ARTHUR RİMBAUD’UN HAYATI

0

“True Life is Elsewhere”
(Gerçek hayat başka bir yerde)

Fransız şair Jean Nicholas Arthur Rimbuad, 20 Ekim 1854’te Fransa’nın Charleville şehrinde  doğdu. Öğrenimini Charleville’de  yaptı. Babası yüzbaşı, annesi toprak sahibi aileden gelme, sert, bağnaz bir kadındı. Baba Rimbaud görev süresinin önemli bir bölümünü Cezayir’de geçirmiş ve Arapça öğrenerek Kur’an’ı Fransızcaya çevirmişti. Rimbaud daha 6 yaşındayken babası aileyi terk ederek Grennoble’daki garnizona katıldı. Babasının ailesini terk etmesi nedeniyle Rimbaud, annesi tarafından yetiştirilmek zorunda kaldı.

Sinirli ve asi bir karaktere sahip olan Rimbaud, kısa bir süre sonra annesine, ahlâk ve din kurallarına karşı çıkmaya başladı. 16 yaşındayken retorik hocası Georges Izambard, Rimbaud’un edebiyat yeteneğini anlayıp, onu yazmaya teşvik etti. Özellikle Latin şiiri alanında yetenekliydi. 1870’te Latince bir şiiriyle okuldaki yarışmada birincilik ödülünü aldı ve ilk şiiri aynı yıl La Revue pour Tous dergisinde yayımlandı.

1870-71 Paris Komünü, onun çocukluk yıllarından beri içinde taşıdığı isyan etme ve maceraperest tavrını ortaya çıkardı. Savaş başladıktan sonra, o genç yaşına rağmen yazdığı şiirler ile Paris’e kaçtı. Paris’e yaptığı yolculuk kaçak olduğu için yakalanıp tutuklandı. George Izambard tarafından kefaletle kurtarılan Rimbaud onunla birlikte Charleville’e döndü. İmparatorluğun çöküşünü sevinçle karşılayan Rimbaud, yeni kurulan Devrim Hükümetini kurtuluş yolu olarak görüyordu. Şiirlerinde sert bir dille III. Napoleon’a, zengin burjuva sınıfına ve bağnaz Katolik kilisesine saldırılarda bulunan Rimbaud, Şaşkınlar’da (Les effarés) yoksul çocuklara, Vadide Uyuyan Adam’da (Le Dormeur du val) ise savaşta ölenlere duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

O zamanlardaki tek amacı şiirlerini yayınlatmak ve Paris’e gidip oradaki sanat çevrelerinin içine girmekti. 17 yaşında bu amacı gerçekleştirdi ve onun şiirlerine hayran kalan Paul Verlaine, Rimbaud’u Paris’e çağırdı.

Paris’e geldiği zaman, yol boyunca denizi daha önce hiç görmemesine rağmen yaşadığı serüveni sembolist bir şekilde anlatan Sarhoş Gemi (Le bateau ivre) adında çok uzun bir şiir yazmaya başladı. Bu şiirle kariyerinin doruk noktalarına ulaştı.

Asi bir ruhu vardı. Özellikle yaptığı hareketlerden dolayı halkın tepkisine maruz kalmıştır. Kilise duvarlarına “Tanrı’ya Ölüm” diye yazarak davranışlarının enteresanlığıyla herkesi hayrete düşüren Rimbaud 1872’de Paris’i terk etme kararı aldı. Verlaine ile birlikte Belçika ve Almanya’da sefil ve bohem bir yaşam sürdü. Bu süre zarfında her türlü içkiyi ve uyuşturucuyu denedi. Daha sonra “Aydınlanışlar, Esinlenişler” (Illumminations) kitabında yayınlanacak şiirlerini burada yazdı. Rimbaud, Sembolistlerin on iki yıl sonra yeniden keşfedecekleri serbest şiiri 18 yaşında keşfetti. Bu şiirler Yeni Mısralar ve Şarkılar (Vers Nouveaux et Chansons) adı altında Illuminations’da yayınlandı.

