MADDE Mİ, MANA MI?

İLİM

Madde elde edildikten sonra değerini kaybediyor; ama madde ile mana birleşirse o zaman işler farklılaşır.

Madde mi, Mana mı? İç Huzurun Anahtarı Üzerine Bir Tefekkür

Madde huzur verir mi?

Madde ve eşyalar, sahip olunana kadar insanda belli bir his uyandırabiliyorlar. Örneğin; bir telefon alınmadan önce hayali insanı az da olsa mutlu edebilir. Alındıktan hemen sonra büyük bir dikkatle kullanmak isteriz ama bir hafta sonra yere bile düşürebiliriz. Madde elde edildikten sonra değerini kaybediyor; ama madde ile mana birleşirse o zaman işler farklılaşır.

Amacın Gücü: Bilgisayar Sadece Oyun İçin mi?

Bir bilgisayar sadece oyun amaçlı alınırsa, sürekli yeni oyunlar bulmak gerekir. Her yeni oyunda da alınan heyecan azalacaktır. Bilgisayarda aynı zamanda toplumun kanayan bir yarasına çözüm bulmak amacıyla araştırmalar yapsak, bilgisayar mana kazanmış olur. Bu mana, insana iç huzuru verir. Psikoloji bugün mananın önemini büyük ölçüde kavramıştır.

Günlük yaptığımız rutin işlere bile manalar yüklemeliyiz. Bir kardeşimiz asansörde sıkıştığında şu hadisi aklımıza getirmeliyiz: "Bir müminin sorununu çözerseniz Allah da sizin kıyamette bir sorununuzu çözer." Bu hadis aklınıza gelirse harekete geçersiniz. Kocanıza itaat konusunda cennete giden ilk kadını aklınıza getirirseniz itaat etmek kolaylaşır. Bunu sadece bir örnek olarak vermek istedim. İnanmış ve inancı içselleştirmiş durumda iseniz yük çekmeniz daha da kolaylaşır.

İmanın Verdiği Cesaret ve Medeniyet

Bir kavga esnasında Hz. Ömer’in adaletini hatırlarsanız müdahale etmeye cesaret bulabilirsiniz. Cesaretin de imandan gelebildiğini düşünmeliyiz. İslam ordusuna komutanlık eden kumandan Halid B. Velid: "Sizin hayatı ve şarabı/dünyayı sevdiğiniz kadar, ölümü (şehadeti) seven bir orduyla geldim" demiştir. Bu orduyu Peygamberimizin bereketi ve imanın gücü meydana getirmiştir. Yoksa çölde put turizmi ile hayatlarını idame ettiren insanlar nasıl böyle bir güç gösterebilirdi? O insanları Peygamberimiz (sav) âlemlere önder kıldı. Sahabelerin eski hallerine, haddimi aşmayarak vurgu yapmak istedim; yoksa onların ayağının tozu dahi olamayız.

İş hayatında çalışırken Allah yolunda cihat ettiğimizi düşünebiliriz. Çünkü ailemizin geçimini sağlıyoruz ve bu bir cihattır. Bu, zorluklara daha kolay dayanmamızı sağlar.

Ümmetini Düşünen Bir Peygamber

Peygamberimiz de insandı; üzülür ve sevinirdi. Evi vardı, eşi vardı. Tüm dünyayı alabilecekken davasını terk etmedi. Bizlerin dünya ve ahiretini kurtarmak istedi. Bugün biz "öldükten sonra ne olursa olsun" diyenler çıkabiliyor. Peygamberimiz ise bugünün insanının imanını dahi kurtarmaya çabalamıştır. "Ümmetim, ümmetim" diye bu dünyadan göçmüş ve geride ilim dışında miras, âlim dışında varis adeta bırakmamıştır. Oluşturduğu İslam ümmeti, hemen Nebi’den sonra büyük bir ilim medeniyeti kurmuşlardır. Zengin Müslümanlar vardı, fakir Müslümanlar da vardı; ne elde ederlerse ortak bölüşüyorlardı. İlk Müslümanlar büyük çileler çektiler; ancak zorluğun ardından kolaylık geldi.

