AVRASYA’DA GÜNDEM-4

0

Avrasya gündeminin değerli okuyucularımızın dikkatine ve ilgisine sunularak bölgesel konulardaki bilincin artırılması hedeflenen yazı serimizin dördüncüsü ile karşınızdayız.

Bu yazımızda şunu hatırlatmak gerekmektedir. Bu yıl Orta Asya ülkelerinin bağımsızlıklarının 30. yıl dönümüdür. SSCB prangalarından kurtulan bu ülkelere gündem yazımızda ayrıca yer verilmemiştir. Allah bağımsızlıklarını daim eylesin. İslam medeniyetinin en önemli merkezlerinden birisi olan Türkistan’ın köklerinden yeniden dirilişini nasip etsin.

Değerli okuyucular, yazımıza verdiği destekten dolayı FURKAN DEMİR Beyefendi’ye teşekkürlerimi iletiyorum.

Bu yazımızda 6 farklı ana konu bulunmaktadır.

  1. AFGANİSTAN VE SON DURUM
  2. RUSLAR NASIL BİR ÜLKE İSTİYOR?
  3. 19 EYLÜL RUSYA DUMA MECLİS SEÇİMLERİ
  4. RUSYA SAVUNMA SANAYİ GELİŞMELERİ
  5. RUSYA VE ARKTİK MÜCADELESİ
  6. KAZAKİSTAN VE DİL ÇATIŞMASI
RUSLAR NASIL BİR ÜLKE İSTİYOR?

Rusya’da “Левада-Центр” tarafından yapılan ankette ilginç veriler ortaya çıkmıştır. 18 yaşın üzerindeki 1619 kişiye 37 yerleşim yeri ve 50 bölgede yapılan anketlerde sapma oranları da şu şekilde verilmiştir.

  • %50’ye yakın oranlarda %3,4
  • %25-%75’lik oranlarda %2,9
  • %10-%90’lık oranlarda %2
  • %5-%95’lik oranlarda %1,5

Sorulardan ilki “Rusya’yı hangi alanda dünya birincisi olarak görmek istersiniz?” olmuştur. Buna verilmesi beklenen cevaplar ise “Diğer ülkelerin saygı duyduğu ve korktuğu bir ülke”, “Dünyanın en güçlü ülkesi olmasa bile hayat standartları çok yüksek olan bir ülke” ve “Kararsız”dır.

2003 yılında bu yana toplanan veriler incelendiğinde en çok 2021 yılında ”Dünyanın en güçlü ülkesi olmasa bile hayat standartları çok yüksek olan bir ülke” cevabını verenlerin olduğu gözlemlenmiştir. Özellikle 2015 sonrasında bu oranın diğer yıllara oranla daha fazla arttığı gözden kaçmamaktadır. “Dünyanın en güçlü ülkesi olmasa bile hayat standartları çok yüksek olan bir ülke” her yaş grubunda baskın olsa da özellikle 18-24 yaş grubunda görülmektedir.

Bu oranların içinde Putin hükümetini destekleyenlerin ve desteklemeyenlerin nasıl konumlandığı da merak konusu olmuştur. Verilen cevaplar incelendiğinde, Putin hükümetini destekleyenlerin %59’luk kısmı “Dünyanın en güçlü ülkesi olmasa bile hayat standartları çok yüksek olan bir ülke” cevabını vermiştir. Desteklemeyenlerin ise %79’luk kısmı bu cevabı tercih etmiştir.

Sorulan diğer soru ise “Rusya’da hangi siyasal sistemin uygulanmasını istersiniz?” olmuştur. Sorulara verilebilecek cevaplar ise “90’lı yıllara kadar SSCB sistemi”, “Şu anki sistem”, “Batı ülkelerindeki gibi demokrasi”, “Diğer” ve “Kararsız”dır. 1996 yılından bu yana ülkede demokrasinin popülerliğini kaybettiği görülmektedir. Verilen cevaplardaki en ilginç durum ise 2021 yılında “90’lı yıllara kadar SSCB sistemi” cevabını verenlerin tüm yıllara oranla en yoğun grup olduğu görülmektedir.

