İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Tembellik, Ok Metaforu ve Rekabet Değil "Hayırda Yarış"
Tembellik, modern insanın en temel çıkmazlarından biridir. Ancak tembellik tek bir kalıptan ibaret değildir; kendi içinde katmanları ve boyutları vardır.
Tembelliğin Üç Hali
Birincisi, mutlak tembellik diyebileceğimiz durumdur. Bu eşikteki bireyler, üretken bir yaşamın parçası olmakta zorlanırlar. Zihinleri sürekli eylemsizliğe ve dijital dünyanın geçici hazlarına (bilgisayar oyunları gibi) meyillidir. Rabbim bu durumdaki kardeşlerimize akıl ve izan versin; bizleri de onları kınama hatasından muhafaza buyursun.
İkincisi, menfi tembelliktir. Bunu, "düşünce boyutunda bir katılaşma" olarak tarif edebiliriz. Kişi tembeldir ve bu halinden memnundur; değişmek, gelişmek veya konfor alanını bozmak istemez. Hayatını devam ettirmek için çalışsa da yaptığı işten tat almaz, şükretmez. İşten eve döndüğünde ise sadece "yanı üzerine yatıp" günü bitirmeyi bekler. Mevla, bu kardeşlerimize de hakikat yolunu göstersin.
Üçüncüsü ise müsbet tembelliktir. Bu hal, olumlu bir huzursuzluk barındırır. Kişi eylemsiz olsa da bu halinden şikâyetçidir; çalışkan insanlara gıpta eder, bir şeyler yapmak için motivasyon arar, başlar ama süreklilik arz edemez. Rabbim gençlerimizi bu basamağın altına düşürmesin ve azimlerini artırsın.
Ok Metaforu ve Kolektif Başarı
Hayattaki başarılarımızı bir ok atmaya benzetebiliriz. Ben on yılımı ve on bin saatlik emeğimi vererek oku 100 metre uzağa atabilirim. Ancak benim görevim, senin o yolu daha hızlı kat etmeni sağlamaktır. Ben sana rehberlik eder, tecrübelerimi aktarırsam; sen benim on yılda ulaştığım seviyeye çok daha genç yaşta gelirsin. Böylece sen, on yıllık emeğinle oku 150 metreye, bir sonraki on yılda ise 300 metreye taşıyabilirsin. Senin beni geçmen, hepimizin birlikte yükselmesi demektir. Unutmamak gerekir ki; "Güçlü Sen, Güçlü Türkiye" demektir.
Rekabet Değil, Yarış
Bizim medeniyet tasavvurumuzda rekabet değil, "yarış" vardır. Kur’an-ı Kerim bizi hayırda yarışmaya teşvik eder. Ancak bu yarışın kuralları bellidir ve meşruiyet esastır. Eğer ben helal kazandığım 100 lirayı infak ediyorsam, senin gayrimeşru yollardan kazandığın 1 milyon liranın benim katımda da Hakk katında da bir hükmü yoktur. Bu yarışta ölçü miktarda değil, "Hududullah" (Allah'ın sınırları) ve "Hukukullah" (Allah'ın hakları) içerisindeki samimiyettedir. Bu sınırları çiğneyen, aslında sınırları değil kendini çiğnemiş olur.
Eğer illa birileriyle rekabet edeceksek; Batı ile, Çin ile, yani dış dünyayla etmeliyiz. "Oxford’daki bir genç ne biliyor, ben ne biliyorum?" diye sormalıyız. Kendi kardeşimizle rekabet etmek yerine, onun benden daha iyi olmasına sevinmeliyiz. Kendim için istediğimi kardeşim için de istemedikçe gerçek kardeş olamayız. Aksi takdirde haset ve kin batağında boğuluruz.
En doğrusunu şüphesiz Rabbim bilir. Mevla bizleri sırat-ı müstakim üzere daim eylesin. Niyetimiz hayır, akıbetimiz hayır olsun. Âmin.
Ozan Dur
Yorum Yaz