İRAN VE ERMENİSTAN ARASINDAKİ İLİŞKİLER

KAFKASYA & ORTA ASYA BATI ASYA

İran ve Ermenistan'ın Detaylı Bir Hikâyesi

İran ve Ermenistan Arasındaki İlişkiler

İran ve Ermenistan ilişkileri, tarihin kadim dönemlerinden beri sürmektedir. Bu ilişkilerin kültürel, siyasi ve ticari olmak üzere birçok boyutu bulunmaktadır. Tarihte Ermeni adı ilk defa Fars kaynaklarında geçmiştir. Ermeniceyi en çok etkileyen dil Farsça olmuştur. Ahamenişler döneminde Persler ve Medler dışında Ermeniler de orduda önemli görevler ifa etmektedirler. İlk Ermeni kiliseleri İran topraklarında inşa edilmiştir ve Şah Abbas döneminde Ermeniler “büyük sürgün” ile İran içlerine sürülmüşlerdir. Çoğunlukla iyi şartlar altında yaşamış olsalar da mallarının müsadere edildiği dönemler de olmuştur. Günümüzde ise İran’daki en mutlu dinî azınlıkların başında Ermeniler gelmektedir. Sovyet Rusya yıkıldıktan sonra Ermenilerin hamileri Rusya ile İran olmuştur. İran, Ermenilerin lobi gücünden yararlanırken Ermeniler de İran’ın askerî ve jeopolitik gücünden yararlanmıştır.

Ahamenişler ve Partlar döneminde Ermeniler daha çok etkilenen konumda bulunmaktadırlar. Bu dönemlerde Ermenilerin kullandıkları isimlerin önemli bir kısmı Ahameniş ve Eşkani krallarının isimleri olmuştur. Ermeniler Hristiyanlığı kabul etmeden önce İranlılarla benzer bir dine sahip olmuşlardır. Ermeniler, dinî terminolojilerini Farsça üzerinden öğrenmişlerdir. İki halk arasındaki ilişkinin yaklaşık 2800 yıllık olduğu, hatta daha da eskiye dayandığı farklı kaynaklarda zikredilmektedir. Ermeni ve İranlı tanrılarının isimleri oldukça benzerlik göstermiştir.

İranlılar, MÖ ikinci binyılda Orta Asya’dan İran Platosu’na doğru göç etmişlerdir. MÖ 9. ve 8. yüzyıllarda yazılı kaynaklarda isimleri geçmeye başlamıştır. Tarih sahnesine Medler (MÖ 700–MÖ 500) ile çıkmışlardır; ancak Medler yazılı kaynak bakımından arkalarında çok fazla eser bırakmamışlardır. Medler döneminde Ermenice ile Farsça arasında büyük bir etkileşim bulunmaktadır. Ermenice bu dönemde birçok kelimeyi Farsçadan almıştır. Bu dönem, halkların yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığı ve şekillendiği bir dönem olmuştur. Daha sonra tarih sahnesine çıkan halklar arasında en az yazılı kaynak bırakanların Medler olduğu görülmektedir. Dolayısıyla bu döneme dair bilgiler oldukça sınırlıdır ve bu boşluk büyük ölçüde arkeolojik verilerle doldurulabilmektedir.

 

Kaynak: Wikipedia

İranlıların ilk dünya imparatorluğunu Ahamenişler (MÖ 550–MÖ 330) kurmuşlardır. Ahamenişler döneminde Ermeni adı ilk kez Behistun Yazıtları’nda görülmektedir.

