PROTESTAN AHLAKI VE KAPİTALİZMİN RUHU’NA KISA BİR ÖZET

0

Geliştirilen fikir düzenlerinin arka planına inşa edilen teolojik boyut olmadıkça bu fikrin ilerlemesi mümkün olmayacaktır. Çünkü kadim zamanlardan bu yana insanlar en değerli olarak gördükleri şeyi inançları olarak belirlemişlerdir. Bu durum modern zamanlar için de geçerli bir olgudur. İşte bu anlatılan teolojik arka plan inşa etme meselesini Max Weber kapitalizm adına Protestanlığı koyarak inşa etmiştir. Benjamin Franklin’den yaptığı alıntıların ardına ona bir dinsel arka plan, teolojik bir boyut kazandırarak bir nevi kapitalizmin meşrulaşmasına zemin hazırlamıştır.

İlk olarak kapitalizmin temel özelliklerini ortaya koymuştur. Akılcılık ilkesi temelinden yola çıkarak iktisadi yapının bu kalkış noktasından hareket ettiğini belirtmiştir. Tabi kitabın esas meselesi kapitalizm ile beraber gelen yüksek çalışma temposunun Hıristiyanlık içerisindeki mezheplerdeki çalışma fikriyle birebir bağlantılı olduğunu vurgulamasıdır. Ortaçağ boyunca kendi ekmeğini temin etme şeklinde ilerleyen çalışma fikri, Protestanlık mezheplerinin fikri gelişimiyle farklı bir noktaya gelmiş artık Tanrı’yı razı etme manasında toplumsal alanda ona nasip edilen mesleği en iyi şekilde yerine getirme fikri hakim olmuştur. Yani artık ekmekten fazlası vardır insanlar için. Meselenin ilk noktası kişinin içerisinde bulunduğu mesleğin Tanrı tarafından nasip edildiğine, bunun kaderi olduğuna inanmasıdır. Daha sonrasında yapması gereken şey Tanrı’yı razı ve memnun etmek adına bulunduğu işte, meslekte en iyi olmaya çabalamaktır.

Bu geçişin en önemli köşe taşlarından birisi, Ortaçağ çileciliğinin şekil değiştirerek hala dinsel bir mahiyette olmasına karşın, form değiştirmesiyle mümkün olmuştur. Önceleri halvete çekilmek arzu edilen, yapılması güzel olan bir amel iken daha sonraları bu fikrin yerine kiliseye çekilmektense iş hayatında, mesleğini yerine getirirken dikkatli, düzgün bir şekilde gerçekleştirmek daha uygun görülmüştür. Bir bakıma burada Tanrı’nın buyruklarını sosyal alanda da hakim kılma arzusu vardır. Bu hakimiyeti sağlamak adına alınan yani Tanrı tarafından nasip edilen işi, mesleği en güzel şekilde yerine getirmek önemli bir husus olmuştur. Bu noktada çileci Protestan mezheplerinin rolü büyüktür. Artık halvet değil toplumsal alanda nasip edilen mesleğe rıza ve ona kıymet vermek gerekiyordu.

Doğal olarak bu çalışma fikrinden doğan atmosferde kapitalizm gelişme imkanı bulacak ve geliştikçe gelişecekti. İşte Weber’in ortaya koyduğu meselede burada açığa çıkıyor tam olarak. Kapitalizm böyle bir havayı kaçırmayarak veyahut direk Protestanlık kapitalizmi doğurarak dünyayı yöneten kapitalizm çarklarını doğurmuş oldu. Kapitalizmin ortaya çıkmasında Protestanlığın etkisi, temel etki olmasıdır Weber’e göre.

Artık çalışma ilahi bir çağrının ardına düşen insanlar için Tanrı’yı razı etmenin yolu olmuştur. Düşük ücretlide olsa Tanrı’nın ona nasip ettiği kadere razı olarak çalışmaya devam etmesi ve bu çalışmayı bir ibadet gerçekleştiriyormuş gibi yapması lazım gelirdi.

Bir Hıristiyan’ın dünyevi işleriyle ve yaşam tarzıyla sınava tabi olması fikri olan Kalvinizm, Protestanlığın çileci mezheplerinden birisidir. Ve ciddi anlamda kapitalizmin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Tabi bu fikirler ortaya çıkarken kapitalizmi ortaya koyalım diye çıkmıyor. Bu fikirlerin tarihsel süreç bağlamında teolojik olarak oturdukları bir yer var. Weber tam olarak bu teolojik tarihi sürece atıfta bulunarak fikrini inşa ediyor. Bu fikirler bir şekilde ortaya çıktı daha sonra bunların özellikleri doğal olarak insanların çalışma fikrinden, meslek fikrine meslek fikrinden kader fikrine kadar onları etkiledi. Bu etkileyiş onları kiliseden sokağa çıkardı. Ve bu çıkış onların fabrikayı kutsal gördükleri bir atmosfere itti. Çünkü dışarıda çalışma hayatı vardı. Onlardan beklenen çalışma hayatlarında başarılı olarak, hayatlarını Tanrı’ya adamalarıydı.

Tüm bu şartların ardına Max Weber’in savunduğu nokta yaşanılan bu dinsel, teolojik gelişmelerin kapitalizme ışık tutması daha doğrusu kapitalizmin ruhunu teşkil etmeleridir.

Hüseyin Nuri ŞİŞMAN

Leave A Reply