FELSEFEYE DAİR

FELSEFE

Felsefeye dair kısa bir yazı...

Felsefeye Dair

Son zamanlarda Berkeley ve Hume gibi felsefecilerle yolum kesişti. Bu okumalar sırasında felsefeye dair bende bazı düşünceler oluşmaya başladı ve bu konuda yazmak istedim.

Batı felsefesinde mutlak tek bir görüş yoktur. Batılı felsefeciler mutlak anlamda materyalist değildir. Kilise de zaman zaman bazı kişilere görev vererek metafizik gibi alanlarda yazılar yazmalarını isteyebilmektedir. Bir felsefe metninde buna denk gelmiştim. Felsefede sürekli farklı görüşler çarpışır. Bunun sonucunda bazı düşünceler, özellikle öğrencileri ve takipçileri de varsa, gelişip serpilebilir. Bilimde olduğu gibi felsefede de görüşler zamanla değişebilmektedir.

Batı düşüncesinde akıl üzerine çok vurgu yapılmıştır. Pozitivizm de bir dönem hâkim ideolojilerden biri olmuştur. “Düşünüyorum, o hâlde varım” ve “Algılıyorum, o hâlde varım” gibi görüşler ortaya konulabilmiştir. Bununla birlikte bazı Batılı felsefeciler Tanrı’nın varlığını da kanıtlamaya çalışmışlardır.

Eskiden bazı Müslüman yazarlarımızın Batı’dan takip ettiği isimleri ve onların eserlerini çevirmesini tam olarak anlayamıyordum. Hatta bazen Batı’yı toptan reddetme eğilimine girdiğim oluyordu. Ancak bu konular üzerine düşününce meseleyi biraz daha anlamaya başladım. Mesela Mehmet Akif Ersoy’un Lamartine’i çok sevdiği bilinir. Sezai Karakoç’un da bazı Batılı yazarlardan beslendiği söylenir. Bunun sebebi, o yazarların da belirli bir dünya görüşüne sahip olmaları ve zaman zaman İslami düşünceye yakın fikirler ortaya koyabilmeleridir.

Bu nedenle büyüklerimiz Batı’yı mutlak anlamda reddetme yoluna gitmemişler, onlardan da faydalanma yolunu tercih etmişlerdir. Ancak burada dikkatli olmak gerektiği de açıktır.

Batılı bazı felsefeciler ruhun varlığını reddetmişlerdir. Doğu’da ise inanç gereği ruh reddedilmez; ruhun ölümsüz olduğuna inanılır. Bu nedenle felsefede hakikati arayanların işi biraz zordur. Çünkü çok farklı görüşler ortaya konulabilmektedir.

Vahiy ise mutlak iman bekler. İman eden kişi şüpheye düşerse bu şüpheden kurtulmaya çalışmalıdır. Felsefede ise kişi okumaya devam edebilir ve farklı bir görüşe geçebilir. Bu iki alan, farklı bağlamlarda insanlar için birer referans olabilir.

Dinler genellikle başka dinlere geçişlere sıcak bakmazlar; fakat felsefede bazı düşünürler “Siz yine de düşünün” diyerek farklı ihtimalleri tartışmaya açarlar. Lakin bütün bunları anlamamıza imkân sağlayacak olan şey akıldır. Bununla birlikte akıl da tek başına yeterli değildir. Akıl, bir gün sonra ne olacağını ya da bin metre ileride ne olacağını göremez. Buna rağmen akıl sahibi olmak dini anlamada oldukça önemlidir.

Bir büyüğümüz eserlerinde insanın mutlak acziyetine vurgu yapar. Allah karşısında da acziyetimizi bilmemiz gerekir. Zengin olabiliriz ama mutlak zengin Allah’tır. Âlim olabiliriz ama mutlak âlim Allah’tır. Bütün bunları göz önünde bulundurmalıyız.

Bugün insanlık ciddi bir inanç bunalımı yaşamaktadır. Bazı âlimlerimiz bu soruna çözüm yolları aramışlardır. Ahiret inancı da birçok insan için başlı başına bir mesele olarak durmaktadır. Ölümden sonrası bazı insanları tedirgin ettiği için, bunu unutmak amacıyla içki ve uyuşturucu kullanımına yönelenler de olabilmektedir.

Oysa insanın ömrü bütün bu meseleleri uzun uzun erteleyecek kadar da geniş değildir. İnanç ise teslimiyet bekler ve insana huzur verir. İnanmış bir insanın inancında samimi olduğunu düşünürsek, onun daha ileri bir noktada olduğunu söyleyebiliriz. Eğer ibadetlerini de yerine getiriyorsa iç huzuruna kavuşması mümkündür.

Çünkü her namazın başında Fatiha Suresi okunur. Bu surede Rabbimizden bizi doğru yola iletmesini isteriz; gazaba uğrayanların ve sapmışların yoluna değil. Aynı zamanda Rabbimize şükrederek başlarız: “Elhamdülillahi Rabbi’l-Âlemin” deriz. Rabbimiz ise “Şükrederseniz nimetlerimi artırırım” buyurur. Ardından “Rahman ve Rahim” deriz; yani Rabbimizden dünyada ve ahirette merhametini talep ederiz. Böylece en mutlak güce, dünyayı yönetenin O olduğunu bilerek yönelmiş oluruz.

Felsefe çalışmalarında ise vahyi unutmamak gerekir. Bugün hisseme bu yazı düştü. Mutlak doğruyu bilen ise Rabbimdir.

“Allah’u a’lemu bi kulli şey.”

Felsefi birkaç okuma beni bu yazıyı kaleme almaya sevk etti.

Ozan Dur

Ozan DUR
Ozan DUR

Ozan Dur, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olup, İngilizce, Osmanlıca, Farsça, Arapça ve İbranice öğrenerek dil alanında uzmanlaştı. Humboldt Üniversitesi, İmam Humeyni Üniversit ...

Yorum Yaz