ABD-ÇİN REKABETİ ARASINDA HİNDİSTAN’IN SÜPER GÜÇ İDEALİ

0

ABD-ÇİN REKABETİ ARASINDA HİNDİSTAN’IN SÜPER GÜÇ İDEALİ   

Abdulkadir AKSÖZ

     Giriş

Uluslararası ilişkiler sistematiğinde son çeyrek yüzyılda yaşanan ‘‘çok-kutupluluk’’ eksenli değişim ve dönüşümler, ulus-devletlerin kendi politikalarını uluslararası sistemde uygulamaya koyma ısrarını pekiştirmektedir. Çok-kutuplu dünya tasavvuru, ‘‘yükselen güçler’’ çerçevesinde mevcut uluslararası sistemin süper gücüne karşı hükmetme yetisini paylaşma ve/veya ele geçirme arzusunu doğurmaktadır. Bu durum dünya gücü olma yolundaki mücadelenin küresel sistemi şekillendirmesine sebebiyet vermektedir. George Modelski’nin ‘‘uzun döngüler teorisi’’ adını verdiği küresel sistem yaklaşımı, belirli aralıklarla dünya liderliğinin devletler arasında el değiştirdiğini savunur. Modelski’nin teorisine göre 100-120 yıl içerisinde gerçekleşen uzun döngüler sonrası başat güçler değişmektedir ve bu küresel çaptaki savaşlarla meydana gelmektedir. 1500 yılından beri dört ülke, küresel karşılıklı bağımlılığın yönetiminde sırasıyla baskın bir rol oynamışlardır ve bu nedenle “bir dünya gücü” tanımına uymaktadırlar: Portekiz, Hollanda, İngiltere ve ABD.[1] Günümüzde devam eden ABD’nin küresel liderliğine karşı en ciddi tehdit ise Çin’den gelmektedir.

Uluslararası sahnede ABD’nin hegemonik gücüne karşı ‘‘eski dünyanın’’ kadim uygarlıkları Çin ve Hindistan’ın yükselişi hızla sürmektedir. Bu bağlamda güç projeksiyonlarının giderek dünyanın periferisinde yer alan Çin ve Hindistan havzalarına kayması, uluslararası güç mücadelelerinin yeni bir habercisidir. Nüfus, askeri kapasite ve ekonomik gelişim bakımından dünyanın en büyük iki devletinin ABD ile ilişkileri, çok-kutuplu eksende süper güç idealini belirleyecek temel noktadır.

Çin’in ABD ile rekabeti ve olası çatışma durumu karşısında Hindistan’ın uluslararası sistem içerisinde kilit bir pozisyonu elde etme ihtimali yüksektir. ABD-Çin rekabetinde Hindistan’ın kendisine biçeceği rol ve sergileyeceği tavır, hem bölgesel hem de küresel dinamiklerin yeniden dizaynında önem arz etmektedir. Zira uluslararası güç mücadelesinin şiddetleneceği bir ortamda, Hindistan’ın ABD-Çin rekabeti karşısında izleyeceği yol, yeni bir süper gücün ortaya çıkıp çıkamayacağını belirleyecek faktörlerden birisidir.

Küreselleşmeyle artan uluslararası ekonomik rekabet, kaynaklara erişim ve pazar gücünü koruma karşılıklı bağımlılık tezlerini güçlendirse de uluslararası sistemin güvenlik ve güç mücadelesi sorunu çatışma riskini arttırmaktadır. Bu makalede, uluslararası ilişkilerin küresel hegemonyaları arasındaki ilişki ağı ve karşılıklı gerilimlerin Hindistan bağlamında avantaj ve dezavantajları irdelenecek, ABD-Çin rekabeti karşısında Hindistan’ın dış politika hamleleri değerlendirilecek ve süper güç olma ideali tartışılacaktır.

21.Yüzyılın Hegemonya Savaşı: ABD-Çin

Mevcut süper güç ile yükselişteki güç arasında rekabet ve gerilimin var olması kaçınılmazdır. Bu durum mevcut süper gücün etki alanlarında kendisini göstermeye başlayan yükselişteki gücün nüfuz alanlarını genişletmesiyle açığa çıkar. Belli bir noktadan sonra meydan okumaya evrilir ve devletler arasındaki rekabet çatışmaya dönüşür. Tarihsel olarak ortaya konulan ana görüşe göre dünya sisteminin belirli periyotlarında hükmeden güçler zayıflamaya başladıklarında yükselen güçlerin tehditleriyle karşılaşır. Büyük güçler arasındaki rekabet daha vahşi hale gelir ve oligopolistik rekabet özelliklerini kazanır.[2] Güvenlik bağlamında taraflar birbirlerine kuşkuyla yaklaşır ve her hamlenin olası yan etkileri dikkate alınır.

