İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Kalenin Kökenleri
Erzurum kalesi zamanın Bizans İmparatoru II.Theodosios’un talimatıyla, doğudan gelecek Sasani tehlikesine karşı Bizans ve Sasani sınırlarına yakın yerde ovaya bakan bir yüksek tepe üzerine kurulmuştur. Kalenin ismi Bizans İmparatoru II.Theodosios ithaf en Theodosiopolis olarak belirlendi. Bu kalenin inşa ediliş tarihi tam olarak kesinlik görmüş olmasa da genel olarak 415,421 ve 422 olarak ele alınabilir.
Kalenin Tarihi
Kale zamanla bölgenin merkez üssü haline gelmiş, Romanın yayılışı ve etkisini artırması merkez olarak kabul etiğimiz kale üzerinden yayılmaya başladı. Kale 6. yüzyıl başlangıcına kadar Bizans İmparatorluğunun elindeydi. Daha sonra bu merkezi kale Sasani İmparatorluğunun birinci hedefi haline geldi. Zamanla kale el değiştirmeye başlamış ilk etapta 502’de Sasanilerin mücadelesi ile el değiştirdi. Ardından 504 yıllında Bizans tarafından tekrar geri alındı. Bu süreç sonrasında 26 yıllık bir barış süreci gerçekleşirken Sasani İmparatorluğu Bizans topraklarına tekrar saldırıda bulundu. Kısa sürede olsa Sasaniler Bizans topraklarının belli kısmını ele geçirdi. 591 yılında iki imparatorluk arasında antlaşma imzalandı. Aras Vadisi iki imparatorluğun sınırı olarak kabul edildi. İleriki zamanlarda Sasani İmparatorluğu saldırılarda bulunmuş olsa da 642 yılında Sasani İmparatorluğunun yok oluşundan sonra bu bölge Bizans ve Arap mücadelesi ile karşımıza çıkıyor. Bu mücadele de Araplar 643 yılında Erzurum kalesini ve çevresini ele geçirmek isteseler de asıl hakimiyet yılları 653’te mümkün olmuştur. Bizans İmparatorluğunun karşısında Erzurum’u fetih eden Arap komutanı “Habib Bin Mesmele” olmuştur. Belli bir kesim direniş gösterse de şehir Araplara teslim edildi. Araplar yaklaşık 300 yıl boyunca kaleye hâkim oldular. Hakimiyet dönemlerinde kaleye “Kalikala” ismini verdiler. 949 yılına geldiğimizde Arapların kaleyi kesin olarak kaybetmesinin ardından Erzurum zamanla Bizans İmparatorluğunun bir eyaletinin merkezi haline geliyor. Bu süre boyunca Bizans, Erzurum ve çevresini kendi himayesinde tutmayı başarmış lakin 1040 yılında Türk varlığı Bizans İmparatorluğunun korkulu rüyası olmaya başlamıştır. 1048 yıllında Büyük Selçuklu komutanı İbrahim Yınal “Erzen” şehrini fetih ettikten sonra şehir halkı Erzurum Kalesine sığındı ve kale etrafında güvenlik önlemleri artırıldı. Zamanla Erzurum kalesi Erzen ismi ile anılmaya başlandı. Bu kalenin Erzurum şehrine kattığı kültürel ve fiziki yapılara değinmek şehri tanımak için bizlere kolaylık sağlayacaktır.
Günümüzde Kale
Kalenin fiziki yapılış tarzı doğu ve batı şeklinde yön alan dikdörtgen bir konuma sahiptir. Kale duvarları belli yerlerde uzun ve dayanıklı kolonlarla destek görmüştür. Kale sürekli el değiştirdiği için sürekli onarım gördüğü gözle görünür bir şekilde önümüze çıkmaktadır. Güneybatı köşesinde kitabeler bulunmuştur. Bu kitabeler “kûfi” yazılardır. Arap yazısında dik sert ve köşeli çizgilerle yazılan bir yazı biçimi olarak bilinir. Kale içerisinde Tepsi Minare (Erzurum Saat Kulesi) kesik minare olarak isimlendirilen yapı yer almaktadır. Bu yapılar Erzurum’un en eski yapıları olarak tarihi açıdan bizlere büyük yön göstermektedir. Erzurum Kalesi üç ana temel üzerine inşa edilmiştir. Dış sur, İç sur ve Orta sur olarak yükselmiştir. Şu an günümüzde bulunan “Tebriz kapı” , Gürcü kapı” ve “Erzincan kapı” bu surlar üzerinden açılmıştır. Günümüzde Erzurum kalesinde Kale mescidi görünür bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. “Gürsoy Solmaz; Orta Çağda Erzurum Kalesi adlı makalesinde belirtiği Erzurum Kalesi’nin kitabeleri bize kadar gelseydi, kale tarihinin birçok kör düğümü çözülürdü.” Bu söz bize kale gizeminin tam anlamıyla çözüme kavuşmadığını gösteriyor.
Kaynakça
[1] Gürsoy Solmaz, Ortaçağda Erzurum Kalesi, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı/12, Erzurum,1999, s.248.
[2] Murat Küçükuğurlu, Erzurum Tarihi, Ankara, 2025, s.5-6.
[3] Savaş Eğilmez, Erzurum ve Çevresinin Ortaçağ Boyunca Tarihi Coğrafyası, Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi, Erzurum 2004 , s.39-45.
Canpolat Çoban
Yorum Yaz