 

Kaynak: Livius

Yukarıdaki görsel, Behistun Yazıtları ile alakalıdır ve Ermenilerle ilgili ilk ifadeler bu yazıtta geçmiştir. Daryuş, Ermenilerle ilgili olarak şunları söylemektedir: Kral Daryuş der ki: “Dâdarši adında bir Ermeni, hizmetkârım, Ermenistan’a gönderdim ve ona şunu söyledim: ‘Git, isyanda olan ve beni tanımayan o orduyu yen.’” Bu ifadelerle Daryuş (veya Darius), Dâdarši adındaki bir Ermeni’yi isyanı bastırması için göndermiştir. Daha sonra Ahura Mazda’nın ona yardım ettiğini ve bu sayede isyanı bastırabildiğini yukarıdaki yazıtlarda belirtmiştir. Behistun Yazıtları’nı okumak için şu siteye bakabilirsiniz. Tarihte Ermeniler ilk defa bu şekilde Persler aracılığıyla sahneye çıkmışlardır ve bunu Perslere hizmet ederek gerçekleştirmişlerdir.

(https://www.livius.org/sources/content/behistun-persian-text/behistun-t-01/)

Ermeniler, tarih boyunca adeta özgürlüğün ne olduğunu bilmemişlerdir. Bulundukları coğrafya hem tampon bölge niteliği taşımakta hem de sık sık istila edilen bölgeler arasında yer almaktadır. Bu nedenle Ermeniler güçlü bir siyasal yapı kuramamışlardır. Bu bağlamda Yahudilerle benzer özellikler göstermektedirler. Yahudilerle ayrıca güçlü bir toprak bilinci bakımından ortak yönleri bulunmaktadır. Her iki halk da sürgün anlatısına sahiptir. Milliyetçilik akımlarından sonra toprak daha da değer kazanmış olsa da Yahudiler ve Ermenilerde toprakla bağlantılı kimlik çok daha güçlü bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Bu durum üzerinde dinin de büyük bir etkisi bulunmaktadır.

Ahamenişler, Makedonyalı İskender’in saldırıları karşısında daha fazla direnememişlerdir. Ermeniler de bu dönemde Ahamenişlerle birlikte Makedonlara karşı savaşmışlardır. Ahamenişler yenilirken Ermeniler de daha sonra bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bu dönemde Helen kültürü baskın hâle gelmiştir. Daha sonra Eşkaniler döneminde İranlılar ve Ermeniler yaklaşık 400 yıl boyunca ortak bir şekilde yaşamışlardır. Ermeniler bu dönemde yönetimde ortak konumda bulunmuşlardır. Romalıların bir kuklası olmaktan öteye geçemezken Eşkani kralları Ermenilere daha geniş bir siyasal alan açmış ve Eşkani kültürü bu dönemde Ermeniler arasında oldukça yaygınlaşmıştır. Dil benzerliğine güzel bir örnek olarak -yan ekini ele alabiliriz. -yan eki Ermenicede “oğul” anlamına gelmektedir. Armanyan, “Armanoğlu” anlamına gelmektedir. Farsçada da isimler bazen -yan eki almaktadır; Pezeşkiyan buna güzel bir örnektir. Bu kelimeler birebir aynı anlama gelmemekle birlikte Hint-Avrupa dil ailesine ait olmaları sebebiyle benzerlik taşımaktadırlar. Kadim dönemde Ermenice ile Farsça arasında büyük benzerlikler bulunmaktadır.

 

Ermeniler, ilk Hristiyan olan topluluk olarak tarihe geçmişlerdir. MS 301 tarihinde Hristiyan olmuşlardır. Bu tarihten sonra uzun yüzyıllar boyunca Ermenistan’ın dış politikasında ve kültürel hayatında din adamları önemli bir rol oynamıştır. Hatta Ermeni alfabesinin kurucuları da din adamları olmuştur.