Taraflar arasında çatışmanın kaçınılmaz hale geleceği ana kadar birbirlerinin güç dağılımını sınamaları ve ittifaklar yoluyla kamplaşmaları açığa çıkar. Bu bağlamda askeri ve ekonomik egemenlik arayışı, yakın ve uzak çevre ülkelerinde hegemonya kurma arzusuna dönüşür. Dolayısıyla sistemin yerleşik süper gücü kendi hegemonyasının tehdit altına girdiği hissine kapılır ve yükselen gücün etki alanını ve potansiyel gücünü minimize etmeye çalışır. Yükselen güç büyümesini engelleyen yerleşik süper güçten kuşkulanır ve savunma başta olmak üzere çeşitli alanlarda önlemlerini arttırır. Karşılıklı restleşmelere dönüşen askeri manevralar, savunma harcamaları, ekonomik alanda liderlik çekişmesi ve hegemonya arzusu rekabet ortamını önce gizli sonra açık çatışmaya çevirir.

ABD’nin Çevreleme Stratejisi

ABD-Çin rekabeti uzun yıllardır gizli çatışma ile sürdürülmektedir. ABD’nin son yıllarda ekonomik alanda gösterdiği düşüş, buna karşılık Çin’in yüksek büyüme oranları, uluslararası ticarette dominant hale gelmesi ana tabloyu gözler önüne sermektedir. Çin’in ekonomik düzlemde kat ettiği mesafe, Bir Kuşak Bir Yol Projesi, Asya Kalkınma Bankası hamlesi ve kurduğu ekonomik koridorlar ile ortaya konulduğunda, ABD’nin ekonomik tehdit algılaması yükselmektedir. Buna karşılık ABD’nin Çin’e karşı uygulamaya çalıştığı büyük strateji (grand strategy), Soğuk Savaş Dönemi’nde SSCB’ye karşı denemiş olduğu çevreleme politikasıdır (containment policy). ABD çevreleme politikasıyla Çin’in yakın ve uzak çevre komşularını yanına çekerek Çin’in siyasi, ekonomik ve askeri yayılmasını dizginlemeyi amaçlamaktadır. ABD özellikle Güney Çin Denizi’ndeki egemenlik mücadelesine doğrudan müdahil olarak Çin’e karşı askeri ortaklıklara girmektedir.

         Çin’in Dış Politika Tercihleri

Öte yandan Çin, ABD’nin süper gücünün doruk noktasına ulaştığını düşünmekte ve çatışmanın açık hale geleceği zamanı belirleyebilmenin planlarını yapmaktadır. Şimdiden pek çok alanda ABD’ye karşı üstünlük kuran Çin, ekonomik gücünü siyasi ve askeri bağlamda derinleştirme ihtiyacı hissetmektedir. Bu nedenle Çin, düşüşe geçen bir ABD karşısında yumuşak güç (soft power) enstrümanlarını devreye sokarak uluslararası prestijini yükseltmeyi amaçlamaktadır. ABD’nin Asya-Pasifik’te kendisini kuşatma politikası karşısında ekonomik gücünü sahaya sürerek karşılık vermektedir. Aktif dış politika ile devletlerin egemenliği ve eşitliğini savunup içişlerine müdahalenin karşısında yer alan Çin, üçüncü dünya ülkelerine yaptığı yatırımlarla uluslararası nüfuzunu arttırırken ABD’nin kendi komşularıyla kurduğu bölgesel müttefiklikleri bozmak istemektedir. Çin’in dış politikada en önemli hedefleri şöyle sıralanabilir; temkinli davranarak ABD ve Batı dünyasını ürkütmeden ekonomik ve askeri gelişimini tamamlamak, Hong Kong ve Macau’da başarıyla uyguladığı taktikle Tayvan’ı da bünyesine katmak, hızla artan enerji ihtiyacını karşılamak için Ortadoğu’da söz sahibi olmak ve Afrika, Orta Asya ve Latin Amerika gibi yeni enerji pazarlarına girmek, Şanghay İşbirliği Örgütü, Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ve Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) gibi uluslararası kurumlarla bölgede barış içerisinde kendi üstünlüğünü tesis edebilmek.[3]

