HİNDİSTAN’IN STRATEJİK KALKANLARI: ATMANİRBHAR BHARAT VİZYONU

ASYA

Bu kalkanlar ülkeyi sadece pasif bir savunma pozisyonunda tutmamakta aksine küresel sistemin yeniden inşasında aktif bir rol üstlenmesini sağlamaktadır.

Uluslararası sistemin son on yılda tecrübe ettiği sarsıntılar yerleşik kabullerin ve ittifak yapılarının ne denli kırılgan olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Küresel siyasetin ana omurgasını oluşturan kurumların ve kuralların aşınması, devletleri kendi bekalarını korumak adına yeni ve daha dayanıklı stratejiler geliştirmeye zorlamakta. Günümüz dünyasının artık bir "polikriz" dönemiyle karakterize edildiğini iddia etmek mümkün. Salgın hastalıkların tetiklediği ekonomik duraklamalar, Ukrayna ve Orta Doğu eksenli jeopolitik kırılmalar ve büyük güçler arasındaki teknolojik rekabet, küresel nizamı öngörülemez bir sürece sürükledi. Bu karmaşık tablo içerisinde Hindistan, maruz kaldığı dış şoklara karşı geliştirdiği "kalkanlar" vasıtasıyla kendisini hem korumaya almakta hem de yükselen bir güç odağı olarak konumlandırıyor.

Yeni Delhi’nin dış politika ve ekonomi perspektifinde son dönemde yaşanan en köklü değişim, "verimlilik" odaklı bir yaklaşımdan "dayanıklılık" merkezli bir anlayışa geçilmesidir. Soğuk Savaş sonrası dönemde küreselleşmenin sunduğu avantajlar, maliyetleri minimize etmek ve tedarik zincirlerini en hızlı hale getirmek üzerine kurgulanmıştı. Lakin yaşanan küresel krizler bu sistemin en ufak bir sarsıntıda nasıl çöktüğünü göstermiştir. Hindistan bu acı tecrübelerden hareketle stratejik özerkliğini korumayı en üst mertebede bir hedef olarak mütalaa etmektedir. Öyle ki, ülkenin dış dünyayla kurduğu ilişkilerde artık hiçbir güce tam bağımlılık söz konusu değildir. Çok yönlü ve çok boyutlu bir denge siyaseti izleyen Hindistan, hem Batılı güçlerle teknolojik ve güvenlik ortaklıklarını derinleştirmekte hem de Avrasya hattında kendi çıkarlarını savunmaya devam etmektedir.

Bununla birlikte, Hindistan’ın kendisini dış şoklara karşı tahkim etme çabası münhasıran askeri kapasite artırımıyla sınırlı kalmamaktadır. Ekonomik alanda "Atmanirbhar Bharat" (Kendi Kendine Yeten Hindistan) vizyonu bu stratejinin temel taşı hükmündedir. Üretim süreçlerinin yerelleştirilmesi ve kritik teknolojilerde dışa bağımlılığın azaltılması ülkenin en büyük kalkanlarından biri olarak görülmektedir. Özellikle yarı iletkenler, nadir toprak elementleri ve ileri imalat teknolojileri gibi alanlarda başlatılan teşvik programları Hindistan’ı küresel değer zincirlerinde vazgeçilmez bir halka haline getirmeyi amaçlamaktadır. Dolayısıyla Hindistan’ın ekonomik büyümesi dışarıdan gelen spekülatif sermaye hareketlerinden ziyade sağlam bir sınai altyapı üzerine inşa edilmektedir. Nihayetinde bu durum, küresel finans piyasalarında yaşanabilecek olası dalgalanmalara karşı ülkenin direncini artırmaktadır.