Zamanı ve Sağlığı Mana ile Kıymetlendirmek

Bu konuda aklıma gelen birkaç örnek var: Osmanlı tarihi çalışan hocalarımızdan birkaçı, hastanede dahi yatarken elindeki belgeyi okumaya çalışıyor. Birçok farklı insana da bakıyoruz; eve geldiklerinde hiçbir rahatsızlıkları olmamasına rağmen televizyonun karşısında ömür tüketiyorlar. Bu iki insanı karşılaştırdığımızda farklı bazı şeyler var. Hasta olduğu halde hocamız halinden memnun ve araştırmalarına devam etmek istiyor. Diğer örnekte insanımız sağlıklı ama vaktini değerlendirmiyor. Hocamız sevdiği işi yapıyor ama o iş için belki on yıllar harcıyor. Başka bir tarihçi hocamız kritik bir ameliyat esnasında "Beni tedavi edin de yazacak makalelerim var" diyor.

Dünyada ise işler mutlaka yarım kalır. Bu insanlar için bir hedef vardı ve hayatlarında mana bulmuşlardı. O mana uğruna türlü fedakârlıklara katlandılar; üstelik işlerini seviyorlardı. İşlerini sevmeyen kardeşlerimiz de sevdikleri alanda çalışabilmek için işin bitmesini bekleyebilirler; öğle aralarında, sabah erkenden ve iş sonrası çalışabilirler. Lakin toplumumuzda böyle bir durum yaygın değildir. Ben üniversitedeyken derslere girmek mecburi idi ama her boş kaldığım vakitte araştırma yapardım. Mutlaka gün içerisinde boş vaktimiz kalabilmektedir ve bunu değerlendirenler kalıcı eserler meydana getirebilir. İnsan öldükten sonra sevabın devam edebilmesi için üç durum söz konusudur: Hayırlı evlat, sadakayı cariye ve faydalı eser. Bu üçüne de sahip olabilmek için çabalamalıyız.

Ali Ulvi Kurucu ve Terfiyi Reddeden Ruh

Şimdi gelin kutsal topraklara gidelim. Mekke ve Medine’ye hicret eden Ali Ulvi Kurucu bir kütüphanede çalışmaktadır. Uzun yıllar çalıştıktan sonra terfi alma zamanı gelir. Bugünkü insanlar mutluluğu terfide görürler. Ali Ulvi Kurucu ise kütüphaneden ayrılmamak istediği için terfi almayı reddeder. Herkes ona: "Ya Ali deli misin? Bu fırsat kaçar mı, bak maaşın da artacak" demektedir. Ali Ulvi Kurucu ise bütün bunlara aldırmaz ve terfi almaz. Bugün Ali Ulvi Kurucu milyonların kalbine dokunmuş; abid, zahid ve münevver bir şahsiyettir. Benim de manevi mertebelere yönelmemi sağlayan kişidir.

Geleceği Bekleme, Ânı Değerlendir

Hedefi olan inanmış bir kişinin topluma çok faydaları olabilir. Türkiyemizin ekonomi tarihi devalüasyonlar tarihidir. Hiçbir dönem uzun ekonomik istikrar dönemleri olmadı. Geleceği Rabbim bilir ama ekonomiyi beklememeliyiz. Şartların iyileşmesi için çalışmayacağımız anlamına gelmiyor bu durum; fedakârlık göstermekten bahsediyorum. Medeniyetler fedakârlıklarla kurulurlar.

Geçmiş geçmişte kaldı ve bizi olumsuz etkilemesine izin vermeyelim. Olumsuz yaşadıklarımızı bugünlere taşımayalım. Gelecek ise henüz gelmedi, endişe duymayalım. Elimizde bu saatler ve anlar var; bunları değerlendirelim. Niyetimiz güzel ise ve Rabbim çabamızı görürse, hedefimize ulaşmışız gibi sevabı bize yazacaktır. Ânını değerlendiremeyen bir kişinin başarılı olması çok zordur.

Bu durum bazen toplumdan uzaklaşmayı gerektirecektir. Toplumumuz maalesef eğitime ve okumaya önem vermiyor. Bu bağlamda kendimize iyi bir çevre bulmalı ve okumaları aksatmamalıyız. Toplumun düzelmesi kolay olabilecek bir durum değildir ama etrafımızdan başlayarak geniş çevrelere doğru aydınlatma çalışmalarında bulunabiliriz. "Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?" ayetini unutmadan...

Ozan Dur

Ozan DUR
Ozan DUR

Ozan Dur, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olup, İngilizce, Osmanlıca, Farsça, Arapça ve İbranice öğrenerek dil alanında uzmanlaştı. Humboldt Üniversitesi, İmam Humeyni Üniversit ...

Yorum Yaz