Dünya Liderliği Rekabeti

ABD-Çin ilişkilerinin seyri dünya liderliğinin geleceğini belirleyeceği düşünülmektedir. İki tarafın birbirlerine karşı tehdit algılamaları ve buna mukabil dış politika tercihleri uluslararası ilişkilerin temel konularından biridir. ABD, Çin’i Soğuk Savaş’ta karşısına çıkan SSCB’ye benzetmekte ve tüm yakın çevresini kuşatmaya kararlı gözükmektedir. Bu kapsamda Güney Çin Denizi ve Tayvan sorunu başta olmak üzere Çin’in ‘‘yumuşak karnı’’ olan meselelere dokunmayı sürdürmektedir. ABD Çin’i kendisine büyük bir rakip olarak kabul edip Asya’daki dengelerin Çin lehine değişmesinin engellenmesi için çok taraflı ortaklıklara başvurarak bölgedeki varlığını konsolide etmeye çalışmaktadır.

Öte yandan Çin, ABD’nin güçlü askeri varlığını kendi etki alanı sınırlarının dışına çıkarmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda özellikle Amerikan deniz gücünü Güney Çin Denizi’nden uzak tutma üzerine yoğunlaşmaktadır. Tayvan üzerinden yaşanabilecek uluslararası dezenformasyonlara karşı Çin’in politikası, uluslararası arenada diplomatik üstünlüğünü korumaya endekslenmiştir. Çin’in bir diğer önemli kozu olan ekonomik entegrasyon projeleri, kalkınma ve altyapı yardımları uluslararası arenada kendisine bağımlılığı arttırırken etki alanını sınırlarının çok ötesine taşımasına imkan sağlamaktadır.

ABD ve Çin’in iki farklı dünya görüşü ve ekonomik modeli benimsemesi nedeniyle birbirine zıt iki evrenselci yaklaşım ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle taraflar arasında psikolojik ve ideolojik rekabet kimlik kazanırken çatışma ortamına zemin hazırlanmaktadır.

        Güç Mücadelesi ve Hindistan’a Yaklaşım

ABD-Çin rekabeti, Asya-Pasifik’e kayan güç dengeleri çerçevesinde değerlendirildiğinde her iki tarafın bölgedeki güçlerle ilişkisi son derece önem arz etmektedir. ABD’nin tarihsel olarak bölge ülkelerini Çin’e karşı ortak bir hatta hizalama stratejisine mukabil, Güney Çin Denizi başta olmak üzere özellikle ASEAN bölgesindeki sorunlarını, ABD’nin geleneksel müttefikleriyle doğrudan görüşerek ve ikili anlaşmalar imzalayarak aşmaya çalışan, Cibuti’de ilk denizaşırı üssünü kuran ve son olarak Sri Lanka’nın en önemli limanlarından birinin yüzde 70’lik hissesini satın alan Çin, uluslararası platforma ABD’nin başlıca rakibi olarak öne çıkmaktadır.[4] ABD’nin çevreleme politikası ile Çin’in üstünlüğünü kabul ettirme siyaseti arasında Güney Asya’nın yükselen bir diğer gücü Hindistan’a yaklaşımları, güç mücadelesinin küresel ve bölgesel sonuçlarını belirleyecek türdendir. Zira hem ABD hem de Çin, son yıllarda hızla büyüyen ve güçlenen Hindistan ile ilişki kurmak istemektedir. Hindistan uluslararası meselelerde giderek artan ağırlığı, yükselen ekonomisi ve Asya-Pasifik güç dengesinin ayrılmaz bir parçası olarak dikkat çekmektedir. Bu bağlamda nüfuz, güç ve hegemonya mücadelesinin Asya-Pasifik merkezli ayağının en kilit parçasının Hindistan olduğu görülmektedir. Ölçek ve kapsam açısından Hindistan çok kutuplu dünyanın dinamik yükselen gücü sıfatıyla müttefik ve ortaklık ilişkilerinin yeni gözdesi haline gelmiştir. Bu bağlamda ABD ve Çin’in Hindistan’a yaklaşımları ve kurdukları ilişki modellerinin gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Stratejik Ortaklık ve Çevreleme Ekseninde ABD-Hindistan İlişkileri

