İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Farsça Öğrenme Serüvenim
Tarlanın yirmi yerini birer metre kazdığınızda hiçbir şey bulamazsınız, bir yerini yirmi metre kazdığınızda suya ulaşırsınız.
Ahmet Şerif İzgören

Farsça derslerimden ise notlarım şu şekildedir. Farsça derslerimi değerli Hocam Ümran Ay’dan aldım. Burada bazı konuları işlemişiz. Benim yazım olduğunu düşünüyorum ama tam emin değilim. Bazı ifadeler de hatalı yazılmış. Ostandar kelimesinde dal ve ra arasında elif olması gerekiyor.

İran’dan aldığım kitapların bir listesi
İran’da çift dilli çok güzel hikâyeler vardı. Bir tarafı İngilizce ve diğer tarafı Farsça idi. Onlar çok hoşuma gitmişti. Yapay zeka olmadığından herhalde birçokta sözlük alıverdim. Mehmet Kanar en çok faydalandığım Türk Hoca idi. Daha sonra Oturduğun Yerden Farsça Öğren diye bir yazı yazdım ve orada tavsiye ettiğim kitaplar çok sattı ve kısa sürede bittiler ve yeni baskılar yaptılar Hamdolsun. Mehmet Kanar Hocanın Ülkemizde Farsçanın yaygınlaşmasında ciddi katkıları vardı.

İran’dan aldığım ve çok beğendiğim bir sözlük. Bu sözlüğü zaman zaman kullanmaya çalıştım ve gerçekten aradığım kelimeleri buluyordum belli bir seviyeye kadar. Hatta bu sözlüğün Farsça kelimelerini Türkçe karşılıklarıyla beraber internette paylaşmak istedim ama nasip olmadı. PDF’sini yaptırıp dağıtayım diye de düşündüm ama sonra etik olmaz gerekçesiyle zannediyorum o işe de el atmadım.İstanbuli - Farisi diyor. Nasıl ki biz de İstanbul Türkçesi resmi dil halinde kabul edildi ise de zannediyoum İran’da da Tahran lehçesi aynı şekilde kabul edilmiştir. Bir ara artık Orta Doğu çalışmayacağım diye bir düşünceye kapıldım ve ondan sonra kitaplarımı hediye ettim. Tabii sonrasında çok pişman oldum ama iş işten geçti. Alanlara faydalı olur umarım.

Farsça bu şekilde kelimeleri ezberlemeye çalışıyorumdur diye düşünüyorum. Bu şekilde sayfaların fotoğraflarını çekiyordum ve sonra ezberlerim diye telefonuma kaydediyordum herhalde diye hatırlıyorum. Doğru yöntem nedir diye tam bilemiyordum ama ben sadece çalışıyordum. Elimden gelen gayreti gösteriyordum ve sonucunu düşünmüyordum. Buradaki kelimelerin bir kısmı aklımdan çıkmış çünkü hiç karşıma daha sonrasında çıkmadılar. Okuduğum kitaplarda ve ilgi alanlarımda bu kelimelere daha sonra denk gelmedim. Dolayısıyla her kelimeyi de öğrenmemiz gerekmiyor. Nasıl ki lisans eğitimi genel bir eğitimdir ve özel alanlar seçmek için Yüksek Lisans ve doktoraya çıkmamız gerekir, dilde de bu alanlar bu şekildedir.

Muhammed Ali Furugi üzerine ise araştırma yaparken denk geldiğim kaynaklardan birisi de bu olmalı. Furugi’nin günlük hatıraları başlığını taşıyor. Lisans tezim Muhammed Ali Furugi üzerine idi ve 200 sayfadan fazla yazdım gibi hatırlıyorum. Osmanlıcadan yaptığım çeviriler de vardı. Bayağı bir yekun tutmuştu. Furugi İranlı bir şahsiyettir ve konuyu bana bir Hocam önermişti. Ben de onun hayatını en iyi şekilde araştırdım ve hazırladım elimden geldiğince. Benim yaptığım çeviri kitabını başka bir Hocamız çevirdi ve benim tezime de atıf vermişti. Lisans bitirme tezim bir profesör tarafından atıf aldı. Bize çok önemseme kimse okumaz diyorlardı ama ben hep içimde bir umut taşıyordum. Yazı yazarkende yazdığın yazı dünyayı değiştirmeyecek önemseme diyenler olabiliyor. Yaptığımız işe ise ruhumuzu katarak yaparsak etki oluşturabilir. İlgi görmüyor dediğimiz ve bu şekilde düşündüğümüz zaman bilmem kaç sıfır geriden başlamız oluruz. Önce kendimize kendimiz inanmamız lazımdır. Sonra tesiri yaratacak Rabb’e güvenmek gerekir.

Lisans bitirme tezinin teşekkür kısmı şu şekilde idi. “Öncelikle bana sağladıkları maddi ve manevi bütün desteklerinden dolayı aileme içtenlikle teşekkür ediyorum. Ayrıca diğer bir ailem olan değerli Amcam Sami ve onun evlâd u iyâline ne kadar teşekkür etsem azdır. Bugünleri gösterdiği için Rabbime ve vesile olan her iki aileme de can u gönülden müteşekkirim. Tez yazım aşamasında her türlü katkılarından dolayı değerli tez danışman hocam Davut Erkan’a, tez konusu belirlememde yardımcı olan Mehmet Koç’a, Farsça dilini bana öğreten değerli Hocam Ümran Ay’a, değerli Osmanlıca hocam Ömer İşbilir’e ve okulumuzdaki tüm hocalarıma içten teşekkür ediyorum”
Ömer İşbilir Hocama özellikle teşekkür etmek istedim. Tezimde Osmanlıcadan çeviri vardı ve hem de Hocam ile yarıştığım gibi düşünceler çıkınca mutlaka hocama lisans bitirme tezinde teşekkür etmek istedim. Daha sonrasında da hocama dualar ettim ve Rabbim inşallah hocama güzellikler versin. Tez danışmanım Davut Hoca idi. Aklıma bir düşünce geldi bitirme tezi yaparken. Herkes bir hocanın ismini verdi, ben de dedim ki Ben hiçbir hocanın ismini belirtmeyeceğim ve hocalar bana kimi verirse onunla çalışacağım dedim. Davut hocayı galiba seçen olmamıştı ve Davut hoca ile ben çalışmaya başladım. Hocamdan memnundum biraz da sorunlarımla ilgilendi. Bendeki dil başarısını tespit edebilmişti ve güzel bir kariyet planı da çizmek istedi ama nasip olmadı.

Tezimin içindekiler ise bu şekilde idi. Benim konum ile alakalı yurt dışında yapılmış zannediyorum lisans tezi vardı. Ben de o tezden oldukça yararlandım. Sonrasında çalışmaya başladım. Tezi en çok sayfa olan ya bendim ya da en çok yazanlardan birisi bendim diye hatırlıyorum. Çok ilgi gösterilmiyordu lisans bitirme tezlerine. Hatta Yüksek Lisans tezlerine bile değer verilmiyordu. Ben tabii İngilizce, Farsça, Osmanlıca ve Türkçe kaynakları yardım almadan kullanarak hazırladım. O zaman yapay zeka yoktu ve google çeviride Farsça dilinde çeviriler yaptırmak etkili sonuçlar vermiyordu. Sözlüğüm ile bazen anlamadığım yerlerde uğraşırdım. Çoğu yeri de Farsçasını anlayabilmiştim diye hatırlıyorum.

