İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Zulüm Varsa Benim Meselem
Filistin’deki zulmün ve vahşetin artmasıyla beraber, faaliyet ve boykot çağrılarına karşılık bazı kimselerden “Filistin benim meselem değil” mukabilinde sözler sadır oluyor. Oradaki soykırım kimilerinin nezdinde benim ülkemin meselesi değil düşüncesini barındırıyor olabilir. Fakat orada yaşananlar bir ülke meselesi değil, insanlık suçudur ve evrensel bir meseledir. Ve dahası insanlık meselesidir. Ne bir devlet ne bir ülke meselesidir.
Buna örnek olarak Madleen gemisindekileri ve Küresel Sumud filosu katılımcılarını hatırlarsak: Onlar evrensel ahlak ilkeleri düzeyinde hareket ederek sadece benim ülkem veya benim inancım odaklı değil ‘insanlık’ için mücadele edip örnek bir duruş sergilemiş, daha kapsamlı bir direnişe ve faaliyet çalışmalarına ön ayak olmuşlardı. Hala daha Filistin ve Doğu Türkistan hakkında neler yapabiliriz konularını masaya yatırmakta, bu alanda yeni girişimler, konferanslar ve kongreler düzenlemektedirler.
Filistin benim meselem değil tavırlarıyla yüzyılın aydınlanmasını yaşadığını zannedenlerin samimiyetten uzak tavırlarına binaen şunlar söylenebilir:
Dava olarak Gazze ve Mescid-i Aksa Allah’ın şerefli kullarının davasıdır. Orada soykırıma uğrayan insanlara uygulanan vahşet, göğsünde merhamet duygusu barındıran bütün insanların meselesidir. Tam da bu sebeple zulüm varsa benim meselem diyebilmek merhamet sahibi olduğumuzun, yada Allah’ın davasına sadık,şerefli kulları arasında olmaya talip olduğumuzun göstergesidir.Bir insanın acısını, durmaksızın akan kanını umursamamak ise ne insanlık ilkelerine uygun, nede Allah’a layık bir kul olabilme vasıflarına uygun bir durumdur.
Zulüm Ayrıştırılamaz
Zulüm ve soykırıma karşı direniş göstermeye darbe niteliğinde olan diğer bir mesele ise zulmü kıyaslamaktır. Özellikle Doğu Türkistan üzerinden bunun sıkça yapılması, iki zulüm arasında kıyas yapılması gerçekten acınası bir durum. Unutulmamalı ki Doğu Türkistan da uygulanan soykırımın gündemini kuvvetlendiren en önemli unsurlardan biri de Filistin davası oldu. Dünya ayaklandı ve zulme karşı direniş daha da derinleşti. Bu şekilde kıyas yapma gafletinde bulunanlar Doğu Türkistan’a destek olmadıkları gibi, Filistin gündemden düştüğü an -ki bu en ummadığımız durum- onlar için Doğu Türkistan da gündemden düşecektir. Kıyas yaparak zulmü ayrıştırıyor olmaları, bu düşünceyi somutlaştıran bir örnektir. Orada uygulanan zulüm şimdi de olduğu gibi uzun yıllardır Müslümanların kanayan yarasıydı. Fakat belki de tam bir seferberlik ve direniş ateşi yakılamadığı için mevcut durumda kimse ses çıkarmıyor gibi bir algı oluştu.
Ne Filistin ne Doğu Türkistan
Ne bir yıllık meseledir ne on yıllık meseledir. Ama şunu söyleyebiliriz ki, onlara neden ses çıkarmıyorsunuz dedikleri kimselerin hep kanayan yarasıydı Doğu Türkistan.
Rasulullah’ın Vasiyeti Tutsak
Zulüm konusuna değinmişken asıl meselemizi hatırlamakta fayda var: Mescid-i Aksa haftalardır karanlıklar içerisinde ve müslüman camiasındaki bu miskinlik, kabullenmişlik hali içler acısı. Müslümanlar Mescid-i Aksa’nın ehemmiyetinin yeterince farkında mı acaba diye zaman zaman düşünüyorum. O Mescid ki, Rasulullah efendimizin Kabe’ye döndürülmeden evvel on yedi ay boyunca yönelip namaz kıldığı mescid. O Mescid ki, Rasulullah efendimizin Mescid-i Haram’dan getirilip göğe yükseltildiği, İsra/Miraç hadisesinin vuku bulduğu Mescid. Rasulullah efendimizin: “Üç mescid dışında hiçbir mescidi ziyaret için yola çıkılmaz. Benim bu mescidim, Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa.” diyerek buyurduğu Mescidlerden birisi. Yani ilk kıblemiz, İmanımız kadar kıymetli, kırmızı çizgimiz. Ve işgal altında, karanlıklar içinde. Diğer iki Mescidimizin neşesinden ve ışığından mahrum, yapayalnız vaziyette. Bu vahim durum, Müslümanlar’ın nezdinde büyük bir utanç oluşturmalı ve ortak kimliğimize karşı büyük bir saldırı olarak kabul edilmeli. Ve daha kapsamlı bir direniş ateşi yakılarak harekete geçilmeli. Eminiz ki bu direniş ateşine bütün varlığıyla katılacak, kalbi dava coşkusuyla kaynayan kimseler fazlaca vardır.