Osmanlı’da millet sistemi uygulandığından Ermeni din adamları büyük bir nüfuza sahip olmuşlardır. Ermeniler, Hristiyan olmadan önce Zerdüştlüğe benzer bir dine sahip olmuşlardır. Zerdüştlük, Medler döneminde ortaya çıkmış ve Ahamenişler döneminde devlet dini hâline gelmiştir. Bu dönemde Darius, Ahura Mazda sayesinde savaşı kazandığını ifade etmiştir. Sasaniler döneminde ise tek din politikası benimsenmiş, yani herkesin Zerdüşt olması gerektiği yönünde bir anlayış hâkim olmuştur. Bu durum, Zerdüştlükten ayrılan Ermeniler gibi toplulukların baskı görmeye başlamasına yol açmıştır. II. Yezdgerd döneminde Ermenilere yönelik özellikle ağır baskılar uygulanmıştır. Bu dinî baskılar sonucunda, az sayıdaki Arap gücü memnuniyetsiz halk arasında hızla ilerleyerek fetih hareketlerini gerçekleştirebilmiştir. Arap fetihleriyle birlikte Sasaniler tarih sahnesinden çekilmişlerdir; ancak idarî ve kültürel gelenekleri varlığını sürdürmüştür. Günümüzde dünyada hâlâ Zerdüştler yaşamaktadırlar.

Sasaniler döneminde ayrıca Ermeniler, Bizans ile Sasani İmparatorluğu arasındaki tampon bölgede kalmış ve iki güç arasında sıkışarak baskı görmüşlerdir. Bulundukları coğrafya, tarih boyunca bu bölgeye bir tampon bölge olma görevi yüklemiştir. Osmanlılar döneminde de Ermeniler, Osmanlı ve İran güçleri arasında benzer bir tampon rolü üstlenmişlerdir. Bu süreçte Şah Abbas, Ermenileri İran içlerine sürmüştür. Bu sürgün sırasında hatırı sayılır sayıda Ermeni’nin hayatını kaybettiği de kaynaklarda zikredilmektedir.

Ermenistan’ın en uzun bağımsızlık dönemi, Sasanilerin yıkılması sonrasında yaşanmıştır. Bu tarihten itibaren yaklaşık 200 yıl boyunca bağımsız bir şekilde yaşamışlardır. Genel olarak bakıldığında Ermeniler yaklaşık 1000 yıl özgür, yaklaşık 1000 yıl ise egemenlik altında yaşamışlardır. Bu durum, kesintisiz bir devlet geleneğinden ziyade kesintisiz bir “tarih bilinci” üretmelerine yol açmıştır. Bu tür kültürel özellikler, Ermenilerin tarih boyunca ayakta kalmalarını sağlamıştır.

 

Zerdüşt isminin anlamı “sarı deve sahibi”dir. Aynı zamanda “parlak yıldız”, “deveci” ve “altın renkli aydınlık” anlamlarına da gelmektedir. Deve, o dönemlerde toplumsal statünün bir göstergesi olmakta ve hayatta kalmak için en stratejik hayvanlardan biri olarak görülmekteydi. Deveye sahip olan kişilerin sözü daha çok dinlenmekteydi. Ayrıca Zerdüştlük, İran gibi önemli bir kısmı çöl olan bölgelerde ortaya çıkmıştır. Yukarıdaki görsel, İranlıların Taht-ı Cemşid dediği Persepolis’e ait bir görseldir ve Ahamenişler kutlamalarını burada yapmışlardır. Buradaki duvarlara işlenen gravürlerde deve figürleri sıklıkla görülmektedir. Devenin ne kadar önemli olduğu bu durumdan da açıkça anlaşılmaktadır.

İran, Emeviler ve Abbasiler döneminde siyasi birliği kuramamıştır. Sonraki dönemlerde de İranlılar açısından istikrarlı bir ortam söz konusu olmamıştır. Şah İsmail döneminde İran Şiileşmeye başlamış ve bir devlet olarak tarih sahnesine yeniden çıkmıştır. Şah İsmail’in etrafında oluşan güç, karizmatik aura ve savaşlarda yenilmemesi kısa sürede büyük bir başarı yaratmıştır. Bu dönemlerde Ermeniler, Osmanlı–İran savaşlarına katılabilen ve sınır bölgelerinde bulunan kuvvetler arasında yer almışlardır. Ayrıca bazı Ermeni yazarlar, bu dönemlerin tarihini kaleme almışlardır. Şah Abbas döneminde Ermeniler, İran’ın batı bölgelerinden İsfahan’a taşınmışlardır. İpek ticareti kendilerine verilmiş ve bu sayede büyük bir zenginlik elde etmişlerdir. Daha sonra, Batı’da Yahudilere sıkça yapıldığı gibi, Nadir Şah döneminde yüksek oranlı vergiler nedeniyle eski zengin konumlarını kaybetmişlerdir. Günümüzde ise İslam dönemi boyunca İran’ın en iyi anlaştığı komşularından biri Ermenistan olmuş ve İran’daki en mutlu dinî ve etnik azınlıkların başında Ermeniler gelmiştir.