Türkiye Today gibi platformlarda yazılarım yayımlandı. Farsçanın Hindistan serüvenine dair yazım bu platformda yayımlandı. İlimvemedeniyet ve UPA gibi platformlarda da yazılarım yayımlandı. Kudüs Araştırmaları Sitesinde de bir yazı kaleme alabilmiştim. Daha sonra site kapandı herhalde. Bir de bir dergide Mustafa Kutlu Hocanın Beyhude Ömrüm isimli hikâye denemesine dair yazmıştım. Turkiye Today’de yazımı paylaştığım arkadaşım beğenmişti. Daha sonra orada bilgilerimi de paylaştım.

Hiç bilmediğim kelime kalmayacak diye girdim YDS sınavına. Girdiğim sene sınav sadece Ankara'da yapılıyordu. Ankara'da arkadaşımın evinde kaldım ve ertesi gün beni arabayla sınava bıraktılar. Emeklerinden dolayı hepsine teşekkür ediyorum. Sınavdan çıktım hiç bilmediğim kelime yoktu dedim. Eğer bu durumu abartmıyorsam dediğim gibi oldu. Çılgınlar gibi kelime ezberliyordum.

2026 Nisan ayında ilk defa yazdığım yazılardan birisinden cüzi bir ücret aldım. 2014’ten beri yazmama rağmen aldığım ilk ücretimi 12 yıl sonra aldım. Üniversiteden mezun olduktan sonra ailemin yanında çalışmaya başladım ve asgari ücretin 5-6 katından daha az para elime geçerdi. Bunları övünmek amacıyla yazmıyorum. Gençlere örnek olması bağlamında yazıyorum. Bazı rahatsızlıklarım da vardı ve rahatsızlıklar geçer geçmez hemen yazmaya ve üretmeye devam ederdim. Kitaplarım satıldıkça para alıyordum ama yazdığım yazılardan hiç para almadım. Kitabımda olan her yazıyı da mutlaka internete önceden yüklüyordum. Para kazanmak hiçbir zaman önceliğim olmadı. Ama artık yaşım 32’ye geldiğinden ve hayata başlamak istediğimden para kazanmaya yavaş yavaş yeni başlıyorum. Hiç dünyevi hedefler peşinde koşmadım ve amacım hep katkı sunmaktı. Benden vatanımıza ve milletimize armağan olsun. Tabii benim yaptıklarım uhrevi öncelikli birşey ve mutlaka bu tarz bir ilerleme yerine daha dengeli bir ilerleme daha güzel olur. Çünkü dünya ve ahiret dengesi kurmalıyız. Hem para alacağız hem de faydalı işler yapacağız. İkisi bir arada olacak. İlim adamları da paylaşmayı ve ilmi yaygınlaştırmayı sevseler güzel olur.

Bu tarz İsam’da kitaplar araştırıp İran üzerine yazılar yazıyordum. Bu kitabı da İsam’ın kütüphanesinde bulmuşum ama okumak nasip olmamıştı diye hatırlıyorum. Ama İran’daki 1905 Devrimine dair yazı yazmıştım. İran’ı araştırıyordum ve yazılar kaleme alıyordum. Herhalde 1905 devrimine dair konu araştırırken bu kitaba denk gelmişimdir. Bu konuda lisans döneminde araştırma yaptım ve bir yazı yazdım.

Dillere dair yazdığım yazıları facebook gruplarında paylaşıyordum. Çok okuyanlar oluyordu ve büyük ilgi görüyordu. İnternetteki dile dair yazılar çok basit ve yol gösterici değildi. Bu bağlamda da devrim tarzında ilk yazıları yazmak bana nasip oldu. İngilizce dışında diğer dillere dair ciddi yazılar yoktu. Ülkemiz adeta diller konusunda taş devrinde yaşıyordu. Çabamızı ortaya koyduk ve Rabbim bu günleri nasip etti.

En çok yorum alanlardan birisi Oturduğun Yerden Farsça Öğren başlıklı yazım idi. 325 binden fazla okunma aldı görüldüğü üzere. Göz işaretinin yanındaki sayılar okunma oranını gösteriyor. 30 Eylül 2017 tarihinde kaleme almıştım ve o zaman kendi kendine öğrenebilmek çok zor ve yeni bir yaklaşımdı. Herkes kurslardan eğitimler alıyordu. Ben ise kendi kendine öğrenme usülüyle hareket ettim. Sonra facebook gruplarında paylaştım ve büyük ilgi gördü. Amacım hep İnsanların kendi kendine öğrenmesi idi ve daha sonrasında YouTube’da bu durum çok yaygınlaştı. Kendi kendine öğrenenlerin sesi daha çok çıkmaya başladı. Ben yarı kendi kendime öğrendim. Hocamdan ders aldım ve tabii sayın Hocama çok şey borçluyum. O bana konulardan biraz anlattıktan sonra ben hemen kendim çalışmalara başladım. Tamamen kendi kendime değildi ama Hocamdan hemencecik bağımsız çalışmalar yapmaya başlamıştım. Yoksa Farsçaya dair ne öğrendiysem Sayın Ümran Hocamdandır. Emeklerini asla ödeyemem. Daha sonra okulumuzdaki Hocalar Ümran Hocama dışarıya açık Farsça dersi açsın diye teklifte bulundular. Hocamız da Ozan ve Esra da olursa ben eğitim veririm demiş. Böyle hocamın gözüne girebilmişim demek ki. Hatıram yanıltmıyorsa böyle bir anı hatırlıyorum. Hocama da saygılarımı iletiyorum.

2015 senesinde İran’da idim. Hüccet isimli bir arkadaş ile birlikte tanıştık. Bana iyi davrandı. Ben de onunla arkadaş oldum. Birlikte bazı şehirlere gittik. Tahran’a da gitmek istediğimi söyledim ve onunla gittik. Tahran Üniversitesi’ne gitmiştik ve orada bir yeri görmek istedim. Görevli tatil olduğunu ve giremeyeceğimi söyledi. Hüccet de ısrar etti ve Türkiye’den geldiğimi söyledi. Üniversitenin kütüphanesi veye derslikleri olabilir görmek istediğim. Ama nasip olmadı ve o zaman çok üzülmüştüm. Tahran üniversitesi gelişmiş bir üniversite ve binalarının içine girebilmek isterdim. Orada Camii gibi bir yerde vardı diye hatırlıyorum. Abdest almıştım ve namaz kılmıştık. Ayrı ayrı kıldık. Şiilerin arkasında hiç namaz kılmadım. Namaz kılarken de farklı kıldığım için çokta tedirgin oluyordum. Ne tepki verirler diye bilemiyordum. Ben bu yazıyı yazdıktan sonra çok Farsça öğrenilmesine vesile olmuş anladığım kadarıyla. Orada tavsiye ettiğim kitaplar yeni baskılar yapmıştı. İran Araştırmaları Merkezi de Farsça dersler vermeye başladı ama benim yöntemim daha geniş kitlelere ulaştı ve daha başarılı oldu anladığım kadarıyla.

İran’dan döndükten sonra Türkiye ve İran’daki Farsça Eğitim Kursları diye bir yazı kaleme aldım. 164 binden fazla okundu. Benden sonra İran’a gidenler olmuş tahmin ettiğim kadarıyla. Bu yazımda çok ilgi gördü. Daha sonra bir hususu düzelttim. Farsçanın sadece İran’da öğrenilebileceğini düşünüyordum ama Tacikistan ve Afganistan’ı hesaba katmıyordum. Daha sonra sadece İran’da öğrenilmez diye yazılarda düzelttim elimden geldiğince. Orta Doğu araştırmalarına katkı sunmaya devam ediyordum hamdolsun.