 

Bu soruya verilen cevaplara yaş oranlarına göre bakıldığında (18-24, 25-39, 40-54, +55), “Batı ülkelerindeki gibi demokrasi” cevabı yaş yükseldikçe daha az tercih edilmiştir. En çok ise 18-24 yaş aralığında %32’lik oranla tercih edilmiştir. “90’lı yıllara kadar SSCB sistemi” diyenlere bakıldığında ise +55 yaş grubunda olanların %62’lik bir oranla bu cevabı tercih ettikleri görülmüştür. Yaş azaldıkça bu cevabı verenlerin oranı da azalmaktadır.

Sorulan son soru ise “Hangi ekonomik sistemle yönetilmek istersiniz?” sorusu olmuştur. Soruya verilebilecek cevaplar ise “Devlet planlaması ve dağıtımına dayana bir sistem”, “Özel mülkiyete ve piyasa ilişkilerine dayanan bir sistem” ve “Kararsız”dır. 2021’de verilen cevaplara bakıldığında “Devlet planlaması ve dağıtımına dayana bir sistem” cevabını verenlerin oranının %62 olduğu görülmektedir.

19 EYLÜL RUSYA DUMA MECLİS SEÇİMLERİ

19 Eylül günü Rusya Federasyonu’nda 8. Devlet Duması için ülke genelinde yasama seçimleri, on bölgede valilik (gubernatural) seçimi, 39 bölgesel parlamento seçimi ve belediye ve yerel düzeyde birçok seçim yapılacaktır. Bu çeşitliliğin nedenini kavrayabilmek için Rusya Federasyonu içerisinde statüleri birbirinden farklı olan, “Rusya Federasyonu’nun Subjeleri” olarak anayasada ifadesini bulan 85 bölge olduğunu ve her sene ülkenin farklı bölgelerinde federal subjeler bünyesinde farklı seçimler yapıldığını bilmek gerekmektedir.

Bu özellik ülkenin federal yapısından gelir, ancak diğer federe devletlerden daha farklı bir kimlik gösterdiği ve federal subjeler başlığı altında birbirinden farklı özelliklerle donatılmış altı farklı statü bulunduğu için genel sistemi kavramak biraz zaman alabilmektedir.  Özetle, 19 Eylül’de bahsedilen bu bölgelerin tamamında Duma seçimi yapılırken yalnızca bazılarında valilik veya parlamento seçimi yapılacaktır.

Bunlar arasında Çeçenistan cumhurbaşkanı seçimi, Moskova ve Sivastopol şehir meclisi seçimleri, Dağıstan Cumhuriyeti meclisi seçimleri örnek gösterilebilmektedir. Böylelikle yapılacak olan seçimlerin çeşitliliği nedeniyle gün “Tek oylama günü (Единый день голосование)” olarak adlandırmaktadır. (Kırmızılarda valilik, mavilerde meclis, morlarda hem valilik hem de meclis seçimi yapılacaktır.)

Rusya Federasyonu’nun alt meclisi olan Duma seçimleri beş yılda bir karma seçim usulüne göre yapılmaktadır. Buna göre meclisin yarısı (250 milletvekili) çoğunluk sistemine göre her seçim bölgesi için bir aday gösterilmek suretiyle, diğer yarısı ise %5 barajlı nispi temsil yöntemi ile seçilmektedir. Bu yıl Duma seçimlerine 15 farklı parti katılacaktır. Yapılan son seçimde 450 koltuğun 336’sını elde eden Birleşik Rusya Partisi’nin bu seçimde güç kaybetmesi ve muhalefetin aradaki koltuk farkını azaltması beklenmektedir.

Hükümet partisinin oy oranlarının düşüşünde, 2018 yılında dönemin başbakanı Dimitry Medvedev tarafından emekli yaşını arttırmayı öneren reformun halk tarafından hoşnutsuzluk ile karşılanması, pandemi sürecinde ekonominin zor duruma girmesi, fiyatların artması ve maruz kaldığı hapis ve zehirlenme sürecinde ülke genelinde popülaritesi artan muhalefet lideri Aleksy Navalny’nin “Akıllı Oy” stratejisinin ön plana çıkması nedenler arasında bulunmaktadır. Kısaca “Akıllı Oy” seçim bölgelerinde Birleşik Rusya Partisi’nin gösterdiği adayın karşısında hangi aday güçlü ise ona oy vermek anlamına gelmektedir.

