İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu

Görsel 1: İstanbul Ansiklopedisi, Netflix
Netflix’te yayımlanan altı bölümlük “İstanbul Ansiklopedisi” dizisi, genç bir üniversite öğrencisi olan Zehra’nın İstanbul’a gelişiyle başlayan içsel arayışını, kimlik sorgulamalarını ve şehrin çok katmanlı atmosferinde sürüklendiği tecrübeleri konu edinmektedir. Dizi, Reşat Ekrem Koçu’nun meşhur İstanbul Ansiklopedisi’nden esinle, her bölümde İstanbul’un farklı semtlerini merkez alarak karakterlerin iç dünyalarını yansıtan bir kurgu oluşturmaktadır. Mekânla insan arasındaki ilişkiyi bireysel hikâyeler üzerinden anlatırken, modern şehir yaşamının birey üzerinde nasıl bir etki bıraktığını da tartışmaya açar. Ancak dizinin en dikkat çekici yanı, Zehra karakteri üzerinden şekillenen kimlik krizinin seyirciye sunuluş biçimidir. Bu yazıda, İstanbul’a üniversite okumak için gelen bir gencin yaşadığı dönüşüm süreci alternatif bir perspektifle değerlendirilecek, dizinin eksik bıraktığı yönler Müslümanca bir anlayış çerçevesinde yeniden tartışılacaktır.
Zehra, İstanbul’a taşındığında kendi kökleriyle, dini ve kültürel geçmişiyle teması gittikçe zayıflayan bir genç kadın olarak resmedilmektedir. Annesinin nizalı olduğu Nesrin’in yanına gizlice yerleşen Zehra ile bu kadının yaşam öyküsündeki benzerlikler dikkat çekmektedir. Başörtüsünü bazen bir sembol, bazen bir yük, kimi zaman da bir dayanışma göstergesi olarak taşıdığı ima edilen Zehra’nın, aslında kendi iç yolculuğunda oldukça parçalı bir zeminde ilerlediği görülür. Kimliğini şekillendirecek sabitelerden uzak bir genç kadın portresi çizilir. Başörtülü ve başörtüsüz şekilde çektirdiği vesikalık fotoğraflar, sadece bir estetik tercih değil, aynı zamanda bir kimlik bunalımının somut yansımasıdır. Zehra, nüfus müdürlüğünde vereceği fotoğraf üzerinden içsel bir çatışma yaşar; çünkü artık bir karar verme noktasına gelmiştir: Ya geçmişin taşıyıcısı olan annesinden, çevresinden tevarüs ettiği kimlik ile devam edecek ya da yeni bir şehirde, yeni bir kimlik inşa edecektir.

Görsel 2: İstanbul Ansiklopedisi Web Sitesi.
Dizinin merkezindeki bu kimlik tartışması, İslâmi değerler üzerinden bir alternatif düşünmeyi gerekli kılar. İstanbul, sadece coğrafi olarak değil, kültürel ve dini olarak da derin bir birikimi içinde barındıran bir şehirdir. Anadolu’dan İstanbul’a okumak için gelen bir üniversite öğrencisi, şehrin sunduğu imkanlar çerçevesinde kimliğini gerçekleştirebilme fırsatına sahiptir. Ailesinden ya da çevresinden aldığı İslâmi terbiyeyi yalnızca bir gelenek olarak değil, yaşanabilir ve sahih bir dünya görüşü olarak içselleştiren bir genç için İstanbul, manevi gelişimin, kültürel zenginliğin ve entelektüel derinliğin imkanlarını barındırır.