Öte yandan enerji güvenliği meselesi Yeni Delhi’nin stratejik kalkanlar hiyerarşisinde en kritik başlıklardan birini teşkil etmektedir. Küresel enerji fiyatlarındaki aşırı oynaklık ve arz güvenliğindeki aksaklıklar Hindistan gibi devasa bir ekonominin en zayıf noktasını oluşturmaktadır. Bu zafiyeti gidermek adına Hindistan, enerji sepetini çeşitlendirmekte ve yeşil dönüşümü bir ulusal güvenlik meselesi olarak ele almaktadır. Adani Green Energy Khavda projesi gibi devasa yatırımlar, ülkenin fosil yakıtlara olan mecburiyetini kademeli olarak azaltma iradesini yansıtmaktadır. Güneş ve rüzgâr enerjisi kapasitesinin hızla artırılması, Hindistan’ı enerji ithal eden bir aktörden kendi öz kaynaklarıyla sanayi devrimini sürdürebilen bir güç haline dönüştürmektedir. Şurası bir gerçek ki, enerjide bağımsızlık sağlanmadan siyasi ve stratejik alanda tam bir özerklikten bahsetmek mümkün görünmemektedir.

Hindistan’ın bir diğer önemli kalkanı ise dijital kamusal altyapı alanındaki devrim niteliğindeki başarılarıdır. Hindistan, dijitalleşmeyi bir kontrol mekanizması olarak kullanmak yerine toplumun tüm kesimlerini ekonomik sisteme dahil eden bir araç olarak kurgulamıştır. Finansal katılımın artırılması ve sosyal yardımların doğrudan ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması toplumsal istikrarın korunmasında hayati bir rol oynamaktadır. Bununla birlikte küresel düzeyde artan dezenformasyon ve siber tehditlere karşı Hindistan, kendi yerli dijital ekosistemini güçlendirerek veri egemenliğini savunmaktadır. Öyle ki, bu alanda elde edilen birikim küresel Güney ülkeleri için de bir model teşkil etmekte ve Hindistan’ın "yumuşak gücünü" perçinlemektedir. Dijital altyapıdaki bu sağlamlık ülkenin dışarıdan gelebilecek teknolojik şantajlara karşı mukavemetini artırmaktadır.

Jeopolitik düzlemde ise Hindistan, "kutuplaşmış" bir dünya yerine "çok kutuplu" bir yapının savunuculuğunu yapmaktadır. Büyük güç rekabetinin ortasında bir taraf seçmek yerine, her kutupla kendi çıkarları doğrultusunda iş birliği yapma kabiliyeti Hindistan’ın manevra alanını genişletmektedir. Bu yaklaşım, ülkenin hem QUAD içindeki rolünü hem de BRICS bünyesindeki ağırlığını aynı anda korumasına olanak tanımaktadır. Bununla birlikte Hindistan’ın komşuluk politikası ve Hint Okyanusu’ndaki etkinliği, bölgesel şokların iç güvenliğe yansımasını engelleyen bir tampon bölge işlevi görmektedir. Dolayısıyla Yeni Delhi yönetimi için dış politika, mücerret bir diplomasi oyunu olmaktan öte ülkenin iç kalkınmasını ve istikrarını koruyan bir zırh mahiyetindedir.

Sonuç itibarıyla Hindistan’ın fırtınalı bir dünyada kendisini tahkim etme süreci çok boyutlu ve uzun vadeli bir planlamanın ürünüdür. Şoklara karşı geliştirilen bu kalkanlar ülkeyi sadece pasif bir savunma pozisyonunda tutmamakta aksine küresel sistemin yeniden inşasında aktif bir rol üstlenmesini sağlamaktadır. Ekonomik yerelleşme, enerji bağımsızlığı, dijital egemenlik ve stratejik özerklik prensipleri, Hindistan’ın 21. yüzyılın en önemli aktörlerinden biri olma iddiasını kuvvetlendirmektedir. Geleceğin dünyasında belirsizliklerin artmaya devam edeceği mütalaa edildiğinde Yeni Delhi’nin bu mukavemet odaklı stratejisinin ne denli hayati olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır. Nihayetinde Hindistan, sahip olduğu stratejik kaynakları verimli bir şekilde değerlendirip gücünü maksimize ederek kendi kaderini tayin etme noktasında kararlı adımlarla ilerlemektedir.

Abdulkadir AKSÖZ
Abdulkadir AKSÖZ

Political Science Indian Subcontinent Studies [email protected]

Yorum Yaz