Farsçaya dair Baran Zeylan Hocanın çalışmasından kelimeleri çıkardım. Daha sonra ondan izin almadığım gerekçesiyle üzüldüm biraz. Onun kitabında 4 bin kelime yazıyordu ve ben de o şekilde isimlendirdim. Ama binden fazla kelime var içerisinde herhalde, hocanın hazırladığı videoları hep izledim o kadar çıktı. Yine güzel oranda bir yorum aldı. Normalde yazılara hiç yorum yapılmaz ve faydalanılsa dahi yorum yapmıyor Milletimiz. Birkaç yorum bile büyük başarıdır aslında. Bu yazımda 240 binden fazla okunmuş durumdadır. 4 Mayıs 2022’de kaleme almıştım. Tabi bu yazılardan hiç ücret almadım. Ücret almak amacıyla da hareket etmedim. Amacım öğrendiğim bilgiyi paylaşmak ve İnsanlara yardımcı olmaktı. Mutlaka yazının sonuna pdflerini de yazıyordum. Siteden bir arkadaşım “çalarlar ve kendi sitelerinde paylaşırlar” dedi. Ben de dedim ki ben de zaten onu istiyorum. İlim yaygınlaşsın. İsteyen istediği sitede paylaşabilir ve ben bundan şeref duyar ve mutlu olurum demek istedim. Amcamla konuşurken bir konuşmasında “ilmi mezara götürenlerden olmamak lazım” dedi. Bu düsturu da hayatıma yol edinmiştim ve o minvalde çalışmalarıma devam ettim.

Orta Doğu’ya dair bulabildiğim her eğitime katılıyordum. Tav Vakfı’ndan böyle bir eğitim almıştım. TAV Vakfı ilmi anlamda beni baya destekledi. Kendilerine teşekkür ediyorum. Orta Doğu’ya dair baya bir sertifika toplamak nasip oldu hamdolsun. Kurumlarımızdan da çok şey öğrendim. Öğrendiklerimi de kitaplarımda ve yazılarımda kullanmaya çalıştım.

İran Üzerine Gözlemler isimli çalışmam geçtiğimiz günlerde kisve-i tab’a büründü. 12 yıldır aralıklı yürüttüğüm çalışmaların bir ürünü idi. 2014’te ilk İran üzerine çalışmaya karar vermiştim ve yıllar sonra bu kitap ortaya çıktı Hamdolsun. Dedem, Babaannem, Filistin ve Türkiye’mize ithaf ettim. 300’den fazla sayfadan müteşekkildir. Sadece Farsça öğrenmekle kalmadım, İran’ı gezdim, İRAM’da eğitimler aldım ve İran üzerine kitap yazdım. Ayrıca Farsça dersleri verdim. Elimden gelen gayreti böylece göstermiş oluyordum. Farsça üzerine de öğrenmeyi sağlayacak yazılar kaleme aldım. Bu şekilde yazıyı okuyanlardan dili bir amaç olarak görmemeleri bir araç olarak görmeleri ve dili kullanarak çalışmalar yapmalarını temenni ederim.
Aynur Emer Ablanın benimle ve Farsça ile olan hatırası
Yabancı bir dili öğrenmek keyifli olduğu kadar disiplin ve ekstra işleri ötelemeyi gerektiren bir uğraş. Bir dile yoğunlaşmadan emek göstermeden olacak bir şey değil. Lisans yıllarımda Farsça derslerine Ozan ile devam ettik. İşin ehli olan Farsça hocamız Ümran Ay Say o kadar kısa sürede dil becerilerimizi geliştirdi ki; her daim minnettarım. Bir taraftan gramer konularını öğrenirken diğer taraftan İran İslam Ansiklopedisi (Dânişnâme-i Cihân-ı İslâm) maddelerini okuyabiliyor, BBC Persian kanalını takip edebiliyorduk. Son kurda sadece Ozan ile ben kaldım derse devam eden fakat hocamız muazzam motivasyonla derslerini anlattı, Farsça beyitler ezberletti.
Dil öğrenirken bir eşik vardır ya; hani tam teoriyle pratik vücut bulacak ve o dili rahatlıkla konuşup anlayabileceksiniz. Benim çok farklı sorumluluklarım olduğu için pratik yapmayı erteledim. Ozan diğer dersleri ihmal ederken Farsçaya dört elle sarıldı. Sonrasında İran’a gidip dilini pekiştirdi; yani teoriyi yerinde pratiğe döktü ve bu işte başarılı oldu. Şu an Farsçası oldukça iyi. Bir dili öğrenince diğer dillere kapıları da Ozan’a açıldı. Bunda Ozan’ın samimiyeti, istekli ve özverili çalışmasının katkısı büyük. Bu hususlar ve disiplinli çalışmadan yeni bir dil öğrenilir ama o dile vâkıf olunmaz. Kısacası dil konusunda Ozan’dan öğrenecek çok şey var.
İran Üzerine Yaptığım Araştırmalar
İran üzerine 300 sayfadan fazla tutacak yazılar kaleme aldım. İki kez İran Araştırmaları Merkezi’nde yaz kursuna katıldım. Lisansta yazları herkes evine giderken ben ya yurt dışına eğitim almaya veya ya da yurt içinde eğitimler almaya gidiyordum. İram’da aldığım ilk kurstan biraz bahsettim. Kalacak yerim dahi olmadan Ankara’ya gitmiştim. Gittikten sonra kalacak yer ayarlamaya çalıştım. Diyanetin üniversitesinde okuyordum. İlahiyat öğrencisi olsan işin daha kolaydı dediler. Içimden “Müslümanlar da ayrıcalık” yapabiliyorlarmış diye çok düşündüm sonrasında. Üniversitemizde de ilahiyat öğrencilerinin kayırıldığı çokca söyleniyordu ama ben ihtimal vermiyordum ama Rabbim böyle bir olayla beni karşılaştırdı. Böyle düşünenleri kınıyordum ve ben de kınadığım şeye düştüm. Gerçekten var mı yok mu bu konuda söz söylemek doğru olmaz. Başka bir arkadaşımın yanına gittim ve o da kalacak yeri olmadığını söyledi. Sonra camiye gittim ve Allah’ım bana yardım et diye yalvardım. Sonrasında aklıma Bülent Amcam geldi. Rabbim yardım etti ve onu aradım. O da neden bana haber vermedin dedi ve bana kalacak yer ayarladı. Ostim’de kimsenin kalmak istemeyeceği ve birazda korkutucu bir dükkanda kaldım İram kursu boyunca.
İram’ın İran’a dair bilgisi o döneme göre gayet iyi idi. Birçok şey kendilerinden öğrendim ve bazılarını hala hatırlarım. Bu yüzden minnettarlığımı sunmak isterim. 2014’te Farsça öğrenmeye başladım. 2015’te İran’a gittim ve sonrasında iki kez İRAM’dan eğitim aldım. İkincisinde de başvurunca hocalar şaşırdı. Kalacak yerim yok dedim ayarlayacaklardı ama sonra olmadı. Turhal’dan Ankara’ya hafta sonu bir günlük ders için giderdim. Gece herhalde en geç arabaya binerdim. Caminin namaz kılma yerine gider, İnsanların dağılmasını beklerdim. Sonra uyurdum ama uyandırırlardı. O zamanlar biraz rahatsızdım ve çok zorluk çekerdim. Ne uyuyabilirdim ne de doğru düzgün uyanabilirdim ama hedefimi mutlaka yapmaya çalışırdım. İRAM’da bir gün Hocamız İran hakkında ne düşünüyorsunz bir kelime veya birkaç kelime ile kağıda yazın dedi. Ben de Selman Rüşdi yazdım. O zaman ona dair okuma yapıyordum. Hoca çok şaşırmıştı hala bunu hatırlıyor musunuz diye!
İran Üzerine Gözlemler isimli bir kitabım çıktı. Muhammed Ali Furugi isminde İranlı bir şahsiyete dair bitirme tezi hazırladım. İran tarihi ile alakalı Osmanlıca bir eseri Türkçeye çevirdim. Sadece Farsça öğrenmekle kalmadım, İran’a gittim, İran’ı gezdim, İran’da Farsça konuştum, Türkiye’deki öğrencilerimize Farsça eğitimi verdim, İran üzerine kitap yazdım ve Farsçayı kullanarak çok fazla araştırma yaptım. Dil öğrenirken de bu yöntemi tavsiye ederim. Amaç sadece dil öğrenmek değildir. Dili kullanmaktır. Üniversitede sayısız ders görürüz ve çoğunu unuturuz. Sadece araştırma yapacağımız dil kalır ve o dil ile araştırmalar yapmamız gerekir. Bir yazı veya bir kitap yazmakla da iş bitmez. Ömür boyu sürecek günlük belirli oranlarda vaktimizi vakfedeceğiz çalışmalar yapmalıyız.
Aynısını İbranice için de yaptım. İbranice öğrendim ve İbranicenin öğrenimine yönelik kitaplar yazdım. İbraniceyi kullanarak İsrail üzerine kitap yazdım. Filistin’e seyahat ettim ve Filistin’de de İbranice eğitimi aldım. Türkiye’dekilere de İbranice eğitimi verdim. Dili bir araç olarak kullandım amaç haline getirmedim. Çok sayıda İbraniceyi kullanarak yazı kaleme aldım ve paylaştım. Dil bir araçtır ve amaç değildir.
Farsça Serüvenim
Halil İnalcık en önemli eserlerini 70-80 yaşlarından sonra yazdı.
Mimar Sinan çıraklık eserini 50 yaşından sonra yaptı.
Tolstoy Bisiklet kullanmayı 67 yaşından sonra öğrendi.
Goethe en büyük eserim dediği Faust’u 83 yaşında yazdı.
Geç kalmadın, her şey yeni başlıyor...
Farsça Hocam çok iyi kalpli biri idi. Ders anlatışını da çok beğeniyordum. Haftada sadece iki-üç saat ders alarak Farsçam çok iyi bir seviyeye geldi. Tabii Farsçaya çok ehemmiyet göstermeye başladım. Bunun sebebi İran’a muhabbet duymam değil Rabbime şöyle dua ediyordum. Rabbim Ortadoğu’nun en iyi tarihçisi ve uzmanı olayım diyordum. Rabbim de zannediyorum bu duamı kabul etmek için dengeleri değiştiriyordu. Yani bana yol gösteriyordu. Samimiyetimi ve ihlası mı da kanıtlamaya çalışınca bütün dengeleri değiştirdi Rabbim. Farsça öğrenmeye başladım İran araştırmaları merkezi kuruldu ve orada gittim eğitim aldım.
Kalacak yer bulamadım. 29 Mayıs’ın öğrencisiydim ve diyanetin okulu orası. Gittim diyanetle konuştum ve beni bir müdüre yönlendirdiler, müdür beni azarladı. Kalacak yerim yok hiç düşünmeden gitmiştim Ankara’ya. Ama Allah orada da bana yardım etti. Bülent Amcamın çalıştığı bir boya fabrikası vardı. Bu yer Ostim’de bulunuyordu yani Sanayi bölgesinde. Orasının üst katına çıktım ama karanlık ve biraz da korkuyordum tabii. Tek başıma kalıyorum ve sanayii bölgesi olduğu için kimse yok etrafta. Patron dükkanı da korursun burada yat dedi. Sağolsun bana 100 tl idi galiba harçlık da vermişti. Ben de o paranın önemli bir kısmıyla onlara tarih kitabı aldım. Zannediyorum Halil İnalcık’ın tarih kitabı idi ve hediye etmiştim. Oradan İram’a gider gelirdim. Sabah yürüme mesafesi vardı ve patrona da gözükmemek, rahatsız etmemek için erkenden çıkar ve geç olarak gelirdim. Böyle kimsenin yaşamayacağı bir yerde ilim öğrenebilmek için kaldım :) Eee bir zorluk çekmek lazım.