Sistemi halk arasında yaygınlaştırmak için Google Store’da en çok indirilen ilk 10 uygulama arasına girmeyi başaran ve lokal olarak Birleşik Rusya Partisi adayının karşısındaki en güçlü adayı gösteren bir uygulama dahi yapılmıştır. Ancak uzmanlar bu stratejinin belirli bir parti bünyesinde yapılmaması ve yalnızca “Birleşik Rusya’ya Karşı Oy Kullan!” stratejisiyle sınırlanarak belirli bir sistematikten uzak yapıda olması nedeniyle etkinliği konusunda şüphe duymaktadır. Önemle belirtmek gerekir ki Birleşik Rusya Partisi’ne asıl darbeyi vuran ekonominin kötüleşmesi ve emekli yaşını arttıran reform girişimidir.

Ülkede 2021 itibariyle 12 792 ruble (174,61$ ve 1462,12₺) olan asgari ücretin, 25 000 rubleye kadar çıkarılması için Birleşik Rusya hariç tüm partilerin mecliste oy kullandıkları ve Birleşik Rusya Partisi’nin oy kullanmayı reddetmesi sonucu teklifin geçmediğini de belirtmek gerekmektedir. Ülkenin ekonomik durumu partinin popülaritesini etkileyen bir unsurdur. Ülkenin büyüme rakamlarına bakıldığında Temmuz 2018-2021 arasında en yüksek %2.7 büyüme rakamına ulaşıldığını ve Temmuz 2020-2021 arasında ortalama %3 küçülme yaşadığı görülmektedir.

Bunun haricinde enflasyon son dört yılın en yüksek seviyesine ilerlemiş ve özellikle 2020’nin başlarında ruble sert bir şekilde düşerek dolar karşısında değer kaybetmiştir. Buna ek olarak koronavirüs vakalarında ve virüs kaynaklı ölümlerde dünya genelinde daima ilk beşte yer alan Rusya’nın aldığı kısmi kapanma önlemleri de ülke ekonomisine ciddi zarar vermiştir. Bunun sosyo-psikolojik etkileri ise, Rus toplumunun bir sosyalizm deneyimi olduğu düşünüldüğünde, sanıldığından çok daha ağırdır.

Bütün bunlar 2021’in başlarında Birleşik Rusya Partisi’ni %50’lerden %40’lara hatta %35’lere kadar gerilemesine sebep olmuştur. Ancak bu kötü gidişata karşı parti bazı önlemler almış ve özellikle Vladimir Putin’in halk üzerindeki etkisini kullanma yoluna gitmiştir. Parti içindeki Sergey Şoygu, Sergey Lavrov gibi halk nezdinde belirli bir etkiye sahip siyasetçiler ön safa sürülmüştür. Birleşik Rusya Partisi muhalefetin bölünmüşlüğünden ve halkın ihtiyaçlarına cevap veren siyaset üretmekte zorlanmalarından da faydalanmıştır. Bunlar sonucunda tahmini gerilemenin daha az olacağı ve partinin yine  %45 üzeri bir oy alacağı söylenmektedir.

Birleşik Rusya Partisi’nden sonra Duma’da en çok koltuğa sahip Komünist Partisi, 1996 devlet başkanlığı ve 1995, 1999 Duma seçimlerinde gösterdiği muazzam başarıdan bu yana Vladimir Putin ve onun desteklediği partiler karşısında başarı gösterememiştir. %10-13 civarında bir kemikleşmiş oyu olduğu düşünülürken bu seçimde hem Birleşik Rusya Partisi’nin başarısızlığı hem de partinin bazı kucaklayıcı politikaları nedeniyle bu oranın artabileceği beklenmektedir. Duma’da 40 koltukla üçüncü en büyük parti olan Liberal Demokrat Parti’nin ise bazı avantaj ve dezavantajları bulunmaktadır.

