1440

[6] “Milletoğlu”. Tercüman, Nisan 10, 1913, 82.Basım.

[7] ÖZKAYA,Yılmaz. (Ağustos 2008)”Tercüman Gazetesinde Abdullah Tukay”. Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi,Sayı: 15

[8] Taymas, Abdullah Battal (1963); “Kaanlı Şair Abdullah Tukayef Üzerine”, Türk Kültürü, Sayı:9, s. 40, Ankara

[9] Temir, Ahmet (2001). “Edebiyat Tarihçisi Abdurrahman Sadi’ye göre Tatar Şairi Abdullah Tukay”. Kök Araştırmalar III (1):137-144

[10] Özkan, Fatma (1992). “Abdullah Tukay’ın Halk Edebiyatı ile İlgili Görüş ve Düşünceleri”. Milli Folklör 2 (16): 30-31

Yazar Hakkında

Osman MİCAN

İstanbul Medeniyet Üniversitesi-SBKY dunyasubayi@gmail.com İLİM ''MEDENİYET''TİR.

Yorum Yaz