Ankara Ostim’de kaldığım yer
Sonraki sene İram yine yaz kursu açtı. Bu sefer kalacak yer bulamadım herhalde ve Turhal’dan Ankara’ya otobüsle gitmeye çalışırdım. Cuma günü gidiyordum akşam biniyordum ve sabah iniyordum. Sabah otobüs erken iniyordu ve uyuyamıyordum. Camii vardı otogarda, orada uyumaya çalışıyordum ama görevliler kaldırıyordu. Eşyalarım çalınır vesaire diye de çok korkuyordum. Böyle böyle Turhal’dan Ankara’ya gittim geldim. Devletimizden burs alırdım ve o parayı otobüse vererek kuru bitirdim. Kurs sonunda sertifika vereceklerdi ve ben sertifika istemiyorum deyip almadım. İram’dan bir sertifikam var ve onu da cv hazırlamak istediğimde geçen senelerde istedim Onlardan. Sertifika dahi almazdım ve değer vermezdim. Hedefim ilim öğrenmekti sadece. Daha sonrasında Farsça biliyorum diyorum, sertifikan nerede diyorlar. Hiçbir cv vesaire istenilene kadar hazırlamamıştım. Bunlar hiç umrumda değildi. Sadece öğrenmek ve Ortadoğu uzmanı olmak istiyordum.