Kerim Han Zend döneminden itibaren Ermeniler, eski konumlarını yavaş yavaş yeniden kazanmışlardır. İran’ın ilk sanayi bakanı da bir Ermeni olmuştur: Cengizhan. Sanayinin İran’da kurulmasının arkasındaki düşünsel altyapının önemli bir kısmı da Ermenilerden gelmektedir. Ermeniler, sanayiyi önce Rusya’dan öğrenmiş, daha sonra Batı’dan sanayiye dair bilgileri edinmişlerdir. 1991 yılında Ermenistan bağımsızlığını ilan ettiğinde, bu bağımsızlığı tanıyan ilk ülkelerden biri İran olmuştur. Ermeniler, İran’da matbaayı da kurmuşlardır. Tarih boyunca gittikleri yerlerde ticareti geliştiren iki millet dikkat çekmektedir: Ermeniler ve Yahudiler. Ermeniler, İran’da Avrupa ile Rusya arasındaki ticarette belirleyici bir rol oynamışlardır. Sinema ve fotoğraf alanlarında da önemli katkılar sunmuşlardır. Tıp alanında da kayda değer hizmetlerde bulunmuşlardır.

İran ve Ermenistan’ın Sovyetler Sonrası Siyasi İlişkileri

Sovyetler Birliği döneminde İran’ın Ermenilerle ciddi bir ilişkisi bulunmamıştır. İran, hem Rusya’yı hem de Türkiye’yi tehdit olarak algılamıştır. Bölgesel kutuplaşmalarda İran, Batı bloğunu desteklemiştir. Bu nedenle Ermenilerle kayda değer bir ilişki geliştirmemiştir. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra İran, Rusya ile yeniden yakınlaşmak durumunda kalmıştır. Ermenistan bağımsızlığını ilan etmiş, ancak Rus korumasından uzakta kalmıştır. Azerbaycan ile yaşanan savaşlar nedeniyle güvenilir bir müttefike ihtiyaç duymuştur. Türkiye ve Azerbaycan sınırlarını kapattığında, denize sınırı olmayan Ermenistan’ın dünya ile bağlantısı büyük ölçüde kopmuştur. Bu durumda İran, Ermenistan için adeta bir can damarı hâline gelmiştir.

 

Görselde Sovyetler sonrası ekonominin hızlı bir şekilde bozulduğu gözükmektedir

Ermenistan, Sovyetler döneminde sanayi, iş, eğitim ve sağlık alanlarında iyi bir konumda bulunmaktaydı. Sovyet sisteminin bir parçasıydı; nüfus artmakta, işsizlik oranı ise düşük seyretmekteydi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Ermenistan, büyük bir yolsuzluk sürecinin içine girmiştir. Nüfusunun yaklaşık yüzde 93 oranında homojen olmasına rağmen ülkede büyük çaplı bir göç yaşanmıştır. Bu süreçte diaspora oluşmuş ve nüfusun eğitimli kesimlerden oluşması sayesinde Ermeniler, zamanla etkili bir lobi gücüne ulaşmışlardır. “Soykırım” anlatısını da kullanarak uluslararası alanda önemli bir ivme yakalamışlardır. İran ise Ermenilerin sahip olduğu bu lobi gücünden yararlanarak uluslararası izolasyonunu bir nebze de olsa kırabilmiştir.

 

“Kafkasya, İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik olmak üzere üç büyük dinin; ayrıca Türk, Rus ve İran kültürlerinin temas kapısı niteliğindedir ve bu bölgede elliden fazla etnik ve dilsel grup yaşamaktadır.”