Partinin kurucusu Vladimir Jirinovski önemli bir devlet adamı figürü ile halk karşısında saygınlığa sahiptir. Diğer yandan Jirinovski’nin kimi zaman ortaya koyduğu faşizme varan söylemleri ve Vladimir Putin ile birlikte yakın bir şekilde çalışmakta olması partinin ciddi bir muhalefet partisi olmadığı eleştirilerini beraberinde getirmektedir. Duma’da vekili bulunan diğer üç parti (Adil Rusya, Vatan ve Sivil Platform) hükümet yanlısı partilerdir. Başkanlık seçimlerinde de Vladimir Putin’i desteklemişlerdir. Bu şekilde bakıldığında muhalefet partilerinin Birleşik Rusya Partisi’nin karşısında ciddi politikalar üretememesi, vatandaşların kötü gidişattan dolayı Birleşik Rusya Partisi’ni cezalandırma yolunu seçmelerini önemli ölçüde baltalamaktadır.

Uluslararası popülarite kazanan Aleksy Navalny maruz kaldığı soruşturmalar ve hapis cezaları nedeniyle kendisini etkin bir şekilde siyaset arenasında gösterme fırsatı bulamamış ve son olarak 2019’da “Akıllı Oylama” ile Birleşik Rusya Partisi’ne karşı durmak için girişim başlatmıştır. Ancak bu yeni ve sistemik olmayan bir girişim özelliği göstermekte ve bu nedenle muhalefetin ihtiyaç duyduğu “yapısal” değişimi getirememektedir. Navalny ve takipçilerinin ortaya koyduğu önemli değişim daha çok, Ukrayna, Gürcistan ve Arap ülkelerinde meydana geldiği gibi toplumsal ayaklanmaya olan inancın artmasıdır. Bu anlamda Navalny’nin zehirlenmesinin ardından meydana gelen protestolar incelenmeye değerdir.

AFGANİSTAN VE SON DURUM

Taliban, geçtiğimiz günlerde Afganistan İslam Emirliği ismi altında yeni kabineyi açıklamıştır. Açıklanan kabinenin geçici olduğu ve süreç içinde yenileneceği söylenmiştir. Kabinenin daha kapsayıcı olması için çalışmalar sürmektedir. Ülkedeki Hikmetyar gibi siyasi elitler de hükümeti desteklemiştir. Özellik geçmiş yıllarda yaşanılan etnisite ayrımının ön plana çıkarılmaya çalışıldığı bir ortamda siyasi elitler tarafından İslam’da böyle bir ayrımın olmadığı herkesin kardeş olduğu ifade edilmiştir.

Yeni kurulan kabinede Hakkani ailesinin fertleri dikkat çekmiştir. Üst düzey medrese eğitimine tabi tutulmuş aile üyelerinin en genci ve Taliban’ın yeni kuşak temsilcilerinden olan Enes Hakkani ise bu durumu Newlines Magazine’de yayınlanan Ahmed Waleed Kakar ile yaptığı röportajda değerlendirmiştir. Hakkani, Hakkani ağı olmadıklarını Taliban olduklarını ifade ederek Afganistan İslam Birliği’ne bağlı olduklarının altını çizmiştir. Taliban liderlerinden ve yeni kurulan kabinede İçişleri bakanlığı görevini yürütecek olan Siraceddin Hakkani New York Times’ta yayınlanan yazısında özet olarak;

“Savaşın sürmesinden en çok zararlı çıkanların Afgan halkı olduğu bilincinde olarak ABD ile müzakere sürecini olabildiğince etkili sürdürmeye çalıştık. Şu an istikrarlı bir yönetim oluşturmaya çalışıyoruz. Ülkedeki her Afgan’ı temsil edilecek ve Afganların dışlanmış hissetmeyeceklerdir. Etkin bir İslami sistem kurulacak ve kimse Afganistan topraklarında tehdit altında hissetmeyecek.” demiştir. Uluslararası toplumun desteğinin önemli olduğunun altını çizen Hakkani Yeni Afganistan’ı teamüllerinin İslam ilkelerine bağlı olması müddetinde uluslararası toplumun sorumlu bir üyesi olacağını ifade etmiştir.

Ülkede üniter bir yapı oluşturma hedefinde olan Taliban Pençşir’deki operasyon yoğunluğunu artırarak bölgeyi kontrol altına aldığını açıklamıştır. Ahmed Mesud tarafından yapılan açıklamalarda ise bu haberin Pakistan aracılığıyla dünyaya duyurulduğu Pençşir’in ele geçirildiği günün de kendisinin son günü olacağını ifade edilmiştir.