İram’dan iki kez ders aldım ve Farsçayı da iyi bir şekilde öğrenmiştim. Ben X. Hocamı seçmiştim ve Onunla başarısız bir YL girişimim de oldu. Tabii hepsi iyi Hocalarımız idi ve hepsinden çokça faydalandım.
Derste ismini hatırlamadığım bir Hocamız Farsça bir metin açtı. Bunu kim okuyabilir dedi. Derste kimseden ses yok, ben okurum Hocam dedim. Hemen okumaya başladım ve bir yerde zannediyorum telaffuz hatası yaptım. Herkes şaşırdı. Yani işin güzel tarafı ilmin karşılığını hemen alıyorsun. Lisansta tez ile alakalı kısma gelelim. M. Hocamın yanına gittim tez belirlemeden önce ve İran’a dair yazmak istiyorum dedim. Ondan önce Hocalarımız makale istediğinde İran’a dair yazardım. Şehname, Rıza Şah, İmam Humeyni gibi konulara dair yazdıklarım çoktur.
O da bana Muhammed Ali Furuği ismini önerdi. 2015’de İran’a gitmiştim. Orada Hüccet isminde bir arkadaşım oldu. Onunla gezdik ve bana çok yardımcı oldu. Normalde ben zenginlere hiç yardım etmiyorum demişti ve ben de demiştim babam at arabacılık yapıyor diye. Bana zengin olmadığım için çok yardımcı oldu. Orada Türkiye’den gelen bir abimiz vardı. Bana bir gün kitaptan bir parça okuttu ve sen Farsçayı çözmüşsün dedi. Aynı zamanda İranlılarla derse katıldım ve Hocamız derste bir Farsça kelime sorardı ve eş anlamını sorardı. Ben de söylerdim ve diğerleri bilemezdi. Hoca en sonunda tamam sen biliyorsun diğerleri söylesin artık demişti. Buna benzer bir ifade kullandı. İran’da birçok yeri gezdim ve fotoğrafladım sonra o fotoğraflarım kayboldu. Kaybolmadan önce Persepolis’e dair yazabilmiştim. Bir de Tahran Üniversitesi’nin önünde arkadaşım ile bir fotoğrafım vardı.
Farsça serüvenim bu şekilde oldu. İran’da radyoyu dinlerdim. Hamaney’in bir konuşmasını dinlemiştim. Bir de arkadaşım bana bizim yurdun karşısına gelen insanları göstererek bunlar velayet-i fakih ideolojisini yayıyorlar demişti. Bir de bir amca benimle konuşup namaz kılıyor musun diye sormuştu. Âre demiştim ve bana sen öyle kılma şöyle kıl dedi. Yani bir nevi Şiileştirme operasyonundan geçtim ama bildiğim gibi kıldım ve Ülkemizde kılındığı gibi kıldım.
Çok güzel Camileri var İran’ın. Bizdeki Camilere lüks diyorlar, gidip oradakileri görsünler. Tamamen aynadan yapmışlar. Dine çok önem veriyor mevcut yönetim. (Sonradan camilerin lüks yapılmasına ben de karşı çıkıyorum Gençler öncelenmeli) Türkiye’de dilde sadeleştirme çabaları oldu ve Farsça Arapça kelimeleri dilimizden belli oranlarda atmaya çalıştılar. İran’da da aynısı aynı dönemde oldu. Onlarda Arapça Türkçe kelimeleri dillerinden çıkarmak istediler. Günümüzde hem İran hem de Türkiye Arapçaya çok önem veriyor. Birbirmizde olan gelişme bir diğerini de mutlaka etkiliyor. Meşrutiyet hareketleri var mesela ve bu hareketler de birbirinden etkileniyor. Biz İran’dan daha Batı’dayız ama İran’da doğu’nun Batısın’da denilebilir. Edebiyatı, şiiri ve Farsça dilleri çok güçlü. Arapça Kur’an olarak inince İranlıların da yapacağı bir şey kalmadı.
İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi’nin yabancı dil alanında bana çok katkısı oldu. Sınıfta ablalarımız ile birlikte Farsça bütün dersleri aldık. 2 yıl boyunca birlikte Farsça dersleri aldık ablalarımızla. Ablalarımdan birisi ile de İran’ı da beraber gezdik. Haftada çok az Farsça dersi olurdu. Ben dersten sonra gramerin oturması için bol bol okuma yapardım. Şehir Üniversitesi’nde arkadaşımın Farsça Hocası Farsça baya bir materyal toparlamıştı. Onu benimle paylaştı ve öğrenmem inanılmaz hızlandı. Rabbim Farsça öğrenmemin yollarını yavaş yavaş açıyordu. Orada Yedullah Semere’nin kitapları ile tanıştım. Orada şu ifadeler yer buluyordu:
“Günde iki (2) saat çalışan bir öğrenci: 9 ay
Günde üç (3) saat çalışan bir öğrenci: 6 ay
Günde dört (4) saat çalışan bir öğrenci: 4,5 ay
Günde beş (5) saat çalışan bir öğrenci: 3,5 ay
Günde altı (6) saat çalışan bir öğrenci: 3 ay”
Bu cümleler oldukça teşvik edici idi. Bunları okuyan bir öğrenci mutlaka öğrenmek istemiştir diye düşünüyorum. İlk Farsça sınavından düşük almıştım ve sonrasında neredeyse bütün Farsça sınavlarından 100 alarak geçtim. Hocam bir süre sonra bana sen de Hoca oldun dedi. Galiba Hocam bu sözleri bana söylemeden önce şu cümleyi kurmuştum.
کبوتران با خوشحالی در آسمان پرواز میکنند.
Güvercinler mutlulukla gökyüzünde uçuyorlar
Hafızam beni yanıltmıyorsa bu cümleyi kurduktan sonra Hocam bana sen de Hoca oldun demişti. Bu aziz hatırayı hafızamda saklarım ve mesut eder beni bunu düşünmek. Derslerde kısa sürede birinci oldum. Diğer öğrenciler beni geçmeye ve aradaki farkı kapatmaya çalıştılarsa da muvaffak olamadılar. Çünkü deliler gibi Farsça çalışıyordum. Şöyle bir hedef ben de hasıl olmuştu. Orta Doğu’nun en iyi uzmanı ve tarihçisi olayım diyordum. Bu minvalde Orta Doğu’nun dillerini çalışmaya başladım. İngilizce, Farsça, İbranice, Arapça ve Rusça öğrendim. Türkçe zaten ana dilim idi.
Farsça öğrenirken Hocamız bizi sınav yapardı. Sınavda arkadaşlarımdan birisi Hocaya bazı kelimeleri sordu. Ben de düşünüyorum bu kelimeleri nasıl bilmez diye. Ben hiç kelime sormamıştım Farsça derslerinde ve Türkçeden Farsçaya da bir çeviri metni vermişti Hocamız. Hemencecik çevirdim ve soruları işaretledim çıkmıştım. Zannediyorum 100 aldım o sınavdan. Derste okuduğumuz bir şiiri paylaşayım.

Bu şiiri derste okumuştuk. Zannediyorum ilk zamanlarda olması lazım. Çünkü şiir gerçekten basit. Bir de şiirlere karşı normalde hep ön yargım vardı. Bunun da sebebi Hocamızın veya başka birilerinin şiirlerin dili biraz farklı oluyor, o dili öğrenmek lazım demesiydi. O şiir dilini öğrenmeye çabalamadım ve öğrenmedikçe de kendime güvenim azaldı.
Tarih kitabından da bu tarz güzel bilgiler öğreniyordum. Rıza Şah, Türkiye’den görerek şapka devrimi yapmaya çalıştı. Halkı o da batılılaştırmak istiyordu. Bugün Türkiye ve İran’ın yüzleri çokta Batı’ya dönük değil. Türkçede Arapça ve Farsça kelimeler atılırken, Farsçada da Arapça ve Türkçe kelimeler atılmaya çalışıldı. Bugün her iki ülkede de Arapçaya büyük önem verilmeye başlandı. Dolayısıyla İran’da veya Türkiye’de olan bir gelişme mutlaka diğerini de etkilemektedir. Meşrutiyet hareketleri de benzer bir döneme rastlamaktadır.

Pehlevi Külahı adı verilen İranlıların giymesinin zorunlu olduğu şapkalar.
Hocamız dilbilgisini Mürsel Öztürk’ün kitabından anlatıyordu. Ben de sonrasında bir grup öğrenciye giriş seviyesinde Farsça dersi verirken bu kitaptan yararlandım. Hocamızdan kalma notlar duruyordu. Sınıfta değerli bir ablam çok güzel notlar tutmuştu. Sonra o notları kendisinden istedim. İlk sene aşağıdaki konuları işledik ve güzel şiirler öğrendik.