İran’da yaklaşık 120 bin Ermeni yaşamaktadır. İran’da Ermenilere ait yaklaşık 200 kilise bulunmaktadır. Bunların yaklaşık 40 tanesi faal durumdadır. Ermenilerin okul ve eğitim sistemleri de ayrıca mevcuttur. 1992 yılında İran ve Ermenistan arasında karşılıklı olarak büyükelçilikler açılmıştır. Ermenistan Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan, İran’ı üç kez; Serj Sarkisyan bir kez ve Robert Koçaryan da bir kez ziyaret etmiştir.

İran ile Ermenistan arasındaki en büyük sorunlardan biri Karabağ meselesi olmuştur. Bu mesele Azerbaycan’ı doğrudan ilgilendirdiğinden zaman zaman sorunlara yol açmaktadır. İran’ın özellikle Ermenistan ile iş birliği yapması, İslam dünyası ile arasında sorunlar doğmasına sebep olmaktadır. Ayrıca İran, Ermenistan ile ilişkilerini geliştirerek Türkiye ve NATO’nun bölgedeki etkinliğini sınırlandırmak istemektedir. İran’da büyük bir Azeri Türkü nüfusunun bulunması da İran açısından ayrı bir endişe kaynağı oluşturmaktadır.

İranlılar, Ermenistan’ı “antik bir Aryan hatırası” olarak görmektedirler. Kadim dönemlerde her iki toplum da Hint-Avrupa medeniyetinden büyük oranda etkilenmiştir. İkili ilişkilerde Ermenistan, İran’a et, kâğıt, çelik, mekanik ve tıbbî malzemeler, kahve ve maden suyu ihraç etmektedir. İran ise Ermenistan’a doğal gaz, petrol ürünleri, ev eşyaları, gübre, cam, meyve ve sebze ihraç etmektedir.

İran ile Ermenistan arasındaki iş birliği alanlarından biri de din alanı olmuştur. Ermenilere dinlerini büyük bir özgürlük içinde yaşama hakkı tanınmaktadır. Çok eski dönemlerden beri Ermeniler, İran’da kiliseler inşa etmektedirler. İran’daki en eski kilise aşağıda yer alan Tedius Kilisesi’dir. Kara Kilise olarak da anılmaktadır. Bu kilise UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınmış ve bu şekilde korunmaktadır.

 

Culfa’da da önemli kiliseler bulunmaktadır. Buradaki en önemli kiliselerden biri Vank Kilisesi’dir. Bu kilisede Ermeniler çeşitli kültürel faaliyetler gerçekleştirmektedirler. Bu kültürel faaliyetlerin Türkiye ile de bir bağlantısı bulunmaktadır. Burada “soykırım haritası” olarak adlandırılan bir harita yer almaktadır. Bu haritayı tanıtabilmek amacıyla bu kadar kapsamlı bir araştırma yapma ihtiyacı hissedilmiştir. Haritanın arka planını anlayabilmek için öncelikle İran’ın Ermenistan ile olan ilişkisini kavramak gerekmektedir.

 

Yeni Culfa Kilisesi

 

“Soykırım haritası”nı kabul edebilmek pek mümkün görünmemektedir. Osmanlı döneminde Ermeniler ile Müslümanlar arasında karşılıklı bir kıtal, yani mukatele yaşanmıştır. Halklar, birlikte yaşadıkları komşularına dış güçlerin de zorlamasıyla zarar vermeye başlamışlardır. Dönemin bir savaş dönemi olması sebebiyle gerçekleştirilen eylemlerin yüzde yüz doğru olduğunu savunmak mümkün değildir; ancak tarihte sürgün yaşamamış bir millet de neredeyse bulunmamaktadır. Türkler Balkanlardan, Müslümanlar Endülüs’ten, Ahıska Türkleri Orta Asya’dan ve Yahudiler de gittikleri birçok yerden sürülmüşlerdir. Her millet için, özellikle ulus devletler döneminde, toprak ve vatan kavramları büyük bir değer taşımaktadır.