Afganistan’da ekonomik sıkıntılar devam etmektedir. Özellikle döviz farklılıkları ve nakit yetersizliği gibi sorunlarla karşı karşıya kalan halk kabinenin seçilmesiyle sorunların en kısa sürede giderilmesini beklemektedir. Kabil Bankası Müdürü Emir Hamza Baver tarafından yapılan açıklamada halkın sosyal medya nedeniyle bankalara güvenmediğini ve nakit paralarını kendi imkanlarıyla sakladıklarını ve bunun da nakit sıkıntısına sebep olduğunu söylemiştir.

Dünya İslam Sağlık Birliği üyesi olan Afganistan İslami Tabipler Birliği tarafından Kabil’de düzenlenen protestoda Dünya Bankası’nın fon kesintisi sonrası özellikle sağlık sektöründe birçok merkezin kapandığı ifade edilmiştir. Yardımların tekrar başlaması konusunda talepleri bulunan doktorlar eğer bu yardımlar gelmezse birçok kişinin sağlık problemleri dolayısıyla ölümle burun buruna geleceğinin altı çizilmiştir.

Bunun yanında ülkede BM’de Afgan halkının yardıma ihtiyacı olduğunu belirterek 1,1 milyar dolardan fazla bağış sözü almıştır. Taliban’ın BM konvoylarına sağlayacağı güvenlik ile yardımların ulaştırılacağı belirtilmiştir.

Diplomatik olarak ilişki ağını artırmak isteyen Taliban geçtiğimiz günlerde La Repubblica gazetesinde yapılan röportajda İtalya ile de ilişkilerin artmasını ümit ettiklerini belirtmiştir. İsrail ile de hiçbir şekilde diplomatik ilişki kurmayacaklarını ifade etmişlerdir.

Bu röportajda Çin’in Afganistan’da finansal açıdan önemli bir rol oynayacağı da belirtilmiştir. Afganistan’da bulunan kaynakların Taliban tarafından etkin şekilde kullanılamayacağı açıktır. Çin’in bu kaynaklar için Afganistan’a gelmesi birçok altyapı gereksinimi için yatırım yapmasını da zorunlu kılacaktır.

Bu durum Karaçi yolu haricinde Afganistan’a açılan Vahan yolunun da aktif hale getirilmesi anlamına da gelebilmektedir. Çin’in ekonomik üstünlüğü ve saldırganlığı karşısında Taliban’ın tutumu önemli hale gelecektir. Özellikle yaptıkları işlerde Afganları eğitecekler mi yoksa kendi işçilerini mi getirecekler sorusu önemlidir. Yoksa Afganistan, ABD’den kurtulurken Çin’in ekonomik işgaline maruz kalacaktır.

Taliban özellikle sınır komşularıyla ilişkilerini iyi düzeyde tutmak istemektedir. Geçtiğimiz günlerde İran Cumhurbaşkanı Reisi Afganistan’ın güvenliğinin kendi güvenlikleri olduğu söyleyerek Müslüman Afgan halkının ülke üzerinde egemen olması gerektiğini bölgedeki tüm grupların katılabildiği seçimlere dayalı bir sistem kurulması gerektiğini belirtmiştir. Yabancı güçlere de ülkeden uzaklaşmaları ve Afgan halkının kararlarını etkilememeleri uyarısında bulunmuştur.

İran’da ayrıca reformistler ve muhafazakârlar arasında da Taliban’a karşı yaklaşım konusunda tartışmalar sürmektedir. Ülkede yönetimi elinde bulunduran muhafazakârlar için Taliban artık kendini yenilemiş ve değişmişken reformistler için mücadele edilmesi gereken bir örgüttür. Reformistlere göre Pençşir’de Taliban’a karşı savaşan Ahmed Mesud ise desteklenmesi gereken bir aktördür. Muhafazakârlar medya organlarında bu konuya hiç değinmezken Taliban’ın hakimiyet sürecini “ABD’ye karşı kazanılan bir zafer” olarak tanımlamıştır. Tartışmanın şiddeti Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Mücteba Zünnur’un Taliban ile savaşmak isteyen reformistler için mevcut engelleri kaldırmaya hazır olduklarına kadar gitmiştir.