Ümran Hocam ile Farsça derslerinde Ablamızın aldığı not
Mürsel Öztürk haricinde ben Yedullah Semerenin kitaplarından da çalıştım. Dört ciltlik kitabı vardı Yedullah Semere’nin ve bu kitaplardan üçünü bitirmiştim ve adeta bütün kelimeleri de ezberlemiştim.
İran’da dersler güzeldi. İlk gittiğimde oradaki görevli şuan ders haftası değil, İran’ı biraz gez, sonra da memleketine git dedi bana. Ben de hemen aşırı tepki verdim. “Farsça öğreneceğim, hiçbir yere gitmiyorum” dedim. Ondan sonra hoca benim kararlı olduğumu görünce, sınavdan kalan öğrenciler tekrar dersi işleyecekler dedi. İstersen ona dahil ol dediler ve ben de kabul ettim. Hoca bana Farsça birkaç soru sordu ve cevaplamamı istedi. Ben de Farsça sorduklarına cevap verdim ve beni kabul etti derse. Neden Farsça öğrenmek istediğimi yazmamı istemişti ve ben de Farsçayı sevdiğimi yazdığımı hatırlıyorum. Ondan sonra Hoca bana, Sen bizim öğrencilerle aynı seviyedesin, gel derslere katıl dedi.
İran’da güzel bir profil çizdim. Öğrenciler beni odalarına davet ederlerdi ama pek gitmezdim. Birisiyle arkadaş olmuştuk ama o da uzun sürmedi. Sınıf arkadaşlarımla aramda bir mesafe oluşmuştu. Lakin Hüccet isminde bir arkadaşım ile aram çok iyiydi. Bir kez onunla Tahran’a gitmiştik. Bir kez de parkta kavun alıp, yemiştik. Ben de sonra Ablalarımız gelince kavuncuya gittim. Kavunu aldım ve bıçak da vermesini istedim. O da veremem dedi ve ben de vermezsen kavun almam dedim. Ondan sonra bıçağı verdi ve ben de kavunu kestikten sonra bıçağı geri getirip teslim ettim. Bak işte bıçağını getirdim dedim.
Farsça sınıfında dersteki öğrenciler Lübnanlı şiiler idi. İran, onlara Farsça dersi veriyordu ve üniversitelerinde okutuyordu. Bir arkadaşla gezerken ben çok dil öğrenmek istiyorum dedim. Neden diye sorunca, “Ortadoğu uzmanı olmak istiyorum” dedim. Derste performansım çok iyi idi.
Ders kitabını bana vermek istemediler. Ders kitabını Türkiye’ye getirebilmeyi çok isterdim. Şuan okulun tatil olduğunu ve ellerinde fazla ders kitabı bulunmadığını söylediler. Derste öğrencilere kim ders kitabını paylaşmak ister dediler ve ben sinirli bir şekilde hocaya “benim param var, satın almak istiyorum” dedim. Sonrasında dersin hocalarından biri kitabını bana verdi. Ben de Hocadan sinirli konuştuğum için özür diledim. Özür dilemek kelimesinin Farsçasını öğrenmemiştim. Arkadaşıma sordum ve Hocaya söyledim, sonra bugün de o kelime aklımdadır.
Derste İranlı öğrencilere cevabı olmayan bir soru sordum. Bunu bize lisede veya ortaokulda bir hocamız sormuştu. Cevabı yoktu sorunun. Çözene güzel bir şey vereceğim demişti. Ben de sordum ve kimse çözemedi. Sonra dedim ki bu sorunun cevabı yok, şaka yaptım dedim. Böyle günler geçiyordu ve ülkemi yani Türkiyemizi güzel temsil ediyordum. Dersler bitti ve sertifika alacağımız zaman geldi. Ben de “sertifika istemiyorum” amacım öğrenmekti dedim ve okula gitmedim. Sertifika almadım o zaman. Tarihler 2015’i gösteriyordu. Sonraki senelerde İran’da Farsça eğitimi aldım ve Farsça biliyorum dediğim de belge ve sertifika soruyorlardı. Baktım sertifikasız olmuyor, sertifikalarımı geçtiğimiz yıllarda bir araya getirmeye çalıştım. İran’dan belgemi istedimse de ulaşamadım belgeme. Tarihe bir not olarak düşmek isterim.
İran’dan döndükten sonra İran üzerine çok yazılar yazdım. Farsça öğrenmeye ve İran’daki Farsça öğrenimine dair yazdığım yazılar yüzbinlerce okundu Hamdolsun. Benden sonra baya da bir Farsça öğrenen olmuş zannediyorum. 2017’ye geldiğimde de İranlı bir şahsiyeti araştırdım. Muhammed Ali Furuği isminde bir şahsiyeti araştırdım. Eseri Osmanlıcaya da öncesinde çevrilmişti ve sonrasında da bir Hocamız günümüz Türkçesine çevirdi. O Profesör benim lisans tezime de atıf verdi. Rabbime şükürler olsun, başarılar nasip ediyordu. Lisans tezim tamamen İngilizce, Farsça ve Osmanlıca kaynaklardan oluşuyordu. Tezimi Hocalarımdan biri görünce okulumuzun en meşhur profesörlerinden birisi ile çalışmak ister misin diye sormuştu. Tabii kader daha sonrasında farklı yönlendirdi. Nasibuke yusibuk meselesinde olduğu gibi nasibimiz bize isabet ediyordu.
Farsça öğrenirken çok hikâye okuyordum. Konuşmayı da hikâye okuyarak öğrendim. Çok dinleme materyalleri yoktu. Hep okuyarak ilerledim. Öğrenmek için şuan olan kitapların çoğu da yoktu. Zor usüllerle ilerliyorduk. İran’a gittiğimde kelimeleri kısaltmadan konuşuyordum. Bana kitaptaki gibi konuşuyorsun dediler. Düşündüm ki herhalde bunlar dili bozmuşlar. İlk yurt dışı tecrübemdi ve goftâri denilen şeyi bilmiyordum. Kitabi olan ile konuşulan farklıydı. Türkiye’de nasıl İstanbul Türkçesi esas Türkçe ilan edildiyse, İran’da da Tahran farsçası resmi lehçe yani dil ilan edilmişti. Resmi dil ordusu olan lehçedir denilir. Devletlerin seçtiği lehçe resmi dil olur. Farsçayı da öğrendikten sonra gramerine döndüm baktım “bu kadar basit miymiş ya bu gramer” dedim. Gerçekten grameri basitti ve 40-50 sayfa bile tutmazdı Grameri yazsak.