ABD-Hindistan ilişkileri uzun yıllar bağlantısızlık politikasını uygulayan Hintli siyasetçilerin tercihleri nedeniyle istenilen seviyeyi yakalayamamıştır. Soğuk Savaş yıllarında dünyanın iki kutuplu ayrışmasının karşısında yer alan Hindistan, üçüncü bir blok olarak Bağlantısızlar Hareketi’nin öncü ülkelerinden biri olarak öne çıkmıştır. Nitekim bu politik vizyon, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından çok kutupluluk ekseninde sürdürülmüştür. İki ülkenin Soğuk Savaş yıllarında inişli çıkışlı bir ilişki ağı kurdukları belirtilebilir. Hindistan ABD’nin 480 No’lu Kamu Yasası aracılığıyla 1954’ten günümüze kadar büyük miktarda gıda yardımı almıştır ve 1964 yılından itibaren kendi nüfusunu beslemek için bu yardıma büyük ölçüde bağımlı hale gelmiştir.[5] Ne var ki Hindistan’ın Pakistan ile yaşadığı sınır anlaşmazlıkları ve askeri gerilimlerin artması buna bağlı olarak Sovyetler Birliği’nden yardım alması, buna karşın ABD’nin Hindistan’ı komünist bloka yanaşması halinde Pakistan’ı silahlandırma yoluna gitmesi ilişkileri gerginleştirmiştir. Soğuk Savaş’ın temel parametrelerini ifade eden karşılıklı güvensizlik ve kutuplaşma ABD-Hindistan ilişkilerini etkilemiştir. Bu nedenle, bazı olumlu etkileşimler olsa da Hint-ABD ilişkilerine, 1990’lara kadar ‘‘karşılıklı cazibe ve hayal kırıklığı şablonu damgasını vurmuştur.[6]

Güney Asya’da hızla gelişen ekonomisi, etkin dış politika uygulamaları ve Soğuk Savaş sonrasındaki uluslararası ortamda yükselen grafiğiyle Hindistan uluslararası sistemde ABD için Çin’e dizginlemenin yolu olarak gözükmektedir. Hindistan’ın ekonomik ve diplomatik alanda gösterdiği başarılara ek olarak askeri kapasitesini güçlendirmesi ve bir nükleer güç olarak sahnedeki yerini almış olması cazibesini arttırmaktadır. Hindistan, yirmi birinci yüzyıl düzeninin dayanak noktalarından biri olacaktır: coğrafyası, kaynakları ve gelişmiş liderlik geleneği nedeniyle, kesişim noktasında yer aldığı bölgelerin ve düzen kavramlarının stratejik ve ideolojik evriminde vazgeçilmez bir unsurdur.[7] İki ülke arasında küresel ölçekte bir stratejik ortaklığın oluşturulması halinde Hindistan, ABD’nin Güney Asya’da Çin’i çevreleme politikasının önemli bir parçası haline dönüşecektir. Zira Hindistan’ın Çin ile yaşadığı sınır anlaşmazlıkları ve bölgesel güç mücadelesi ABD’nin Hindistan’a daha yakınlaşmasına zemin hazırlamaktadır. Son 10 yılda Hindistan’a silah satışını 15 milyar dolara çıkaran ve önümüzdeki yedi yıl içerisinde bu ülkede 30 milyar dolarlık askeri modernizasyon projeleri gerçekleştirmeyi planlayan ABD’nin, askeri sahadaki işbirliğini siyasi sonuçlara tahvil etme çabası, Yeni Delhi’nin Washington tarafından Afganistan barış sürecine dahil edilmesiyle tezahür ederken, önümüzdeki dönemde Hindistan’ın, bir bakıma ABD’ye vekaleten bölgede farklı misyonlar üstleneceği sancılı bir hareketliliğin işaretleri olarak yorumlanmaktadır.[8]

Çin-Pakistan arasında son yıllarda hızla gelişen ekonomik, siyasi ve askeri ilişkiler Hindistan tarafından kaygıyla takip edilmektedir. Çin hala Hindistan tarafından bir numaralı güvenlik tehdidi olarak görülmektedir. Bu bağlamda ABD, Çin karşısında güç dengesini kurmak isteyen Hindistan’a jeopolitik güç maksimizasyonu sağlamaya sıcak bakmaktadır. Hindistan’ın Çin’i dizginleyen stratejik aktör olarak konumlanması ABD’nin küresel hegemonyasının devamlılığı açısından kritik öneme sahiptir. ABD Hindistan’ın yükselişini memnuniyetle karşılayıp desteklerken bunun karşılığında Çin’in nüfuzunun kırılmasını istemektedir. Bölgede Çin’le girdiği nüfuz savaşında mevzi kaybetmek istemeyen ABD, güçlü bir “vekil” olarak gördüğü Hindistan’la Hint Okyanusu’ndan Pasifik’e uzanan bölgede Çin’e karşı siyasi/askeri nüfuzunu artırmanın yolunu bir an evvel hazırlamakta kararlı görünmektedir.[9] Bu anlamda Hindistan’ın ABD ile olan ilişkilerindeki politik tercihleri önem kazanmakta ve başta bölgesel olmak üzere küresel sonuçlar doğurma potansiyeli taşımaktadır.

