MEDENİYET VE MODERNİZM ÜZERİNE BİR DENEME-2

0

Bir önceki yazımızda Jakoben bir tavırla; dayatmacı ve tepeden inmeci bir şekilde topluma hariçten ithal yolla giydirilmeye çalışan medeniyet anlayışından bahisle, insanoğlunun bütün yapıp etmelerinde ister küçük ister büyük; ister dar bir çerçevede ister geniş bir çerçevede hayat telakkisine bağlı bir felsefe algısının varlığından bahsettik.

İnşallah bugün bu satırlarda toplumun hayat telakkisinin merkezi mahiyetindeki modernizm karabulutu ile ortaya çıkan manzaralardan birkaç örnek zikredilecektir.

Malumunuz çınar ağacı gösterişi, ihtişamı ve azameti ile yıllara ve hatta yüzyıllara meydan okumaktadır. Kimi çınar ağaçlarının bin yıl kadar yaşadığından bahsedilmektedir. Kiminin ise gövde çevresinin uzunluğu 10 metreye kadar çıkmaktadır. Çınar ağacının bu denli uzun yıllar ayakta kalmasını sivrisinekler gibi çevre koşullarına ani hava değişimlerine ve diğer ekstrem ya da olağan değişikliklere çabuk entegre olabilmesi ile açıklanabilir. Fakat, heybetli çınarların yıllara meydana okumasında kök sürgününü de unutmamak gerekir. Buzdağı gibi görünenden daha fazlası toprağın altındadır. Bu sayede ‘ayağını yere sağlam basmakta’dır. Sadece çınar değil bitkiler ailesinin en küçük otcuğundan en ihtişamlı ağacına kadar hepsinin çapına göre toprağın derinliklerine saldığı kök sürgünü mevcuttur…

Günlük yaşamımızı kolaylaştıran alet edevattan komplike teknoloji harikası ürünlere kadar birçok nesneyi inceleme imkânı bulduğumuzda de açıkça görebiliriz ki: ancak mevcudun üzerine yeni bir şey inşa edilebileceği ya da yeni bir şey keşfedilebileceği kolayca anlaşılabilmektedir. Zaten mevcudu bilmeden yeni bir şey ortaya koyduğunu iddia etmek klinik şizofrenik bir vakadır. İnsanoğlunun mazi hal istikbal çerçevesinde, somut olan; bir medeniyetin ancak ve ancak ürünü olabilecek kıymete sahip objelerde bu durumu görmek daha kolaydır. Ancak, söz konusu mücerret yani soyut kavramlar olduğunda ise taban tabana zıt örnekler karşımıza çıkmaktadır. Bu minvalde kendini çağdaş bir birey olarak tanımlayan vatandaşımız dedi ki:

Ben eski kelimelerle şiir yazmayı sevmiyorum. Yeni kelimeler kullanıyorum. Onlar benim zihnimde gericilik çağrışımı yapmakta ve bu yüzden köhne kelimelerden ziyade şiir denemelerimde yeni kelimelere daha çok yer veriyorum.

Söz konusu örneğe bakıldığında anlaşılması güç bir meselenin ortada olduğu aşikârdır. Efendim, Eski kelime ne demek?.. Kelimenin eskisi yenisi mi olur?.. Ne yani; insanlar bin yıl önce ekmek yerine at arabası kelimesini mi kullanıyordu. Ya da sadece insanlığın değil canlılık belirtisi olan bütün mahlukatın yaşamı için zorunlu olan ‘su’ kelimesi yerine başka bir kelime bulunması mı gerekecektir! Eee.. Tabi modernizm ile birçok ezber bozuldu. Kırk yıllık kâni bu bayağılık içerisinde yaniden öteye gidemeyecek anlaşılan… Hal böyle olunca – bugün tüm dünyayı saran bayağılık gibi- zahidimiz, üstadca ve kalemşör bir tavırla kelimeleri de yan yana getirmekle şiir yazdığını zannetmektedir. Modernizmin bize dayattığı birey algısının oluşturduğu zihin yapısı anlayışı içinde kuralsızlığı kural edinen dadaist bir tavırla şiirlerini serbest vezin ile yazdığı tezini savunmaktadır. Serbest olduğu doğrudur, ancak ortada veznin esamesi okunmamaktadır. Unutulmamalıdır ki usul asla mukaddemdir. Yani usul asıldan önce gelmektedir. Liberalizm’in put kavramlarından biri olan birey kelimesinin tezahürünü apaçık bir şekilde burada görmek mümkündür. Her kafadan bir ses çıkmaktadır. Eline kalemi alan kendini şair zannetmektedir… Maalesef, ortaya çıkan ürün sadece ve sadece şiircik bile olamamakta ancak şiirimsi bir hüvüyete bürünmektedir. O halde fakirin nazarına mülhem kaynak olarak Bağdatlı Ruhi üstadımızı konuşturduğumuzda hal-i pür melâlimize ışık yakacağı kanaatindeyim.

Gör zâhidi kim sâhib-i irşâd olayım der
Dün mektebe vardı bugün üstâd olayım der.

*İğne zat-ı âlinize, çuvaldızı fakire…

Muhtelif örneklerden anlaşılacağı üzere iddia sahibi bir milletin söyleyecek bir sözünün olması için gelenekle arasında kopukluğun olmaması gerekmemektedir. Tarihi ile barışık bir şekilde geçmişte yaşanan acı tatlı olaylardan ders çıkarmak gerekmektedir. Gelenekle arasında bağın kurulması demek hamasî kuru lâkırdı manasına gelmemelidir. Bir çınar için kökleri ne ise toplum için tarihi de aynı kıymettedir. Düşünce sistemimiz, kendisinden dert yandığımız anlayıştan kurtulduğu zaman mantık ilmine aykırı sözler sarf edilmeyecektir.

Velhasıl otomobili ile güvenli bir şekilde menziline varmayı hedefleyen bir sürücü gibi tarihimiz olan sağ/sol ve dikiz aynalarını gerektiğinde kullanılmalıdır. Güvenli bir sürüş için gerekli olan budur. Sürekli aynalara bakarak yoluna devam eden sürücü de kaza tehdidi altındadır. Hiç aynalara bakmadan yoluna devam etmek isteyen sürücü de kaza tehdidi altındadır. Aynalarını ölçülü ve gerektiğinde kullanan sürücü artık hedefine/menziline odaklanmış bir şekilde ayağı yere sağlam basar hale gelecektir.

Mücahit Bayram IŞIK

About Author

Mücahit Bayram IŞIK

ULUSLARARASI İLİŞKİLER Sanat muhibi/Asyalı mubayi624@gmail.com

Leave A Reply