1873’te Brüksel’de o bohem yaşantılarına devam ederken Verlaine eski inançlı yaşantısına geri dönmek istedi ve  Rimbaud’un da Tanrı’ya inanmasını sağlamaya çalıştı. Fakat tartışma uzayıp Rimbaud ikna olmayınca onu bir tabanca kurşunu ile bileğinden yaraladı. Verlaine ile 1875’te Stuttgart’ta son bir kez daha görüştükten sonra, yaşamları boyunca bir daha görüşmediler. Brüksel’de yaşananlardan sonra, 1873’te, Rimbaud bütün çılgınlıklarını, taşkınlıklarını anlatan “Cehennemde Bir Mevsim” (Une Saison en enfer) adındaki şiir kitabını yazdı.

Rimbaud 1875’ten sonra şiir yazmaya son verdi. 1875’ten sonra yolculuklar ve maceralarla dolu hareketli yeni bir yaşama başladı. Brüksel’den döndükten sonra bir süre Avusturya, İtalya ve Almanya’da kaldı. 23 yaşında paralı Hollanda ordusuna gönüllü katılarak Cava’ya gidecekti fakat çok geçmeden ordudan kaçtı.

1878’de Marsilya’dan İskenderiye’ye geçti ve bir süre Kıbrıs Larnaka’da Rum, Türk ve Araplara çevirmenlik yaptı. Burada şirketin kapanmasıyla Aden’li bir kahve şirketinin teklifi üzerine Afrika’ya gitti ve Habeşistan’a yerleşti. Kendini burada keşif ve ticaret işlerine veren Rimbaud, daha sonra ülkenin imparatoru olan (1889) Kral II. Menelik’e silah satarak silah ticaretine girişti. Amacı, elverdiğince büyük bir servet sahibi olduktan sonra Fransa’ya dönmek ve çalışmak zorunda olmadan yaşamaktı.

Rimbaud’un yaptığı Afrika gezileri Coğrafya Dergisi ve Le Bosphore Egyptien Dergi’sinde yayınlandı. Ülkesinden uzak kaldığı bu dönemde, Fransa’nın en popüler şairi olarak tanınmaya başladı.

Afrika’da geçirdiği günlerde dinini İslam olarak değiştirdiği söylentisi olsa da, somut bir delil yoktur. On yıl sonunda işleri çok iyi bir duruma gelen Rimbaud, sağ dizinde çıkan bir tümörden dolayı tedavi olmak için Fransa’ya döndü. Marsilya’da bir bacağı kesilen Rimbaud birkaç ay sonra 10 Kasım 1891’de geçirdiği kangrenin acısına dayanamayarak hayatını kaybetti.

Rimbaud’un 10 yılı aşkın çetin çalışmasının toplam ürünü 36.000 altın franktır. Ölmeden evvel servetinden 10.000 frankın, 8 yıl yanında hizmetkârlığını yapan Camii’ye verilmesini kız kardeşi Isabelle’e vasiyet eder. Öldüğü Marsilya Conception Hastanesinin avlusunda şöyle bir levha vardır: “Aden’den gelen şair JEAN ARTHUR RIMBAUD yeryüzü serüveninin son bölümünü 10 Kasım 1891’de burada tamamladı”

Modern şiiri Rimbaud gibi derinden etkilemiş çok az şair vardır. Rimbaud özgünlüğünün doruğuna düzyazı şiirleri Illuminations’la ulaşmış, kendine has ve anlaşılması güç üslubuna en uygun biçimi de bu şiir türünde bulmuştur. Ayrıca bilinçaltının ve çocukluğun belli belirsiz anılarının şiir için zengin bir kaynak oluşturduğunu ortaya koymuştur. Rimbaud’un eserleri, günümüzde de çağdaş insanın başkaldırısını ve yaşamın özünden duyduğu ürküntüyü yoğun olarak yansıtmaktadır.

