İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Uluslararası Siyasette "Sarkaç": Dengeleme (Balancing) ve Güç Dengesi
Uluslararası ilişkiler okurken ya da dünyada olan biteni anlamaya çalışırken çoğumuzun gözden kaçırdığı bir kural vardır: Siyasette dostluklar ve düşmanlıklar mutlak değildir; değişmeyen tek şey "güç dengesidir".
Bir devlet bölgesinde aniden popülerleştiğinde, büyük bir güç sıçraması yaptığında veya mevcut düzeni zorladığında diğer devletlerin ilk refleksi ne olur? Cevap net: Dengeleme (Balancing).
Gelin, bu kavramın modern Ortadoğu tarihinde ve günümüzde nasıl işlediğine çok da teorik boğulmadan, rüzgarın yön değiştirdiği örneklerle bakalım.
1. Dün Mısır, Bugün Başkası: "Arap Soğuk Savaşı"
1950'li yıllara, Süveyş Kanalı Krizi'ne gidelim. Mısır lideri Cemal Abdünnasır, Batı’ya ve İsrail’e karşı duruşuyla Arap sokağında adeta bir kahramana dönüştü. İşin ilginç yanı; krizin başında Suudi Arabistan, Mısır’a karşı savaşan güçlere adeta cephe alıp Mısır’ı destekliyordu. Ancak Nasır’ın kazandığı devasa popülarite ve bölgesel karizma bir anda dengeleri değiştirdi.
Nasır’ın bu yükselişi, Suudi Arabistan gibi muhafazakar krallıklar için bir "rejim güvenliği" tehdidine dönüştü. Dün Mısır'ı destekleyen Suudiler, bir anda Mısır’ı dengelemek (balancing) için Irak ve Suriye gibi aktörlerle dönemsel iş birliklerine ve karşı hamlelere girişti. Nitekim siyaset bilimci Malcolm Kerr, 1950-60 arasındaki bu dönemi tam olarak bu yüzden "Arap Soğuk Savaşı" olarak adlandırır.
2. İdeolojik Sıçramalar ve Tepkisel İttifaklar
Tarih bu senaryoyu tekrar tekrar yazdı:
1979 İran İslam Devrimi: İran’da devrim gerçekleşip bölgesel bir ivme yakalanınca ve bu durum komşu ülkelerce doğrudan bir tehdit olarak algılanınca, bölge ülkeleri hızla İran’ı dengeleme politikasına geçti.
2006 Hizbullah Sınavı: Hasan Nasrallah’ın İsrail karşısında elde ettiği algısal zafer sonrası Arap sokağındaki inanılmaz popülaritesi, yine Sünni/Statükocu rejimlerin dengeleme operasyonlarıyla karşılaştı.
Yani bir aktör sahada rüzgarı arkasına alıp denklemi değiştirmeye başladığı an, sistem derhal "karşı-dengeleme" mekanizmasını çalıştırır.
3. Doğu Akdeniz, Arap Baharı ve Türkiye
Günümüze geldiğimizde benzer bir dinamiği Türkiye bağlamında görüyoruz.
Türkiye’nin özellikle Arap Baharı sürecinde halk hareketlerini destekleyen yaklaşımı, bölgesel statükoyu korumak isteyen Mısır, BAE ve Suudi Arabistan gibi ülkeler karşısında Türkiye'yi zorlu ve yalnız bir kulvara soktu. O dönem rüzgar bir taraftan eserken, ülkeler kendi vizyonlarına göre rüzgarı desteklemeyi veya yönünü değiştirmeyi seçebilir. Tabii ki devletlerin iç işlerine müdahale etmek her zaman ciddi sorunlar doğurur ve nitekim sürecin sonunda bölgesel statüko ağır bastı.
İşte bu kırılmanın devamında, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin artan askeri/stratejik gücünü ve "Mavi Vatan" çıkışını dengelemek (balancing) isteyen aktörler (Yunanistan, Mısır, İsrail, BAE) yan yana geldi.
Peki sonra ne oldu?
İşte uluslararası siyasetin en keyifli kısmı burası: Uzmanların da sıkça vurguladığı gibi, bölgesel aktörler Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de askeri veya jeopolitik olarak tamamen dengeleyemeyeceklerini/sahadan silemeyeceklerini anladıkları an, denklem değişti. Sert dengelemenin yerini diplomasi, diyalog ve normalleşme adımları aldı.
Son Söz: Bir Durum Tespiti
Devletlerin dış politikaları ve diplomatik manevraları elbette halkların birbiriyle olan bağlarını ya da dostluklarını bağlamaz. Bizler burada sadece soğukkanlı birer analist gözüyle durum tespiti yapmaya çalışıyoruz.
Uluslararası ilişkilerde idealist duygularla hareket etmek bazen bocalatabilir; ancak gücün, tehdit algısının ve dengeleme arayışlarının nasıl işlediğini kavramak bize her zaman doğru pusulayı verir. Rüzgar nereden eserse essin, masadaki ve sahadaki gücünüz kadar varsınız.
Yorum Yaz