Görsel 3: Zehra Karakteri, Netflix
Bu noktada, İstanbul Ansiklopedisi dizisinde anlatılan hikâyeye alternatif bir rol model önerisi geliştirilebilir. Bir üniversite öğrencisinin kim olduğunu, ne yapmak istediğini ve hangi değerler etrafında hayatını şekillendireceğini sorguladığı bu süreçte, sağlam bir inanç ve itikad zeminine sahip olmak büyük bir avantajdır. Pergel metaforuyla düşünecek olursak, bir ayağını güçlü bir imana dayandıran genç birey, diğer ayağıyla İstanbul’un farklı kültürel havzalarına savrulmadan temas ederek entelektüel ve ahlaki gelişimini sürdürebilir. Bu farkındalık, bireyi yalnızca bilgi sahibi kılmaz; aynı zamanda doğru ve yanlış arasında istikamet tayin eden, adalet ve hakikati gözeten bir bilince ulaştırır. Böylelikle genç birey Müslümanca bir yaşayış ve düşünüş çerçevesinde kendisini çevresini imar ve ihya etme gayretine sahip olacaktır. Örnek bir birey olma sorumluluğunun farkında olan bu genç, hali ve sözüyle İslâmi ilke ve prensipleri uygulama ve salık verme hususlarında aktif bir rol üstlenecektir. Bu misyonun verdiği özgüven ile Hakk’ın ve sabrın, iyinin ve güzelin yayılması; kötülük, fenalık ve aşırılıktan alıkoyulması sorumluluklarının farkında olacaktır.
Zehra karakteri ise bu potansiyelden uzak bir portre çizmektedir. Genç kadın, yeni bir düzen kurduğu bu şehirde yargılanmaktan, etiketlenmekten korkmaktadır. Çevresindeki insanların bakışlarını üzerine çekmekten imtina etmektedir. Tiyatro sahnesinde kurduğu tiradında, “Herkes kadar görünmek istiyorum ama hangi toprakta yetişeceğimi bilemiyorum” diyerek bir belirsizliğin, kararsızlığın ve içsel bir boşluğun izlerini sunar. Kendisini yalnızca “ben yine benim, Zehra” ifadesiyle tanımlar; oysa şahsiyet inşası, yalnızca geçmişe değil, geleceğe dair ideallere de sahip olmayı gerektirir. Dizide Özlem Hoca gibi “Aydın, seküler, modern” kimliklerin vücut bulduğu akademisyen Özlem Hoca karakterinin idealize edilmesi ve başörtüsünün bu akademik başarıyla bağdaşmadığı iması da mevcut toplumsal ön yargıları yeniden üretmektedir. “Özlem Hoca'yı başörtülü düşünemiyor musunuz?” sorusu, görünürde özgürlükçü ama gerçekte dışlayıcı olan laik-seküler bakış açısını alenileştirmektedir.

Görsel 4: Tiyatro Kulübünde, Netflix.
"İçinizdeki İslâm'ı gösterin. Çünkü İslâm, sizin üzerinizde görünmek ister. İman gizlidir, İslâm açık. İman kalptedir, İslâm zahirde." der Rasim Özdenören. Müslüman bir gencin rol modeli, inandığı gibi yaşayan, inancını toplum içinde saklamayan ve bulunduğu her ortamda örnek olmaya çalışan bir şahsiyet olmalıdır. Üniversite hayatı, sadece meslek kazanılan bir dönem değil, aynı zamanda dünya görüşünün şekillendiği, kişiliğin oturduğu bir süreçtir. Bu süreçte bir genç, bulunduğu çevreyi dönüştürmekle sorumludur. Kendisini hayra çağıran, hakkı tavsiye eden, sabrı öğütleyen bir kimlik içinde konumlandırmalıdır. “Ne derler acaba?” sorusunun putlaştırıldığı bir çağda, İsmet Özel’in ifadelerine yer vermek yerinde olacaktır: “Ne derler acaba diye kahrolası bir put vardır. Yani el ne der sözü sizde Allah'ın emirlerinin üstüne geçiyorsa sizin kaybedecek başka bir şeyiniz kalmamıştır.”