16 yaşında yazmaya başlayan şairin, 21 yaşında son bulan şiir serüveni -her ne kadar 5 yıllık bir süreyi ifade etse de- kendi dönemini ve kendisinden sonra gelen şairleri derinden etkilemiştir.

Türkçe’de Arthur Rimbaud’un kitapları;

  • Cehennemde Bir Mevsim, Çeviri: Özdemir İnce, Can Yayınları, İstanbul, 1993
  • Seçilmiş Şiirler Cehennemde Bir Mevsim, Çeviri: İlhan Berk, Adam Yayınları, İstanbul, 1996
  • Tufandan Sonra, Çeviri: Can Alkor, İyi Şeyler Yayıncılık, İstanbul, 1996
  • Cehennemde Bir Mevsim/Aydınlanışlar, Çeviri: Mahmut Kanık, İz Yayıncılık, İstanbul, 1997
  • Ofelya, çeviri: Zuhal Selçuk Erdinç, Opus Yayınları, İstanbul, 1997
  • Ben Bir Başkasıdır Bütün Düzyazı Şiirleri, Çeviri: Özdemir İnce, Gendaş Kültür Yayınları, İstanbul, 1999
  • Arthur Rimbaud Seçilmiş Şiirler, Çeviri: İlhan Berk, Adam Yayınları, İstanbul, 2002
  • Arthur Rimbaud Bütün Şiirler, Çeviri: Erdoğan Alkan, Varlık Yayınları, İstanbul, 2003
  • Sarhoş Gemi, Hazırlayan: Fahri Özdemir, Kırmızı Yayınları, İstanbul, 2006

Hazırlayan: M. Fatih Özmen

SARHOŞ GEMİ

Ölü sularından iniyordum nehirlerin
Baktım yedekçilerim iplerimi bırakmış;
Cırlak kızılderililer, nişan atmak için
Hepsini soyup alaca direklere çakmış.

Bana ne tayfalardan; umurumda değildi
Pamuklar, buğdaylar, Felemenk ve İngiltere;
Bordamda gürültüler, patırtılar kesildi;
Sular aldı gitti beni can attığım yere.

Med zamanları, çılgın çalkantılar üstünde,
Koştum, bir çocuk beyni gibi sağır, geçen kış
Adaların karalardan çözüldüğü günde.
Yeryüzü böylesine allak bullak olmamış.

Denize bir kasırgayla açıldı gözlerim;
Ölüm kervanı dalgaları kattım önüme;
Bir mantardan hafif, tam on gece, hora teptim:
Bakmadım fenerlerin budala gözlerine.

Çocukların bayıldığı mayhoş elmalardan
Tatlıydı çam tekneme işleyen yeşil sular;
Ne şarap lekesi kaldı, ne kusmuk, yıkanan
Güvertemde; demir, dümen ne varsa tarumar.

O zaman gömüldüm artık denizin şi’rine,
İçim dışım süt beyaz köpükten, yıldızlardan;
Yardığım yeşil maviliğin derinlerine
Bazen bir ölü süzülürdü, dalgın ve hayran.

Sonra birden mavilikleri kaplar meneviş
Işık çağıltısında, çılgın ve perde perde,
İçkilerden sert, bütün musikilerden geniş
Arzu, buruk ve kızıl, kabarır denizlerde.

Gördüm şimşekle çatlayıp yarılan gökleri,
Girdapları, hortumu; benden sorun akşamı,
Bir güvercin sürüsü gibi savrulan fecri.
İnsana sır olanı, gördüğüm demler oldu.

Güneşi gördüm, alçakta, kanlı bir âyinde;
Sermiş parıltısını uzun, mor pıhtılara.
Eski bir dram oynuyor gibiydi, enginde,
Ürperip uzaklaşan dalgalar, sıra sıra.