Rekabet ve Tehdit Algılamaları Arasında Çin-Hindistan İlişkileri

Çin ve Hindistan, ekonomi alanında her geçen yıl daha fazla büyümeye devam ederlerken uluslararası diplomasi alanında da etkinliklerini arttırmaktadırlar. Asya’nın en büyük iki gelişen gücü, Hindistan ve Çin sadece medeniyet temelini paylaşmakla kalmayıp aynı zamanda devam eden sınır anlaşmazlıklarına, tarihi düşmanlıklara ve ekonomik rekabet tarafından kuşatılmış ilişkilere de sahiptir.[10] Bu bağlamda bölgesel istikrar ve güvenliğin temini açısından iki ülkenin birbirleriyle olan ilişkileri kritiktir. Çin-Hindistan ilişkileri büyük oranda karşılıklı rekabetle potansiyel ortaklık arasında dalgalanmaktadır. Bu Hindistan’ın en nihayetinde herhangi bir Asya güç dengesi dinamiğinin önemli bir parçası olmak isteğini ve tüm büyük aktörler gibi (Amerika Birleşik Devletleri dahil olmak üzere) büyük bir güç olma yolunda Çin ile diplomatik, ekonomik ve askeri ilişkileri genişletmek istediğini göstermektedir.[11]

Çin-Hindistan ilişkileri sıfır toplamlı bir oyun olmayıp içerisinde rekabet ve işbirliği unsurlarını bir arada barındırmaktadır. Her şeyden önce iki ülke arasında güç ve çıkar asimetrisinin varlığı ilişkilerin yüksek potansiyelini düşürmektedir. Çin ve Hindistan, her ne kadar dostluk, barış içinde bir arada yaşama, ekonomik ve politik işbirliği veya sağlıklı rekabet gibi kulağa hoş gelen söylemler içinde bulunsalar da, aralarındaki ilişki, bölgede açıkça bir rekabet haline gelmiş bulunmaktadır.[12] Nitekim çözümlenememiş toprak anlaşmazlıkları ve 1962 Savaşı iki ülke arasındaki ilişkilere uzun süre gölge düşürmüştür. Ancak günümüze gelindiğinde ilişkilerin yumuşatılması, karşılıklı işbirliği ve ekonomik potansiyelin açığa çıkarılmasını sağlarken anlaşmazlıkları kısmen de olsa dondurmuştur.

Çin, ABD’yi ulusal çıkarlarına karşı ciddi bir tehdit olarak görürken, yükselen Hindistan’ı çok kutuplu dünyanın şekillendirilmesine yönelik planlarında önemli bir partner olarak düşünmektedir. Ayrıca Asya’nın kadim iki uygarlığı ve yükselen güçleri olarak ‘‘Asyalı’’ kimliği üzerinden ortak kültürel kimliği öne çıkarmaya çalışmaktadır. Bunun yanında Çin, Hindistan’ı kendisi gibi ‘‘Batılı sömürgeci geçmişi’’ üzerinden ortak acılara vurgu yapmaktadır. Dolayısıyla Çin, Hindistan’ı ortak paydalar etrafında yanına çekmeye uğraşmaktadır. Bu bağlamda Batı egemenliğindeki uluslararası sisteme ve kurumlara karşı temsil sorununu dillendirerek Hindistan’ın küresel yönetişimde söz sahibi olması yolunda teşvik etmektedir.

