İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
ABD-İsrail İlişkilerinin Çok Boyutlu Sac Ayağı: Stratejik Ortaklıktan İdeolojik Bütünleşmeye
Ozan Dur
ABD ve İsrail arasındaki ilişkiler; ekonomik, siyasi, askeri, teknolojik ve kültürel katmanlardan müteşekkil, en az dört boyutlu bir sac ayağı üzerine oturmaktadır. Bu çok boyutlu yapıyı anlamak, modern Orta Doğu jeopolitiğini ve küresel güç dengelerini çözümlemek adına kritiktir.
Ekonomik Dönüşüm: Bağımlılıktan OECD Üyeliğine
Ekonomik düzlemde İsrail; kuruluşundan itibaren Almanya, Fransa ve özellikle ABD’den yoğun yardımlar almıştır. Bu yardımlar, İsrail’i "gelişmekte olan ülke" statüsünden "gelişmiş ekonomi" seviyesine taşıyan temel motor olmuştur. 1946-2023 yılları arasında ABD’nin İsrail’e yaptığı toplam yardım 260 milyar dolara ulaşmıştır. 1980’li yıllarda yaşanan hiperenflasyon krizinden İsrail’i, ABD’den gelen ekonomik paketler kurtarmıştır. Bu dış destekler askeri yükü hafifletince, İsrail sağlık, inovasyon ve teknoloji gibi alanlara devasa yatırımlar yapabilmiş; neticesinde 2010 yılında OECD üyesi bir teknoloji ekonomisine dönüşmüştür.
İlginç bir dönüm noktası olarak; 1990’lı yıllarda bizzat Binyamin Netanyahu, İsrail’in artık ekonomik yardıma ihtiyaç duymadığını açıklamıştır. 1996’dan itibaren sosyal ve ekonomik paketler kademeli olarak kesilse de askeri yardımlar, günümüzde de artarak devam eden bir istisna teşkil etmiştir.
Diplomatik Temeller ve "İsrail İstisnacılığı"
Diplomatik açıdan ABD, İsrail’in kuruluş ilanından sadece 11 dakika sonra devleti tanıyan ilk güç olmuştur. Dönemin Dışişleri Bakanı George Marshall gibi isimlerin "Arap dünyasıyla ilişkiler bozulur, petrol arzı tehlikeye girer" yönündeki itirazlarına rağmen Başkan Truman bu riski almıştır. Yeni dünyanın "baharatı" olan petrole erişim çabası, ABD’nin dünya imparatorluğu vizyonunda İngilizlerin Hindistan stratejisine benzer bir ağırlık merkezi oluşturmuştur.
Bu süreçte İsrail’in ABD’deki en büyük kozu lobi gücü olmuştur. Holokost üzerinden kurulan "kurban" anlatısı, bu güce büyük bir ivme kazandırmış ve "İsrail İstisnacılığı" kavramını literatüre sokmuştur. Bu istisnacılık, askeri alanda da kendisini göstermektedir. ABD’nin "Leahy Yasası" uyarınca insan hakları ihlali yapan birimlere yardımı kesmesi gerekirken, bu kuralın İsrail söz konusu olduğunda bilinçli olarak işletilmemesi, hukuki korumanın en somut örneğidir.
Teolojik ve İdeolojik Benzerlikler: "Yeni İsrail" ve Manifest Destiny
İki ülke arasındaki "Ortak Değerler" (Shared Values) vurgusu, derin teolojik köklere dayanır. Amerika’ya ilk gelen yerleşimciler (Püritenler), Amerika kıtasını "Yeni İsrail" olarak adlandırmış; Atlantik’i geçmeyi ise Tevrat’taki Kızıldeniz’den geçiş anlatısına benzetmişlerdir. "Manifest Destiny" (Açık Kader) doktrini, Amerikalılara kıtayı fethetme hakkını "Tanrı tarafından seçilmişlik" üzerinden meşrulaştıran bir gerekçe sunmuştur. "Boş veya yozlaşmış toprağı ihya etme" düşüncesi, hem Amerikan yayılmacılığında hem de Siyonist ideolojide ortak bir paydadır. Günümüzde John Hagee ve Benny Tate gibi isimlerin temsil ettiği Evanjelik yaklaşım, bu süreci Mesih’in gelişi için bir ön hazırlık olarak görmekte; ABD ise dini, kendi jeopolitik çıkarları doğrultusunda stratejik bir araç olarak kullanmaktadır.
Stratejik Ortaklık ve Kültürel Dönüşüm
İsrail, ABD ile kurduğu ortaklıkta rasyonel bir iş bölümü gütmektedir. ABD’nin hava gücündeki etkinliğini model alarak kendi askeri kapasitesini bu yönde geliştirmesi bilinçli bir tercihtir. Ayrıca İsrail düşünce kuruluşlarının, doğrudan ABD’nin ihtiyaç duyduğu teknolojik ve stratejik alanlara yatırım yapması, iki ülkenin birbirine eklemlenmiş yapısını teyit etmektedir.
Sonuç olarak; Silikon Vadisi ile İsrail’in teknoloji merkezleri arasındaki benzerlik, sadece ekonomik değil kültürel bir entegrasyonu da yansıtır. Tom Segev’in "İsrail’in Amerikanlaşması" tezine ek olarak, özellikle 2002 sonrasında "Amerika’nın İsrailleşmesi" sürecinden bahsetmek mümkündür. İsrail’in Batı’ya karşı "kurban", Doğu’ya karşı "muzaffer" edasıyla yürüttüğü çift taraflı strateji, bu derin ortaklığın sağladığı konfor alanında hayat bulmaktadır. Bu girift ilişkinin gelecekteki yansımaları, daha derin akademik araştırmaları hak eden bir sahadır.
Yorum Yaz