KISACA AFRİKA 1 – 1880/1914/1960 AFRİKA HARİTALARI ÜZERİNE

0

Afrika ile sömürgecilik anlamında ilk irtibat kuran Avrupalılar 15. yüzyılda coğrafi keşiflerin başlangıcından itibaren kıtada kalıcı yerleşim yerleri ile ticaret kolonileri kuran Portekizlilerdir. Portekizliler daha sonra kıtanın doğu ve batı kıyılarında bir dizi ticaret merkezi kurdular. Kolonyal faaliyetlere katılan Hollandalılar, Afrika’nın güney ucunda Cape Town şehrini inşa ettiler. Bu şehir daha sonra İngilizlerin kontrolüne geçti. Yaşanan bu gelişmelerin tam olarak sömürgecilik kapsamında gerçekleştiğini söyleyemeyiz. Bundan sonraki iki asır boyunca Afrika fazla ilgi çekmemiş, Avrupalılar ilgi ve odaklarını Amerika kıtasına yoğunlaştırmış ve Afrika kıtası Avrupalıların gündeminde sadece köle alınıp gemilerle Avrupa’ya ve Amerika’ya götürülen bir kıta olarak kalmıştır.

1880 haritaları incelendiği vakit Avrupalı sömürgeci devletlerin Afrika’nn iç kesimlerine girmediği stratejik ehemmiyeti bulunan belirli sahil bölgelerini ele geçirdiğini görüyoruz. İngilizler Uzak Asya’da bulunan Hindistan gibi kolonilerini kontrol etmek amaçlı Süveyş Kanalı ve Mısır’ı sömürüyordu. Ayrıca Somali’nin, Nijerya’nın, Güney Afrika’nın, Sierra Leone’nin ve Gambiya’nın bir bölümü de yine İngiliz hakimiyeti altındaydı. Fransızlar Cezayir, Tunus, Senegal, ve Somali’nin bir kısmını işgal ederken Portekizler Mozambik, Angola ve Gine’yi; İspanyollar da Batı Sahra’yı sömürgeleştirmişler, Afrika’nın iç kesimlerine pek girememişlerdir.

1880 haritalarında Afrika’nın iç kesimlerinde yerlilerin oluşturduğu devletler vardı. Yani şunu demek mümkün Avrupalı sömürgeci devletler Afrika’ya geldiklerinde balta girmemiş ormanlarla dolu bir kıta değil, aksine içerisinde çok renkli devletlerin, sultanlıkların olduğu bir kıtayla karşılaşmışlardı. Orta Afrika’da Kanim-Bornu Sultanlığı, Sokoto Halifeliği, Lunda Krallığı, Luba Krallığı, Wadai Krallığı, Buganda Krallığı, Etiyopya Krallığı, Tippu Tip Krallığı, Liberia Devleti, Kazembe Krallığı, Yeke Krallığı, Bunyoro Krallığı, Baguirmi Krallığı, Damagaram Krallığı, Dengi Krallığı, Ashanti Krallığı, Toucouleur Krallığı, Wassoulou Krallığı, Kuba Krallığı ve kuzeyde ise Osmanlı Devleti’nin hakimiyetinde olan Mısır, Tunus, Trablusgarp ve Sudan toprakları bulunuyordu.

Afrika’nın iç kesimlerinin Avrupalılar tarafından keşif süreci 18. yüzyılın sonlarına tekabül etmektedir. Bu süreçten sonraki zaman diliminde Afrika’da Liberya ve Habeşistan hariç sömürülmedik yer kalmamıştır. Liberya Amerika’dan Afrika’ya geri getirilen kölelerle kurulmuş bir ülke olduğundan dolayı Avrupalılar burayı sömürmekten imtina etmişlerdir. Habeşistan yani günümüzdeki adıyla Etiyopya ise Kral Menelik’in iktisadi, sosyal, siyasi ve askeri kalkınma hamleleri sonucu güçlenmiş ve sömürmek için gelen İtalyanlara karşı güçlü bir direniş reaksiyonu göstermiştir.