Türkiye ile diğer ülkelere nispeten iyi ilişkilerin sürdürdüğü görülen Taliban havalimanı işletmesi konusunda Katar ve Türkiye ile ortak çalışmalarını sürdürmektedir. Havalimanı güvenliğini sağlama hususunda sonuca ulaşılamamıştır. Bu konuda Mevlüt Çavuşoğlu, Havalimanı dışında Taliban tarafından güvenliğin sağlanabileceğini ancak içinde uluslararası toplumun güvenebileceği bir şirket ya da devletin bulunması gerektiğini ifade etmiştir. Özellikle sigorta şirketleri bakımından bu durumun sıkıntı oluşturabileceği de belirtilmiştir. Geçtiğimiz günlerde BM Güvenlik Konseyi Afganistan toplantısında Feridun Sinirlioğlu Taliban ile kademeli bir angajmanın doğru bir yaklaşım olduğunu belirterek Taliban ile diplomatik kanalların açılması noktasında diğer ülkeleri de teşvik etmektedir.

Son dönemde siyasi olarak Taliban’ın devletler tarafından kabul edilmesi için çalışmalarda bulunan Katar’ın Dışişleri Bakanı Abdurrahman El Sani sorunların çözümü için adım atılmazsa oluşacak güç boşluğunun dolduracağını ifade etmiştir. Bunun farkında olan ancak atılacak adımlar konusunda geciken AB yapılan görüşmelerde Taliban ile diplomatik ilişkiler kurmak zorunda olduklarını ancak bu onları tanımak anlamına gelmeyeceğini ifade etmektedir. Süreç içerisinde Taliban’ın eylemlerinin değerlendirileceği konusunun altı çizilerek kriz sonucu etkilenecek ilgili kurumların finansal olarak desteklenmesi için adımlar atılmıştır.

ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi AB tarafında “Stratejik Pusula”nın tekrar gündeme gelmesine de sebep olmuştur. Stratejik pusula kısaca, AB’nin güvenlik bağlamında gelecek hedef ve stratejilerini belirleyen bir askeri strateji belgesidir. ABD’nin kendi çıkarlarına ters düşmesi durumunda gerçekleştireceği herhangi benzeri bir duruma karşı AB’nin de kendi hazır ordularının bulunması gerektiği söylenmiştir. Alman parlamentosunda CDU partisi başkan yardımcısı Johann Vadefull da verdiği bir demeçte “Kimse Afganistan’ı bu kadar hızlı boşaltırken bize sormadı.” Diyerek hem partisinin hem de iktidarın tutumunu da gözler önüne sermektedir. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg bu fikre itiraz ederek gelecekte ABD ve AB’nin ilişkilerine zarar verecek politikaların uygulanmaması gerektiğini ifade etmiştir.