Öte yandan iki devletin birbirlerine karşı güvensizlik temelli şüpheci yaklaşımları devam etmektedir. Hem Çin hem de Hindistan komşularla ilişkiler noktasında sorunlar yaşamaktadır. Bu durum her iki tarafın zaman zaman küresel liderlik yolunda baskın bir statü elde etme arayışı çerçevesinde yaşanan çekinceleri ortaya çıkarmaktadır. Hindistan Çin’i, kendisine büyük tehdit olarak görürken; Çin, bölgesel rekabette kendisini sınırlandırma stratejinin bir parçası olabileceği gerekçesiyle Hindistan’a karşı aşırı duyarlı hale gelmektedir. Komşular arasındaki münasebetlerin sadece Tibet, sınır sorunu, Pakistan ile olan ilişkiler, Himalayalar ve Hint Okyanusunda karşılıklı olarak girişilen etkinlik yarışı gibi sorun doğuran alanların ışığı altında incelenmesi, ilişkilere sanki her dönemde bu sorun alanlarının belirleyiciliği altında yürütülen ve yürütülecek olan, sorun alanlarının çerçevesini ve sınırlarını çizdiği mecburi ve belirlenmiş bir tarihî akış imajı yüklemektedir.[13] Bu bağlamda Çin Pakistan ile yakınlaşırken Hindistan’ın kendisini Hint Okyanusu’nun doğal lideri olarak görmesi tansiyonu yükseltmektedir. İslamabad ile Pekin’in özellikle Çin’in bölgesel hegemonya kurabilme anlayışının bir yansıması olarak görülebilecek ve İpek Yolu’nun yeniden canlandırılması düşüncesinin vücut bulmuş şekli olan “Tek Kuşak, Tek Yol” projesi kapsamında çok yakın ekonomik ve siyasal ilişkiler kurması, Yeni Delhi cephesinde endişe yaratmaktadır.[14] Nitekim bu endişe, tehdit algılamaları ve olası potansiyel işbirliği alanları karşısında Hindistan’ın Çin ile ilişkilerindeki politik tercihleri büyük ve süper güç olma ideali doğrultusunda belirleyici olacaktır.

         ABD-Çin Sarmalında Hindistan’ın Çıkış Yolu

Hindistan, ABD ve Çin arasındaki çatışma ve rekabet karşısında dış politikasını büyük güç olma yolunda şekillendirmek istemektedir. Küresel meselelerde daha fazla rol almak, Birleşmiş Milletler’de daimi üye olmak, ekonomik anlamda pazarını genişletmek ve aktif diplomasiyle prestijini yükseltmek için çabalamaktadır. Kendi ulusal kaderini tayin etme noktasında Hindistan’ın ABD ve Çin ile ilişkileri pragmatizm doğrultusundadır. Geleneksel bağlantısızlık politikasını çok kutuplu dünyaya adapte eden Hindistan, çok taraflı ilişkileri geliştirmeye dönük hareket etmektedir.

Hindistan’ın şimdiki ve gelecekteki uluslararası statüsü ve de aşırı derecede bölünmüş ilişkileri açısından sık sık çelişkiler, belirsizlikler ve tezatlıklar yaratmaktadır.[15] Hindistan’ın ABD ile olan yakınlaşması, konjonktürel eğilimlerle doğmuştur ve uzun vadede derinleştirilebilecek veya tam manasıyla bütünleştirilecek bir yapısı yoktur. Keza Çin ile ilişkilerinde de dikkatli bir seyir takip etmeye özen gösteren Hindistan, aşırı yakınlık ve aşırı sertlik göstermemektedir. Pragmatizm Hindistan’ın böğeler arası diplomasisinin temel karakteristik özelliği haline gelmiştir.[16] Avantajlara göre biçimlenen dış politika yapımı, fayda merkezli bir realizm çerçevesinde yürütülmektedir. Bu bağlamda Hindistan’ın süper güç olma ideali mevcut süper güç ABD ile yükselen güç Çin arasında dengeye dayanan bir politikayla mümkün olabilir. Ekonomik alanda büyümesini sürdüren ve tarih boyunca ‘‘kendisine yeten’’ yapısıyla dikkat çeken Hindistan için büyük güç olmanın yolu uluslararası politikada otonomisini korumasından geçmektedir.

ABD, Hindistan’ı Çin karşısında bir ‘‘set duvarı’’ olarak kullanarak güvenlik merkezli kaygılarını dindirmek istemektedir. Çin, Hindistan ile Asyalı kimliği temelinde ‘‘Batı karşıtı’’ çok kutuplu dünya düzeni kurma yolunda birlikte hareket etmeyi arzulamaktadır. Böylesi bir durumda Hindistan, uluslararası siyasette kuruluşundan bu yana titizlikle sürdürdüğü bağlantısızlık ve otonom dış politikasını bir rekabet ve çatışma atmosferinde taraflardan birine yaklaşması halinde hareket serbestliğini kaybetme riski doğacaktır. Bu bağlamda Hindistan dış politikası son derece temkinli hareket etmeye mecburdur.

