KISACA LATİN AMERİKA VE KARAYİPLER – 4

0

Türkiye – Latin Amerika ve Karayipler İlişkisi

Latin Amerika ile ilk ilişkilerimiz 19. yüzyıla dayanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesinden evvel bölgeye Osmanlı pasaportu ile göç eden Osmanlı vatandaşları kıta halkı tarafından “los turcos” olarak adlandırılmış. O zamanlar bölge ülkeleri ile aramızdaki diplomatik ve elçilik faaliyetleri başlamış oldu. Türkiye Cumhuriyeti’ni kurulmasından sonra ilk tanıyan devlet Şili olmuştur.

1940’larda başlayan ikili ilişkiler 1995 yılında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Arjantin, Brezilya ve Şili’yi ziyaret etmesiyle sıkılaşmıştır. 2015 ve 2016 yıllarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Meksika, Kolombiya, Küba, Şili, Peru ve Ekvator’u ziyaret ederek bölgeyle işbirliği yapma adına çalışmalar yürütmüştür.

1998 yılında Dışişleri Bakanlığı’nca “Latin Amerika ve Karayipler Eylem Planı” hazırlanarak uygulanmıştır. Daha sonrasında ise 2006 yılı Latin Amerika ve Karayipler Yılı olarak ilan edilmiştir.

620 milyonu aşan nüfusuyla çok geniş bir ticaret hacmi olan Latin Amerika ülkeleri ile ticaret hacmimiz 2006 yılında 3,4 milyar dolar iken 2020 yılında 10 milyar doların üzerinde seyretmiştir.

Türk Hava Yolları Buenos Aires ve Sao Paulo şehirleri başta olmak üzere bölge deki diğer önemli merkezlere direkt uçuşlar gerçekleştirmektedir.

TİKA merkezli yürütülen kalkınma işbirliği ve yardımlaşma çalışmaları ile ülkemizin görünürlüğü arttırılmaktadır. 2012-2017 yılları arasında eğitim, sağlık ve su başta olmak üzere 11 milyon dolar civarında 127 proje ve faaliyet gerçekleşmiştir. Bunun dışında Brezilya, Meksika ve Venezuela’da Yunus Emre Türk Kültür Merkezleri açılmıştır. Ayrıca Anadolu Ajansı’nın Bogota’da bulunan ofisinde İspanyolca yayın yapılmaktadır.

Ülkemizin halen Arjantin, Brezilya, Küba, Meksika, Şili ve Venezuela’da büyükelçileri bulunmaktadır. Bu büyükelçilerimizle diplomatik ilişki kurduğumuz fakat temsilciliğimizin olmadığı diğer 27 ülke ile de irtibat sağlanmaktadır. Bölgeye ilgimizin bir ifadesi olarak Türkiye, Amerika Devletler Örgütü (ADÖ) ve Karayip Devletleri Birliği (KDB)’ne gözlemci üyedir.

Latin Amerika ve Karayipler’de Popülizm

Popülizm Latincede halk anlamına gelen populus kelimesinden türetilmiştir. Hem kendine has özellikleri olan hareketleri, hem de belli bir siyasi düşünce geleneğini tasvir için kullanılmaktadır. Popülist olarak nitelenen kişiler ya da kurumlar, fırsatçı ekonomik kesimler ya da siyasi elitler karşısında halkın genelini destekleme iddialarıyla karakterize edilirler. Bir anlamda toplumun kaymak tabakasına rağmen halkın yanında yer alan ve gücünü demokrasiden alan siyasi aktörleri betimler. Popülist siyasetçilerin en büyük özelliği aracı kurumları pasifize ederek doğrudan halka başvurmalarıdır.

Latin Amerika ve Karayipler bölgesi incelendiğinde popülist liderlerin çokça var olduğunu görmek mümkün. Zira yoksulluk seviyesinin düşük olduğu bir ortamda söylemleri ile halka umut vadeden liderler, siyasi çıkarlarını gözeterek iktidardaki varlıklarını devam ettirmeyi amaçlamışlardır.

Latin Amerika’da popülizmin üç dalga şeklinde gerçekleştiğini söylemek mümkün. İlk büyük dalga 1929 yılında yaşanan Büyük Buhran sonrası ortaya çıkmıştır. Sanayileşme ile birlikte köyden kente göç hareketlerinin yoğunlaştığı bir dönemde, değişen ekonomik dengeler ve toplumsal yapı, köylü ve kentli diye nitelendirdiğimiz bir sınıflandırmayı da beraberinde getirmiştir. O dönemki liderler ayrışan bu iki sınıfın sorunlarını çözmek adına kıyasıya mücadele etmiş ve böylece ilk popülist hareketlerin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir.

Arjantin’de Damingo Pero, Brezilya’da Getulio Dornelles gibi liderler ilk popülist dalganın temsilcileri arasındadır. Bu döneme dair söylenebilecek söz, liberal demokrasi yerine şahsi çıkarların önde tutulduğudur. İkinci popülist dalga ise 1990’ların başında ortaya çıkmış ve öncekinden farklı olarak Neo-popülizm olarak isimlendirilmiştir. Arjantin’de başa geçen Carlos Saul Menem bu tip popülizmin en büyük örneğidir. Bu ikinci dalgada Neo-liberal politikalar desteklenmiş, ekonomik olarak Dünya Bankası, IMF gibi kurumların yönlendirilmesi ile hareket edilmiştir. Tüm gelişmelere rağmen artan işsizlik ve yoksulluk yeni liderlerin siyaset sahnesinde türemesine sebep olmuştur.

Üçüncü dalga popülizm ise 2000’li yılların başından günümüze kadar varlık gösteren ve sol-sosyalist çizgiyi benimseyen liderler etrafında şekillenmiştir. Latin Amerika halkları Neo-liberal reformların getirdiği ekonomik sıkıntıları bahane ederek sol-sosyalist liderleri başa geçirmiş ve çıkış yolunu denenmemiş olanı denemekte bulmuştur. Halkçı söylemleri ile başa geçen üçüncü dalga popülist liderler halâ kıtadaki varlıklarını göstermektedir. Söylemleri bakımından birinci dalgayı andırsa da şiddet barındırmaması bakımından ayrı sınıflandırılmaktadır. Bu tarz popülizmin getirmiş olduğu dalgaya yumuşak olması hasebiyle Pembe Dalga da denir.

Sonuç olarak denebilir ki Latin Amerika ve Karayipler’de popülizm üç dalga şeklinde gerçekleşmiş ve liderler dönemin şartları gereği halkın talepleri doğrultusunda söylemler geliştirmiştir. Günümüzde de popülizmin üçüncü dalgasının gerçekleştiği Latin Amerika kıtası, sol-sosyalist liderlerle dünya siyaset sahnesinde varlık göstermektedir.

M. Fatih Özmen

About Author

Siyasal Bilimler | Uluslararası İlişkiler | Edebiyat [email protected]

Leave A Reply