Yeşil geceyi gördüm, ışıl ışıl karları;
Beyaz öpüşler çıkar denizin gözlerine;
Uyanır çın çın öter fosforlar, mavi, sarı;
Görülmedik usareler geçer döne döne.

Azgın boğalar gibi kayalara saldıran
Dalgalar aylarca sürükledi durdu beni;
Beklemedim Meryem’in nurlu topuklarından
Kudurmuş denizlerin imana gelmesini.

Ülkeler gördüm görülmedik, çiçeklerine
Gözler karışmış, insan yüzlü panter gözleri
Büyük ebemkuşakları gerilmiş engine,
Morarmış sürüleri çeken dizginler gibi.

Bataklıklar gördüm, geniş, fıkır fıkır kaynar;
Sazlar içinde çürür koskoca bir ejderha,
Durgun havada birdenbire yarılır sular,
Enginler şarıl şarıl dökülür girdaplara.

Gümüş güneşler, sedef dalgalar, mercan gökler;
İğrenç leş yığınları boz, bulanık koylarda;
Böceklerin kemirdiği dev yılanlar düşer,
Eğrilmiş ağaçlardan simsiyah kokularla.

Çıldırırdı çocuklar görseler mavi suda
O altın, o gümüş, cıvıl cıvıl balıkları.
Yürüdüm, beyaz köpükler üstünde, uykuda;
Zaman zaman kanadımda bir cennet rüzgârı.

Bazen doyardım artık kutbuna, kıtasına;
Deniz şıpır şıpır kuşatır sallardı beni;
Garip sarı çiçekler sererdi dört yanıma;
Duraklar kalırdım diz çökmüş bir kadın gibi.

Sallanan bir ada, üstünde vahşi kuşların
Bal rengi gözleri, çığlıkları, pislikleri;
Akşamları, çürük iplerimden akın akın
Ölüler inerdi uykuya gerisin geri.

İşte ben, o yosunlu koylarda yatan gemi
Bir kasırgayla atıldım kuş uçmaz engine;
Sızmışken kıyıda, sularla sarhoş; gövdemi
Hanza kadırgaları takamazken peşine.

Büründüm mor dumanlara, başıboş, derbeder,
Delip geçtim karşımdaki kızıl semaları;
Güvertemde cins şaire mahsus yiyecekler:
Güneş yosunları, mavilik meduzaları.

Koştum, benek benek ışıkla sarılı teknem,
Çılgın teknem, ardımda yağız deniz atları;
Temmuz güneşinde sapır sapır  dökülürken
Kızgın hunilere koyu mavi gök katları.

Titrerdim uzaklardan geldikçe iniltisi
Azgın Behemotların, korkunç Maelstromların.
Ama ben, o mavi dünyaların serserisi
Özledim eski hisarlarını Avrupa’nın.

Yıldız yıldız adalar, kıtalar gördüm; coşkun
Göklerinde gez gezebildiğin kadar, serbest.
O sonsuz gecelerde mi saklanmış uyursun
Milyonlarla altın kuş, sen ey Gelecek Kudret.

Yeter, yeter ağladıklarım; artık doymuşum
Fecre, aya, güneşe; hepsi acı, boş, dipsiz,
Aşkın acılığı dolmuş içime, sarhoşum;
Yarılsın artık bu tekne, alsın beni deniz.

Gönlüm Avrupa’nın bir suyunda, siyah, soğuk,
Bir çukurda birikmiş, kokulu akşam vakti;
Başında çömelmiş yüzdürür mahzun bir çocuk.
Mayıs kelebeği gibi kağıt gemisini.

Ben sizinle sarmaş dolaş olmuşum, dalgalar,
Pamuk yüklü gemilerin ardında gezemem;
Doyurmaz artık beni bayraklar, bandıralar;
Mahkûm gemilerinin sularında yüzemem.

Jean Nicholas Arthur Rimbaud
Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu

About Author

Siyasal Bilimler | Uluslararası İlişkiler | Edebiyat [email protected]

Leave A Reply