Sonuç olarak Hindistan’ın bir kültürel ve dinler mozaiği olarak öne çıkması, bu minvalde, içerisinde barındırdığı farklı kimliklerin kendilerini tanımlama noktasında yaşadıkları problemler iç siyasetin zaaflarını ortaya çıkarmaktadır. Örneğin Hindistan sınırlarında kalan Keşmir hattı, Pakistan ve Çin ile ilişkilerin gerilmesine yol açmaktadır. Toplumsal eşitsizlik sorunları, gelir adaletsizliği ve insan hakları alanlarında yaşanan sıkıntılar ülkenin uluslararası prestijine zarar vermektedir. Tüm bunlar karşısında Hindistan’ın iç siyasal dinamiklerini dış politikasında ayağına takılan pranga olmasını engellemesi halinde uluslararası sistemde güçlü ve kalıcı bir yer edinebileceğini söylemek mümkündür.

Bu çalışmanın başında da değindiğimiz gibi George Modelski’nin uzun döngüler teorisi adını verdiği uluslararası sistemin belirli periyotlarla el değiştirdiği tezini ele aldığımızda ABD ve Çin yeni yüzyılın liderliği için rekabet eden güçler olarak görünmektedir. Türkiye’nin başlattığı BM Kudüs kararıyla bütün dünyayı karşısına alan Time dergisinin kapağına taşıdığı ABD’nin yalnızlaştığı, Asya’da Çin ve Hindistan’ın yükselişe geçtiği bir dönemde uluslararası düzenin geleceğini şekillendirmeye dönük arzular artmaktadır. Hindistan, ABD-Çin rekabeti arasında tarafların stratejik ortak veya müttefik olarak yanlarına çekmek istedikleri yükselen bir güçtür. Bu bağlamda Hindistan’ın uluslararası sistemde aradığı yüksek statüyü ABD-Çin rekabetini kendi otonomisini koruyarak çıkarları doğrultusunda hareket ederek elde edebilir. Hindistan’ın kuruluşundan bu yana dış politikasına yön veren ‘‘büyük ülke’’ olma ideali ve ikinciliği kabul etmeme yaklaşımı, çok-kutuplu bir dünyada artan ABD-Çin rekabetinden sıyrılması ve ‘‘süper güç’’ olma idealini ortaya koymasıyla gerçekleşebilir.

Tarih boyunca iki büyük gücün rekabetinin önce çatışmaya sonra bir savaşa dönüştüğü takdirde üçüncü bir güç uluslararası sistemin yeni dominant gücü haline gelmiştir. Hindistan, ABD-Çin arasındaki rekabette herhangi birine yönelmeden ve hareket alanını sınırlandırmadan çizeceği kamu diplomasisi ve çok taraflılık ekseninde kendisini konumlandırdığı takdirde ‘‘alternatif süper güç’’ imajı oluşturabilir. Küresel yönetişimin en büyük demokrasisi olarak zorlayıcı olmayan ve yumuşak güç enstrümanlarını önceleyen bir dış politika ile uluslararası sistemde Batı tarafından uzun yıllar sömürü geçmişine rağmen önemli bir konum elde etme şansı yakalayabilir. Bu bağlamda ABD-Çin arasındaki rekabeti karşısında serbestlik ilkesini elinde tutarak maksimum fayda doğrultusunda yararlanması, bunu kazanç temelinde değerlendirmesi ve yüksek kapasitesini mobilize etmesi halinde Hindistan’ın süper güç idealine yaklaşmasının mümkün olacağı belirtilmelidir.

Abdulkadir AKSÖZ

 