Mescid-i Aksa’ya Zeytinyağı Göndermek
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) azatlı hizmetçisi Meymûne (r.a.): “Yâ Rasûlallah! Beyt-i Makdis’e gidip gitmeme hakkında bize ne buyurursunuz?”dedim. Allah Rasûlü: “Orası haşr ve dirilişin gerçekleşeceği yerdir. Gidin ve orada namaz kılın! Çünkü orada kılınan bir vakit namaz, başka yerde kılınan bin vakit namaz gibidir” buyurdu. Ben: “Peki oraya gidecek imkan bulamazsam ne dersiniz?” dedim. O: “Oraya aydınlanmada kullanılmak üzere zeytinyağı gönderirsin. Bunu yapan, oraya gitmiş gibi olur” buyurdu. (İbn Mâce, İkâme, 196)
Bu hadisten yola çıkarak bir düşünelim: Günümüz şartlarında Mescid-i Aksa kandillerle değil, elektrikle aydınlanıyor. Yani kandillerde kullanılmak üzere yakıt olarak zeytinyağı kullanılmıyor. Bu sebeple Rasulullah’ın buyurduğu üzere oraya zeytinyağ göndermek nasıl mümkün olabilir?
Aklımıza gelen ilk cevap: maddi yardımlarda, bağışlarda bulunmak olabilir, evet. Ne mutlu ki buna gücü yeten vicdan ve basiret sahibi kimseler bu alanda faaliyet göstermekteler.
Peki buna gücü yetmeyen bir kimsenin oraya zeytinyağ göndermesi nasıl mümkün olabilir?
Karınca misali Kudüs bilincini öğrenip yaymak, oraya zeytinyağ göndermek sayılmaz mı? Bu davanın bilincini çocuklarımıza aşılamak, elbet bir benzeri daha yetişir diyerek Selahaddin Eyyubi gibi nesiller yetiştirme gayretinde bulunmak, zeytinyağ göndermek sayılmaz mı? Sosyal medyanın gücünü hafife almayarak olabildiğince bu işgali ve soykırımı paylaşımlarımızla gündemde tutmak, oraya zeytinyağ göndermek sayılmaz mı? Paylaşım yaparak ses olmak, siyonizme doğrultulmuş bir silah sayılmaz mı?
Paylaşım yaparak ses olmak, Allah yolunda bir cihad bir direniş sayılmaz mı ?
Birkaç paylaşım dahi olsa, bu cool kahve storilerimizi gezi/anı paylaşımlarımızı gölgede bırakmaz diye düşünüyorum. Siyonist oluşumun sosyal medyayı Müslümanlara karşı bir silah olarak kullandığı bu zamanda, aynı uygulamayı kuvvetlendirmek, müslümanların inancı, gücü, ve basiretiyle beraber üzerlerinde tahakküm bile kurulabilir.
Mescidimiz bizlere emanet. Sadece Filistin meselesi değil, bütün Müslümanların meselesi. Olabildiğince önemsenmeli, bu alanda “bende birşeyler yapmalıyım” denilmelidir.
Velhasıl Zülmü ayrıştırıp sessizliğe bürünmek,(kimi zamanda akidevi meseleleri uyarlayarak bunu yapmak) siyonizmin gücüne güç katmaktan başka bir fayda sağlamaz. Sessiz kalmak, Müslümanlara ölümden başka bir getiri sağlamaz.
Bu Mescidin Müslümanları, Türkleri görünce gözyaşlarına boğulan: “burası zaten sizlerin, biz sizleri bekliyoruz, burayı sizler kurtaracaksınız”ümidini taşıyan kimseler.
Bu sebeple Rasul’un vasiyeti hatırına, Mescid-i Aksa hatırına, kendilerinden mesul olduğumuz Müslümanlar hatırına: oraya zeytinyağ göndermek çok zor olmamalı.
Bu satırlar benim zeytinyağımdı mesela…
Ne güzel betimlemiş şair;
Müminler İslam’a karşı durana
Biraz öfkelenip kafayı taksa
Esir mi olurdu Mescid-i Aksa?
Rabia Nur Yılmaz
Yorum Yaz