19. yüzyıla gelindiğinde ise olaylar farklı bir boyut kazandı. Sömürgecilik yarışına giren Avrupalı devletler 1884-1885 yılları arasında düzenlenen Berlin Konferansı’nda Afrika kıtasını aralarında paylaştılar. Afrika Talanı diye adlandırdığımız bu paylaşım sonucu Avrupalı sömürgeci devletler Afrika kıtasına çıkarmada bulundu ve böylece sonuçları 1914 haritalarında göreceğimiz bir bölge paylaşımını ortaya çıkardı. Bu paylaşıma göre Fransızlar içerisinde Cezayir, Moritanya, Çad, Burkina Faso, Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti dahil olmak üzere Batı Afrika ülkelerinin çoğunu ele geçirirken İngilizler Mısır, Sudan, Kenya, Nijerya gibi stratejik öneme sahip ülkeleri sömürgesi altına aldı. Belçika; Kongo’yu, Almanya; Tanzanya, Botswana, Kamerun ve Togoyu, Portekizler; Mozambik ve Angola’yı, İspanyollar; Fas ve Batı Sahra’nın bir kısmını, İtalyanlar; Somali, Libya ve Eritre’yi işgal ettiler ve kolonyal süreci başlattılar. I. Dünya Savaşı’nı kaybeden Almanya daha sonraları sömürgelerini İngilizlere bırakmıştır.

Özellikle de Osmanlı Devleti’nin Afrika coğrafyasından çekilmesi, Avrupalı sömürgeci devletlerin Afrika üzerindeki emellerini gerçekleştirmesi bakımından manidar bir zamanlamaya rastlar. Afrika; üzerindeki doğal zenginlikler ve madenler, Avrupa’da Sanayi Devrimi ile artan ham madde ihtiyacı karşısında güçlü bir aktör olmak isteyen Avrupalı sömürgeci devletlerin iştahını kabartmıştır.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupalı devletlerin dünya üzerindeki hakimiyeti zayıflamıştır. Avrupa’yı kasıp kavuran Alman diktatör Hitler; İngiltere, Fransa gibi sömürgeci devletler için bir numaralı tehlikeyi arz ediyordu. Bu dönemde sömürgeci devletlerin Afrika ile olan bağlantılarının zayıfladığını ve bunun sonucu olarak Afrika’da bağımsızlık hareketlerinin doğacağı uygun ortamın hazırlandığını söylemek mümkün.

1950’li yıllarda başlayan Afrika’daki bağımsızlık hareketleri 1960 yılında bir domino etkisi yaratarak bütün bir kıtayı etkisi altına aldı. 1951’de Libya, 1956’da Sudan, Fas, Tunus, 1957’de Gana, 1958’de Gine, 1960’da Mali, Burkina Faso, Nijer, Nijerya, Kamerun, Moritanya, Senegal, Gabon, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Madagaskar, Somali, Togo, Benin, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Fildişi Sahili, Kongo Cumhuriyeti, 1961’de Tanzanya, Sierra Leone, 1962’de Uganda, Ruanda, Burundi, Cezayir, 1963’te Kenya, Zambiya, 1964’te Malavi, 1965’te Gambiya, 1966’da Lesotho, Botsvana, 1968’de Swaziland bağımsızlığını ilan ederek dünya sahnesinde yerlerini aldılar. Daha sonraları Angola, Zimbabve, Namibya, Mozambik, Cibuti, Eritre, Gine Bissau ve son olarak Güney Sudan bağımsızlığını ilan etmiş ve bu bağımsızlık süreci Afrika’da tamamlanmıştır.

M. Fatih Özmen

About Author

Siyasal Bilimler | Uluslararası İlişkiler | Edebiyat [email protected]

Leave A Reply