       Kaynakça

  1. Cengiz, Zerrar, ‘‘Asya-Pasifik’te Çin’e Karşı ABD-Hindistan İttifakı’’, Anadolu Ajansı, Analiz, 25.10.2017, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/asya-pasifik-te-cine-karsi-abd-hindistan-ittifaki/947165
  2. Çelebi, Serdar, ‘‘Hindistan: Güney Asya’nın Güncel Jeopolitiği Bağlamında Uluslararası Politikada Mevcut ve Muhtemel Yeri’’, Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Ankara 2009
  3. Feigenbaum, Evan, ‘‘Hindistan’ın Yükselişi, Amerika’nın Çıkarı ABD-Hindistan Ortaklığının Geleceği’’, Global İlişkiler Forumu, Düşündürenler, 14.03.2011, http://www.gif.org.tr/dusundurenler/hindistan%E2%80%99in-yukselisi-amerika%E2%80%99nin-cikari-abd-hindistan-ortakliginin-gelecegi-evan-a-feigenbaum
  4. Kissinger, Henry, ‘‘Dünya Düzeni’’, Boyner Yayınları, İstanbul, Mayıs 2016
  5. Modelski George, “Küresel Politikanın Uzun Döngüsü ve Ulus Devlet”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 2, Sayı 7 (Güz 2005)
  6. Ogden, Chris, ‘‘Hindistan Dış Politikası’’, İyidüşün Yayınları, İstanbul, Temmuz 2016
  7. Örmeci, Ozan, ‘‘21. Yüzyılda ABD-Çin Rekabeti’’, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Erişim Tarihi: 09.01.2018, Erişim Adresi: http://dergipark.gov.tr/download/article-file/117779
  8. Sarialioğlu, İrşat, ‘‘Hindistan Çin İlişkilerinin Bugünü ve Yarını’’, T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Bildiriler, Cilt:3, s.1171-80, Erişim Tarihi:28.01.2018, http://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/SARIAL%C4%B0O%C4%9ELU-%C4%B0r%C5%9Fat-H%C4%B0ND%C4%B0STAN-%C3%87%C4%B0N-%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0LER%C4%B0N%C4%B0N-BUG%C3%9CN%C3%9C-VE-YARINI.pdf
  9. Temiztürk, Buket, ‘‘ABD ve Hindistan Analitiği’’, TASAM Yayınları, 17 Mart 2015, http://www.tasam.org/Files/Icerik/File/ABD_VE_H%C4%B0ND%C4%B0STAN_ANAL%C4%B0T%C4%B0%C4%9E%C4%B0.pdf_872887f5-a9b3-4cee-9f9b-4eaee6953e50.pdf
  10. Tüysüzoğlu, Göktürk, ‘‘Hindistan-Çin Gerginliği: Bölgesel Gerilim-Küresel Rekabet’’, ANKASAM, Bölgesel Çalışmalar, Asya Pasifik, 1 Ağustos 2017, Erişim Tarihi:28.01.2018, https://ankasam.org/hindistan-cin-gerginligi-bolgesel-gerilim-kuresel-rekabet

 

      Dipnotlar

[1] Modelski George, “Küresel Politikanın Uzun Döngüsü ve Ulus Devlet”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 2, Sayı 7 (Güz 2005), s. 3-30.

[2] A.g.m

[3] Örmeci, Ozan(2013), ‘‘21. Yüzyılda ABD-Çin Rekabeti’’, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Erişim Tarihi: 09.01.2018, Erişim Adresi: http://dergipark.gov.tr/download/article-file/117779

[4] Cengiz, Zerrar, ‘‘Asya-Pasifik’te Çin’e Karşı ABD-Hindistan İttifakı’’, Anadolu Ajansı, Analiz, 25.10.2017, Erişim Tarihi: 22.01.2018, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/asya-pasifik-te-cine-karsi-abd-hindistan-ittifaki/947165

[5] Ogden, Chris, ‘‘Hindistan Dış Politikası’’, İyidüşün Yayınları, Temmuz 2016, s.211,

[6] A.g.e s. 212

[7] Kissinger, Henry, ‘‘Dünya Düzeni’’, Boyner Yayınları, Mayıs 2016, s.229

[8] Cengiz, Zerrar, ‘‘Asya-Pasifik’te Çin’e Karşı ABD-Hindistan İttifakı’’, Anadolu Ajansı, Analiz, 25.10.2017, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/asya-pasifik-te-cine-karsi-abd-hindistan-ittifaki/947165

[9] A.g.m.

[10] Ogden, Chris, ‘‘Hindistan Dış Politikası’’, İyidüşün Yayınları, Temmuz 2016, s.178

[11] A.g.e

[12] Çelebi, Serdar, ‘‘Hindistan: Güney Asya’nın Güncel Jeopolitiği Bağlamında Uluslararası Politikada Mevcut ve Muhtemel Yeri’’, Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Ankara 2009

[13] Sarialioğlu, İrşat, ‘‘Hindistan Çin İlişkilerinin Bugünü ve Yarını’’, T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Bildiriler, Cilt:3, s.1171-80, Erişim Tarihi:28.01.2018, http://www.ayk.gov.tr

[14] Tüysüzoğlu, Göktürk, ‘‘Hindistan-Çin Gerginliği: Bölgesel Gerilim-Küresel Rekabet’’, ANKASAM, Bölgesel Çalışmalar, Asya Pasifik, 1 Ağustos 2017, Erişim Tarihi:28.01.2018, https://ankasam.org/hindistan-cin-gerginligi-bolgesel-gerilim-kuresel-rekabet/

[15] Ogden, Chris a.g.e

[16]  a.g.e

About Author

Abdulkadir AKSÖZ

Uluslararası İlişkiler Siyasi Tarih abdlkdraksz@gmail.com

Leave A Reply