RUSYA SAVUNMA SANAYİ VE TEKNOLOJİ GELİŞMELERİ
  • Birçok ülkenin katılım sağladığı ve farklı askeri alanlarda yarışmaların düzenlendiği ARMY-2021 tamamlanmıştır. Rusya Federasyonu Savunma Bakanlığı tarafından düzenlenen organizasyon hem orduların eksikliklerini görmesi hem de bunlara yenilikçi ve inovatif çözümler getirmeleri için oluşturulan en büyük askeri teçhizat sergilerinden bir tanesidir. Oyunları 34 madalya ile Rusya birinci olarak bitirmiştir.
  • Rusya, Boko Haram tehdidiyle karşı karşıya olan ve bu örgüte karşı mücadele veren Nijerya ile savunma sanayii ürünlerinin tedariki ve askeri personelin eğitimi konusunda anlaşmıştır. Bu konuyla ilgili daha önceden yaptığı 1 milyon dolarlık silah satışı anlaşması için ABD, Rusya’nın insan haklarını ihlaline sebep olduğu hakkında suçlamada bulunmuştur. Nijerya ordusu sadece Rusya değil aynı zamanda ABD menşeili ürünleri de kullanmaktadır.
  • Rusya, Abhazya Duauta’da bulunan askeri üssünün cephaneliğini yenileyerek silahlandıracağını açıklamıştır
  • ZAPAD-2021 tatbikatları kapsamında NATO Genel Sekreteri, Rusya’nın yaklaşık 200 bin kişiyle Belarus ile gerçekleştireceği tatbikatlarda şeffaf olmamasını eleştirmiştir. Asker sayısının söylenenlerin üzerinde olduğu belirtilerek bu durumun Baltık ülkeleri, Polonya ve Ukrayna tarafından endişe verici olduğunu ifade etmiştir.
  • Geçtiğimiz gündem yazımızda Suudi Arabistan ile Rusya arasındaki askeri iş birliği anlaşmasından bahsedilmiştir. Bu konuda açıklama yapan ABD, bundan haberdar olduklarını ve CAATSA (ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası) kapsamındaki uygulamalara maruz kalmamak için büyük çaplı anlaşmalardan uzak kalınması gerektiği konusunda uyarıda bulunmuştur.
  • Rusya, Tacikistan’da bulunan üssüne 30 yeni T-72B3M tankı göndereceğini açıklamıştır. Gönderimin yıl sonuna kadar yapılması beklenmektedir.
  • Rusya, ZAPAD-2021 tatbikatları kapsamında Platform-M robotik sistemlerini test etmiştir. Bombaatar ve Kalaşnikof ile donatılan sistem mayın tarlaları keşfi ve geçişler için tasarlanmıştır. Tatbikat kapsamında testler başarıyla tamamlanmıştır.
RUSYA VE ARKTİK MÜCADELESİ

Arktik bölgesi çoğu ülkenin dış politika gündeminde bile yokken özellikle Rusya, Çin ve ABD olmak üzere Kanada, Norveç, Danimarka, İsveç gibi kara toprağı mevcut olan Çin, Japonya, Güney Kore ve AB gibi bölgesel çıkarları olan ülkeler için hayati önem taşımaktadır. Türkiye bu konuyu kısa süreli olarak gündemine almamış olmasına rağmen uzun vadede bölgenin uluslararası dengeler için ne ifade ettiğinin farkındadır. İklimin uluslararası ilişkiler üzerindeki etkisine verilebilecek en iyi örnek olan bölgenin yüksek miktarda petrol ve doğalgaz rezervine sahip olduğu düşünülmektedir.

Geçtiğimiz günlerde Rusya Başbakan Yardımcısı ve eski Enerji Bakanı Aleksandr Novak Artktik’te bulunabilecek rezervlerin Rusya’ya yüzlerce yıl yetebileceğini ifade etmiştir.

Rusya için Arktik önem arz etmektedir. Bunun başlıca sebeplerinden birincisi yaklaşık olarak okyanus kıyısının %65’lik bir kısmı Rusya’ya ait olmasıdır. Bir diğer sebep bölgenin sadece petrol ve doğalgaz rezervleri bakımından değil yeraltı madenleri açısından da oldukça değerli olan kaynaklarıdır. Bölgede ulusal çıkarları bulunan Rusya varlığını sürdürmek için ekonomik ve siyasi faaliyetlerden daha da öte askeri faaliyetleri de caydırıcı güç unsuru olarak devreye sokmaktadır.

2014 yılında kurulan Kuzey Filosu Ortak Stratejik Komutanlığı, sualtı ve yüzey kuvvetleri, deniz havacılık, kıyı kuvvetleri ve hava savunma kuvvetleri ile beraber bölgede aktif görev almaktadır. Askeri birliklerin iletişiminin artırılması bakımından askeri internet ağını oluşturulması ve aynı zamanda Finlandiyalı şirket “Cinia” ile birlikte dünyanın ilk sualtı transarktik iletişim hattını açarak Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan en kısa veri aktarım rotasının hayata geçirilmesi gibi yatırımlar da mevcuttur. Bölgeyi Rus toprağı olarak gören Rusya’nın Artktik’te başarılı olması halinde enerji tedariki konusunda dünyanın en büyük gücü olması muhtemeldir.

Artktik’te Rusya karşısında ABD ve Çin’in aktif politika yapım süreçleri bulunmaktadır. 2019 yılında ABD tarafından yayımlanan ‘Arktik Stratejisi’nde Çin ve Rusya rekabeti üzerinden politika şekillendirmektedir. İki ülkenin yatırımları konusunda endişe duyan ABD bölgede buzkıran gemileri ve askeri yatırımlar  Rusya ve Çin’i sınırlandırmak istemektedir.