Bu hikayeyi okuduğumu hatırlıyorum ve bu tarz çokca hikayeler okuyordum.
Ümran Hocam bize çok güzel şiirler öğretti
بازآ بازآ هر آنچه هستی بازآ
گر کافر و گبر و بتپرستی بازآ
این درگه ما درگه نومیدی نیست
صد بار اگر توبه شکستی بازآ
Gel, gel! Her neysen yine gel! İster kâfir, ister mecusî, ister puta tapan ol, yine gel! Bu kapı bizim kapımızdır, ümitsizlik kapısı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!
Bâzâ, bâzâ, har ân çi hestî bâzâ
Ger kâfir o gebr o but-perestî bâzâ
In dergah-i mâ, dergah-i no-umîdî nîst
Sed bâr agar tövbe şikestî bâzâ
Hafız’ın Şiraz Güzeli Şiiri
اگر آن تُرکِ شیرازی به دست آرد دلِ ما را
به خالِ هندویَش بخشم سمرقند و بخارا را
Timur’un Hafız’a
““Ey Hâfız! Ben yıllar içinde Semerkand ve Buhara’yı fethetmek için ömrümü verdim.
Sen nasıl olur da bir Türk güzelinin yanağındaki bene bu iki şehri bağışlarsın?!” demiştir. Hafız’da
““Hünkârım, işte bu cömertlik yüzünden hâlâ bu fakir hâlde yaşıyorum.” diyerek cevap vermiştir. Timur’da Hafız’ın bu cevabını beğenmiş ve affetmiştir onu. Şiraz’a dönmesine izin vermiştir. Hocamız derste bu kıssayı da bize anlatmıştı.
Farsça Hocam Ümran Ay ile Yaptığım Keyifli Röportaj
Ozan Dur: 2014-15 senelerinde İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi’nde Farsçayı seçmeli ders olarak Ümran Hocamdan almaya başlamam, beni Ortadoğu’ya yönlendirdi. Bir yıl eğitimin ardından İran’a eğitim amaçlı seyahatte bulundum. Döndükten sonra YDS’ye girdim ve 2017’de Farsça öğrenmeye dair bir yazı kaleme aldım. Rehber niteliğinde bir yazı idi ve hala Google’da ilk sırada. Ümran Hocamın üzerimde emeği çoktur. Kendisine ne kadar teşekkür etsem az. Farsça öğrenmek bana çok güzel kapılar açtı. Birçok gencimize de yol gösterebilmek, İran’a dair malumat sahibi olabilmek nasip oldu. Bütün bu güzelliklerde Ümran Hocamın emeği var. Kendisiyle röportaj yapabilmek benim için manevi anlamda çok önemli. Umarım bu röportaj kıyamete kadar kalır ve okuyanlar hisse kaparlar. Sayın Ümran Hocam, okuyuculara kendinizi tanıtabilir misiniz?
Ümran Ay: Merhaba, Uşak’ta dünyaya geldim. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimimi orada tamamladım. Marmara Üniversitesi’nde Türk Dili ve edebiyatı alanında lisans, eski Türk edebiyatı alanında da Nihat Öztoprak hocamın danışmanlığında yüksek lisans ve doktora tezlerimi tamamladım. Halen aynı üniversitede 2012 yılından beri derslere devam ediyorum.
Ozan Dur: Hocam benim hocam sizdiniz ve biz çok şanslıydık. Siz kendi hocalarınızdan ve eğitim sürecinizden bizlere bahsedebilir misiniz?
Ümran Ay: Estağfurullah, asıl sizler gibi öğrencilerim ilgili dikkatli öğrencilerim olduğu için ben şanslı idim. Zira yabancı dil dersleri çok öğrenciyle başlıyor ama ikinci üçüncü kurlarda sayı düşüyor. Siz dört yarıyıl bu dersi devam ettirme sabrını göstermiştiniz. Bu sebeple asıl sizleri kutlamak lazım. Lisede ve üniversitede çok güzel bir eğitim dönemi geçirdim. Çok kıymetli hocalarım oldu. Hocalarımızın kıymeti hem milletimizi, medeniyetimize, biz gençlere verdikleri değerden hem de bize öğrenme zevki aşılamasından geliyor. Zira bir talebeye merak duygusu ve okuma, öğrenme zevki aşılayan hocalar başarılı ve kıymetli hocalardır kanaatimce. Lisans eğitimi bitince bir taraftan MEB’de öğretmenlik devam etti diğer yandan akademisyenlik yolculuğumuz ilerledi. Edebiyatı çok sevdim bilhassa da eski Türk edebiyatını / divan edebiyatını sevdiğim için yolculuk oradan devam etti diyelim. Hocalarımızın samimi yaklaşımları, derslerini heyecanla anlatmaları her zaman bizim de şiarımız oldu. Ama daha Nurettin Topçu’nun dediği gibi “sınıfa ibadethaneye giriyormuş gibi bir şuurla girme, ibadet şuuruyla ders anlatma” haline henüz gelemedik, yolumuz da çok uzun bence.
Ozan Dur: Hocam ben sizden seçmeli ders olarak Farsça dersi aldım. Haftada ders saatimiz çok değildi diye hatırlıyorum. Dersten sonra sürekli okumalar yapmaya ve yeni kelimeler öğrenmeye çalışırdım. Bir yılda haftada 2-4 saat arasında bir ders süresinde Farsça olarak sizden çok şey öğrendim. Farsçanın seçmeli ders olarak, ders saati hakkında neler düşünürsünüz Sayın Hocam?
Ümran Ay: Sevgili Ozan sizin Farsça aldığınız yıl herhalde benim de Farsça eğitmenliğinde birinci ya da ikinci yılımdı. En hızlı ders anlattığım yıllar. Şimdi öğrenciler durduruyorlar, aman hocam çok hızlı gidiyorsunuz diyeJ. Evet haftada 3 saat idi dersimiz. Bir dönemde 15 hafta desek ortalama 45 saat dönem başına dersimiz varmış demek ki. Tabii ki yabancı dil öğrenmek için bu süre çok az. Farsçanın Türkçeye cümle kuruluşu bakımından benzerliği, kelime hazinesinin ortak olması bizim hızlı öğrenmemizi sağlıyordu. 45 saate rağmen bütün gramer konularını birinci dönemde bitirip ikinci dönem basit metinler okumaya geçiyorduk. Metin okuturken öğrencilerin daha iyi kavradığını görüyordum zira. Üniversitelerimizin sosyal bilimler alanlarındaki bölümlerinde başta Osmanlı Türkçesi olmak üzere özellikle kültürel ve siyasal bakımdan ilişki halinde olduğumuz milletlerin / coğrafyaların dilleri öğretilmeli, seçmeli olarak verilmeli diye düşünüyorum. Türk Dili ve Edebiyatı, Tarih ve Coğrafya bölümlerinde seçmeli olarak Rumca, Ermenice, Farsça, Arapça, Rusça, Yunanca, Bulgarca, Almanca, İspanyolca, İtalyanca gibi derslerin verilmesi öğrencilerimizin bu milletlerin arşivlerini de birinci elden okumalarına imkân sağlar.
Ozan Dur: Hocam Türkiye’de Farsça eğitiminin önceki dönemleri ile şu an ki dönemlerini kıyaslarsanız, bize neler söyleyebilirsiniz?
Ümran Ay: Bugün ülkemizde YÖK’ün sitesine bakarsanız 8 ayrı üniversitede lisans düzeyinde Fars Dili ve Edebiyatı eğitimi verildiğini görürsünüz. İran’da lisans seviyesinde bir tane bile doğru dürüst Türk Dili ve Edebiyatı eğitimi veren üniversite olmadığını dikkate alırsak bu rakam çok iyi bir rakam. İran’da bulunduğum 2010-2012 yılları arasında Tahran Üniversitesi’nde lisans seviyesinde Türk Dili ve Edebiyatı bölümü kurulması için konsolosluğun desteğiyle bir rapor dosya hazırlamıştım hem Farsça hem Türkçe olarak yaklaşık 100 sayfa. Muhtemelen bize tamam dediler, ama rafa kaldırdılar. Akıbetini bilemiyorum. Onu takip etmek de üst mercilerin vazifesi. Sorunuzdaki “önceki dönem”den kastınız Osmanlı dönemi ise mukayese bile götürmez. Osmanlı dönemi sadece Farsçada değil hem Arapçada hem de 19. yüzyılda düzenli hale gelen Fransızca eğitiminde de çok iyi idi. Zira bu dillerdeki eğitimler mükemmel seviyede idi ki bu dillere ait bilimsel eserler, tercüme ve şerhler, Osmanlı medreselerinde ana dilinden okutuluyordu.
