İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Ne Ekersen Onu Biçersin: Modern Zamanların "Haz" Çıkmazı ve Yaşayacağımız Yarınlar
"Hayat çok zalim," deriz sık sık. "Hayat çok acımasız..."
Peki, gerçekten hayat mı zalim, yoksa biz kendi ellerimizle hayatı zalimleştiren birer mimar mıyız?
Son yıllarda çevremizde giderek artan bir yaşam modeli var: Anlık hazları, konforu ve özgürlüğü her şeyin önüne koyan bir anlayış. Gençlik, güzellik ve tazelik hissiyle "Biz özeliz, anı yaşamalıyız" diyerek yola çıkan yeni evli çiftler, çocuk sahibi olduklarında radikal bir tercih yapıyorlar. Çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu anne-baba sevgisini, şefkatini ve ilgisini vermek yerine; onu bir hizmetçinin veya bakıcının kollarına teslim edip haz odaklı yaşamlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar.
Burada kastettiğim şey, hayat mücadelesi ve geçim derdi yüzünden çalışmak zorunda kalan ebeveynler değil. Kastettiğim; duygusal sorumluluk almaktan kaçınan, çocuğuyla bağ kurmayı bir külfet olarak gören anlayış.
Hayatın Aritmetiği: Nedensellik Yasası
Unuttuğumuz çok temel bir kural var: Hayat, fedakarlık gösterene her zaman fedakarlıkla karşılık vermeyebilir; ancak haz odaklı yaşayana, ekseriyetle haz odaklı yetişmiş bir nesil bahşeder.
Şimdi kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bugün bencilce kurguladığımız bu hayatın yarın bize aynı şekilde dönmesine hazır mıyız?
Yarın bir gün yaşlandığınızda, kapınızı çalmayan oğlunuz size gelip şöyle derse ne hissedeceksiniz?
"Baba/Anne, ben hayatımın en verimli çağındayım. Yaşayacak çok şeyim var, kendi ailem ve planlarım var. Size ayıracak vaktim yok, sizi bakımevine/bir bakıcıya teslim ediyorum."
Veya gençliğinde gelininden ya da damadından ilgi beklerken "Ben ne bakacağım toruna, başlarının çaresine baksınlar" diyen ebeveynler, yaşlandıklarında "Devletin huzurevi var, gitsin orada kalsın" yanıtını aldıklarında ne hissedecekler?
Rüzgar eken, eninde sonunda fırtına biçer. Ekmediğimiz sevgiyi, biçmeyi bekleyemeyiz. Duygusal yatırım yapmadığımız bir ilişkiden, yaşlılığımızda vefasızlık şikayetinde bulunmaya hakkımız kalmaz.
Çatı Akarken Kışı Beklememek Lazım
Kişisel gelişim, sadece kariyer planlamak ya da sabah erken kalkmak değildir. Kişisel gelişim; bugün aldığımız kararların yarınki faturasını ödeyip ödeyemeyeceğimizi öngörebilme becerisidir.
Bir evin çatısı aktığında yapılması gereken şey basittir: Kışın gelmesini ve evin su altında kalmasını beklemeden o çatıyı tamir etmek.
Aile hayatımızda, çocuk yetiştirme tarzımızda ve insan ilişkilerimizde de çatımız akıyor. Anlık hazların ve bencilliğin peşine takılıp aile bağlarımızın çatısını ihmal ediyoruz. Sonra da yaşlılığın soğuk kışı kapıya dayandığında "Hayat neden bu kadar zalim?" diye ağıt yakıyoruz.
Son Söz: Nasıl Bir Yarın İstiyorsun?
Eğer yarın sevilmek, aranmak ve hürmet görmek istiyorsanız; bugün ilgilendiğiniz şeylere, harcadığınız vakte ve çocuklarınıza sunduğunuz duygusal mirasa tekrar bakın.
Kendinize yapılmasını istemediğiniz bir duygusal ihmali başkasına yaşatıyor musunuz?
Hayatı sadece "haz"dan ibaret görüp geleceğinize rüzgar mı ekiyorsunuz?
Unutmayın; hayat sonrasını düşünmeden yapılan planları affetmez. Bugün bencilce yaşadığımız her an, yarın yalnızlığımıza dökülen bir harçtır.
Ozan Dur
Yorum Yaz