Bölgede Çin özellikle ekonomik hedeflerinin gerçekleştirilmesi ve ABD ile Rusya’nın sınırlandırılması konusunda aktif politikalar üretmektedir. Özellikle Kuşak ve Yol Projesi’nin kollarından birisi olabilecek “Kutup Kuşak Yol Projesi” için bu bölgenin kullanılması şarttır. Bundan dolayı Çin, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne dayanarak Arktik’in uluslararası geçişlere açık olmasından yanadır. Bölgedeki çıkarlarını; sürdürülebilir ekonomik gelişimi sağlamak, bölge yönetiminde aktif olmak, uluslararası toplumun çıkarlarını savunmak ve kalıcı istikrar için mücadeleyi sürdürmek olarak belirlemiştir. Çin’in uluslararası hukuk çerçevesinde öne sürdüğü argümanlar özellikle kıyıdaş ülkelerin ulusal çıkarlarını tehdit etmektedir.

Bölge büyük bir çatışmanın henüz eşiğinde olmasa da çıkar çatışmalarının tüm dünyayı etkileme ihtimali bulunmaktadır. Özellikle iklimin bu kadar değişken ve en küçük değişikliklerde bile çok büyük sonuçlara gebe olan yapısı bu sorunu sadece üç ülkenin değil tüm insanlığın sorunu haline getirmektedir. Bundan dolayı çatışmalardan ziyade kazan kazan anlayışı çerçevesinde uluslararası toplumun iş birliği ve diyalog süreçlerini sürdürmesi gerekmektedir.

KAZAKİSTAN VE DİL ÇATIŞMASI

Kazakistan’da Kuat Akhmetov liderliğinde başlatılan “Til Maydani” hareketi hem Rus hem de Kazak yetkililerden tepki almıştır. Kazak milliyetçiliğinin artış göstermesiyle beraber Rusça’ya olan tepkiler de artmaya devam etmektedir. Bu durum ülkenin kuzeyi ağırlıklı olmak üzere birçok yerinde ikamet eden ve Kazakistan vatandaşı olan Ruslar için problem oluşturmaya başlamaktadır. Kendilerini çevrimiçi bir parti olarak gösteren Kuat Akhmetov, kamu aktivistleri yoluyla Rusça konuşup Kazakistan’a saygısızlık yaptığı gerekçesiyle insanlara özür diletmektedir.

Rusça’nın Kazakistan’da etkisinin giderek azaldığı bilinmektedir. Ülkenin kuzeyinde daha önceden yoğun olan Rusların bu sene yapılan anketlerde ilk defa Kazak nüfustan daha az olduğu görülmüştür. (Avrasya Gündemi- 3) Kazakistan eğitim, dil ve nüfus politikalarında çok etnisiteli yapısı çerçevesinde uzun dönemli ve pozitif sonuç alan eylemlerini sürdürürken bu tarz “sosyal” provokasyonlar ülkenin bütünlüğünü tehdit etmekle kalmayıp hükümetin planlarını da engellemektedir.

Bu konuyla ilgili yaptığı açıklamada Tokayev özet olarak, “Kazak dilini öğrenmek vatanseverlik işaretidir. Geleceğini Kazakistan’a bağlayanlar için de bir görevdir. Rusya ve Kazakistan arasındaki sınır dünyanın en uzun sınırıdır. Rusça, Birleşmiş Milletler’in altı resmi dilinden biridir. Bu nedenle, bu konuyu medeni bir şekilde ele almalıyız. Radikal faaliyetleri bastırarak görüşlerin farklılıklarına değer verilmelidir. Rus dili ülkedeki resmi dildir ve yasalarca tarafından da bu şekilde belirtilmiştir.” demiştir. Ulusa sesleniş konuşmasında da her Kazak vatandaşının Kazakça bilmesi gerektiğini bunun diğer dilleri kısıtlamak anlamına gelmediğini vurgulamıştır.

About Author

İbn Haldun Üniversitesi (MA) I Rusya ve Orta Asya Araştırmaları [email protected] İLİM ''MEDENİYET''TİR.

Leave A Reply