Ozan Dur: Hocam siz lisans ikinci sınıfta iken ben doğmuşum. Ben lisans ikinci sınıfta iken sizden Farsça dersi almaya başlamıştım. İlginç bir tevafuk olmuş Hocam. Sizin eğitim aldığınız dönemdeki üniversite ortamından bahsedebilir miyiz? Türk dili edebiyatı dersi alırken başka hangi diller vardı ve bu süreçten de bahsedebilir misiniz Hocam?
Ümran Ay: Bizim dönemimizde sadece Farsça vardı yabancı dil olarak. Biz de sadece bir dönem haftada 2 saat zorunlu seçmeli olarak Farsça aldık. Hocamız iyiydi ama tabi kalıcı olmadı maalesef. Dili kullanmadığınızda unutup gidiyorsunuz, bilgileriniz köreliyor zamanla.
Yüksek lisans ve doktorada Orhan Bilgin hocamızdan Farsça dersi aldık. O derslerimiz de oldukça verimli geçerdi. Farsçaya ilgimiz de aslında böyle böyle başladı.
Ozan Dur: Farsça ve Türkçe ortak bir tarihi geçmişe sahip Hocam. İran’da Türkçe yazanlar bulunurken, Osmanlıda Farsça yazanlar bulunuyor. Osmanlıyı besleyen üç tasavvuf şairi Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler yazıyorlar. Enderun’da da bu iki dil öğretiliyor. Edebiyat kısmında Türkçe ve Farsça ilişkilerine dair karşılaştığınız ilginç bilgiler var mıydı Hocam?
Ümran Ay: Söylediğin gibi her iki dilin geçmişi, kültürel ortaklığı çok uzun yıllara dayanıyor. İran’da Mevlânâ’nın Mesnevî’si, Hafız Divanı ve Sadî’nin Gülistan ve Bostan’ı bugünde çok alaka gösterilen kıymetli eserler. Bizim de Fars edebiyatından ilk üç eser nedir desek, eminim bu eserler ilk sırada yer alır. Osmanlıda Şehnamecilik geleneği, Mesnevîhanlık müessesesi, Mevlevilik, Sadî’nin eserleri, Attar’ın Pendname’si, Molla Cami’nin eserleri bizim özelde klasik edebiyatımızı genelde de bütün Türk edebiyatını bir şekilde besleyen eserler diye düşünüyorum. Orada Tahran Üniversitesi’nde Fars Dili ve Edebiyatı bölümünde misafir olarak bazı derslere katılma imkânı bulmuştum. Hafız’ı Bosnalı Sûdî Şerhi’nden (Türkçe bir eserdir), Mevlânâ’yı Reynold Nicholson (İngilizceden Farsçaya tercümedir) şerhinden okuduklarını görünce şaşırmıştım. Hiç tarafgirliğe düşmeden hocaların talebeye en iyiyi sunma çabaları takdire şayandı doğrusu.
Ozan Dur: Hocam klasik dönem Türk edebiyatçıları arasında Farsçanın kullanımı ve önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Ümran Ay: Klasik dönem Türk edebiyatçıları, şair ve yazarlarımız hatta şair ve yazar olmayan diğer meslek gruplarında olan kimseler dahi daha önce belirttiğim gibi çocuk yaşlardan itibaren iyi bir Farsça ve Arapça eğitimi aldıkları için eserlerinde zengin bir dil kullanabiliyorlardı. Artık Anadolu sahasına girmiş ve halkın diline yerleşmiş doğu ve batı kökenli kelimelere Türkçeleşmiş gözüyle bakılıyordu. Osmanlının dili çok geniş bir kültür coğrafyasını adeta çağlayan gibi besleyen bir dildi. İkram, davet, kervan, dolap, sevda, hürriyet, milliyet, akıl, fikir, gazete, iskele, menü, liste gibi kelimeler nereden gelmiş olursa olsun bizim dilimiz, zenginliğimiz sayılıyordu. Bundan daha doğal bir sonuç da olamazdı zaten.
Ozan Dur: Hocam Türkçe ve Osmanlıcayı anlamak için de Farsça bilmek gerekiyor. Günümüz Türkçesini daha iyi anlamak için Farsça öğrenmek güzel olur diye düşünüyorum. Farsçanın Türkçenin anlaşılmasındaki rolüne değinebilir misiniz?
Ümran Ay: Kısaca şöyle ifade edelim. Bugün Arapça, Farsça, İngilizce, Almanca vs. dillerini akademik düzeyde öğrenmeye, artık YDS sınavlarına hazırlanırken ömrümüzün birkaç yılını yabancı dil kitapları başında geçirmeye gerek yok diye düşünüyorum. Artık chat GPT denilen uygulama, yapay zekâ çözümleri ve çok yakın geleceğin teknolojisi kelimeler sizin ağzınızdan çıkmadan neredeyse telaffuzuyla birlikte karşı tarafa aktarıyor, yani iletişim için elzem değil. Ancak yabancı dil eğitimi, yabancı bir dili bilmek o dilde kitaplar okumak bundan sonra günlük zaruri ihtiyaçlar için değil de kişinin zevk için başka kültürlerle tanışmak, edebi eserlerini okumak, o kültürlerin sanatını, müziğini vs. tanımak için eğer isterse ilgileneceği bir alan haline geldi.
Farsçanın Türkçenin anlaşılmasındaki rolü demeyelim de Türkçenin zenginliğindeki rolü diyelim, daha isabetli olur. Zira yüzlerce yıldır aynı dinin mensuplarıyız. Bu çok önemli bir ortaklık. Diğer yandan Farslar Büyük Selçukluların ve Türkler de Büyük Selçuklular da dahil Türkistan’dan Anadolu’ya oradan Belgrad kapılarına kadar giden bir ırkın ahfadı. Bu coğrafyada ortaklığımız çok fazla. Karşılıklı etkileşim de o nispette fazla. Biz hiçbir zaman Farslaşmadık ama Türkçemizi bir imparatorluk bakiyesi olarak başta Arapça ve Farsça olmak üzere irtibat halinde olduğumuz bütün medeniyetlerin dilleriyle zenginleştirdik.
Ozan Dur: Hocam bu röportajın son sorusu olarak Gençlerimize neler tavsiye edersiniz. Farsça ve dil öğrenimi hakkındaki önerilerinizi dinlemek isteriz.
Ümran Ay: Hocalarımızın bize tavsiyelerini onlara tekrarlamak en iyisi olur sanırım. Samimiyetle, istikrarla hedefleri ve idealleri doğrultusunda ilerlemeye çalışmak yapabileceğimizin en iyisi. Dil öğrenmekten korkmasınlar. İngilizceden istediğim notu alamayınca o yıllarda hayal kırıklığı olmuştu bende, galiba hiçbir yabancı dili öğrenemeyeceğim diye. Çok şükür Farsça imdadıma yetişti, o korkumu yendim. Arkadaşlarımızın da muhakkak yaktın oldukları bir yabancı dil vardır. Arayıp bulmalarını tavsiye ederim. “Bulanlar sadece arayanlardır” diyor bir sufî sözü.
Bir de üç selim sahibi olmayı hiç unutmamalarını öneririm. Rahmetli Haluk Dursun hocamızın dediği gibi akl-ı selim, kalb-i selim, zevk-i selim sahibi olmak /olabilmek mürüvvetlerin en güzeli. İnşallah bu mürüvvete ermiş olarak emaneti taşıyalım son nefesimize kadar.
Ozan Dur
Yorum Yaz