Görsel 5: Zehra Karakterinin Kimlik Gerilimi, Netflix.
Dizide anlatılan üniversite yaşamı, dans kulübü etkinlikleri, tiyatro provaları gibi sahnelerle şekillenirken, aslında gençlerin ailelerinden devraldıkları değerlerle olan mesafeleri ve içsel çatışmaları da gözler önüne serilir. Ancak bu çatışmaların çözümüne dair ahlaki ve metafizik bir yönelim sunulmaması, dizinin önemli bir eksikliği olarak not edilmelidir. Modern bireyin parçalı kimliğiyle yüzleşmesi, yalnızca travmalarla değil, aynı zamanda inançla da mümkündür. Zehra’nın yaşadığı kimlik bunalımı, doğru rehberliklerle İslâmi bir bilinçle aşılabilecek bir hususken dizide bu yönelimin göz ardı edildiği görülmektedir.
Dizi boyunca iki farklı mekânın, İstanbul ve Amasya’nın karşılaştırılması da anlamlıdır. Zehra ve Nesrin’in anneannenin vefatıyla birlikte Amasya’ya dönüşü, kırsaldan kopan bireylerin geçmişleriyle yüzleşmesini konu edinir. Ancak bu yüzleşme de yüzeysel bir çözülme ile sınırlı kalır. Nesrin’in Fransa’ya giderken ardında bir Nesrin’i bırakması, dizinin kimlik inşasını parçalı ve geçici olarak ele aldığının bir göstergesidir.

Görsel 6: Zehra ve Nesrin Karakterleri Amasya'da, Netflix.
Reşat Ekrem Koçu’nun hazırlamış olduğu İstanbul Ansiklopedisi hakkında merak uyandırması dizinin olumlu yanlarından biridir. İstanbul’da yaşayan ve tecrübelerini mekân ile irtibatlandırarak şehrin ruhunu yakalamak isteyen herkes için Koçu’nun Ansiklopedisi incelemeye değer bulunmaktadır. Mekanlara işlenmiş olan hatıraların kayıt altına alınması bu şehirde elde edilen tecrübeleri daha kıymetli hale getirmektedir. Özellikle şehir hayatına uyum sağlayabilme sürecinin ilk merhalesi olan öğrencilik yıllarında günlük tutma, ansiklopediden istifade etme, İstanbul’un çok katmanlı yapısını tecrübe ederek kendi inanç ve kimlik haritasını derinleştirme, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu şehrin kültürel ve tarihi atmosferini derinden teneffüs etme gayretleri bir Müslüman genç açısından oldukça kıymetli görülmektedir.

Görsel 7: Reşat Ekrem Koçu, Salt Galata
Dizinin eleştirilecek yönlerinden biri ise çok sayıda bireysel ve toplumsal meselenin birbirine eklemlenerek izleyiciye adeta boca edilmesidir. Seyirciye düşünme ve yorum yapma alanı bırakmayan bu tarz, postmodern kurguların eleştiriye açık yanlarından biridir. İçinde bulunduğumuz post-modern durumda farklı kimliklerin iç içe girmiş olduğu bilinen bir gerçek iken yönetmen dizide kurgunun dikkat çekici olması hedefiyle mezkûr ilişkileri daha çatışmacı ve yalıtkan bir şekilde resmetmeyi tercih etmiştir.
Sonuç olarak, İstanbul Ansiklopedisi dizisi, bireysel arayışları ve kimlik bunalımlarını sahneye taşıyan bir yapım olarak izleyiciyi çeşitli gerilim hatları üzerine düşünmeye sevk etmektedir. Müslüman gencin yaşaması gereken entelektüel ve ahlaki gelişim süreci, kimlik meseleleri de bunlardan bazılarıdır. Alternatif olarak önerilen İslâmi perspektif, gençliğin kimlik inşasında yalnızca içsel bir denge değil, toplumsal bir sorumluluk da taşımaktadır. İstanbul’un sunduğu kültürel ve manevi derinlik, inançla temas ettiğinde gerçek anlamını bulacaktır.
Furkan EMİROĞLU
Yorum Yaz