Bununla birlikte Ermeniler, İran tarafından da sürgün edilmişlerdir; ancak bu konu gündeme getirilmemektedir. İran, Ermenileri İran içlerine, özellikle İsfahan bölgesine sürmüştür. Bu olay “büyük sürgün” olarak adlandırılmıştır ve bu sürgün sırasında hatırı sayılır sayıda Ermeni hayatını kaybetmiştir. Buna rağmen ne Ermeniler ne de İran bu meseleyi gündem hâline getirmektedir. Bu durum, acıların bile seçildiğini ve bazılarının sistematik olarak öne çıkarıldığını göstermektedir. Ermeniler, tarih boyunca tampon bölgelerde yaşamış olmaları nedeniyle sürgün edilmeleri adeta mukadder olan bir millet hâline gelmişlerdir. Osmanlı Devleti’nin bu süreçte kasıtlı bir politika gütmediği ifade edilmektedir. Benzer şekilde Sasaniler döneminde de Ermeniler, Roma ile Sasani İmparatorluğu arasında kalmışlardır.

 

Vank Kilisesi’nin içinden alınmış bir görselde Mesih’in gelişi, yani Hz. İsa’nın ikinci gelişi konu edilmektedir. Görselin üst bölümünde Hz. İsa yargıç konumunda tasvir edilmekte ve havarileriyle birlikte yer almaktadır. Orta bölümde ölülerin mezarlarından kalktıkları sahne betimlenmektedir. Alt bölümde ise cehennem tasvirleri görülmektedir. Vank Kilisesi’nde bu şekilde peygamberlerin hayatları ve dinî anlatılar resmedilmektedir.

Ermenistan’da ise yalnızca bir adet cami bulunmaktadır. Bu caminin adı Mescid-i Kebud’dur; yani Gök Mescit anlamına gelmektedir. Bu camide günümüzde İranlılar tarafından Farsça eğitimi verilmektedir. Sovyetler döneminde dinî yapılar kapatılmaktayken, dönemin en büyük Ermeni şairlerinden biri olan Yegişe Çarents bu camiyi yıkılmaktan kurtarmıştır. Kendisi ve bazı diğer aydınlar, Gök Mescit gibi mimari açıdan zengin bu yapının korunmasını sağlamışlardır. Yegişe Çarents, Ermenistan’ın en önemli şairlerinden biri olarak kabul edilmektedir ve Ahmed Şamlu, onun bir şiirini Farsçaya çevirmiştir.

 

Gök Camii’nin bir görseli

Gök Camii, kültürel bir merkez olarak da kullanılmaktadır. Burada ücretsiz Farsça dersleri verilmektedir. Tacikistan’dan sonra, dünyada Farsçanın en yoğun öğretildiği yerlerin başında —BDT ülkeleri arasında— Ermenistan gelmektedir. On okulda ve birçok üniversitede Farsça dersleri okutulmaktadır. Ermenilerin İranoloji çalışmaları oldukça gelişmiştir. Farsça atasözleri, Kur’an-ı Kerîm, Kâbusnâme, Rûdekî, Mevlânâ ve Hâfız’ın eserleri Ermeniceye çevrilmiştir.

Ermeni alfabesi icat edildikten sonra, MS V. yüzyılda diğer dillerin seçkin eserleri Ermeniceye çevrilmeye başlanmıştır. Alfabenin mucidi Mesrop Maştots’un öğrencileri, yaşadıkları dönemin yaygın dillerini öğrenmişler ve bu bağlamda Pehleviceyi de öğrenmişlerdir. Yine V. yüzyılda, Ermeni tarih yazıcılığının babası olarak kabul edilen Movses Horenatsi, en önemli eseri olan Ermenistan Tarihi’ni kaleme almıştır. Bu eserinde İran mitolojisine dair çeşitli göndermeler yapmıştır. II. Yezdgerd döneminde İran ile Ermenistan arasında bir savaş yaşanmış ve bu savaş sırasında İranlı komutanın hitabesi Ermeniceye çevrilmiştir.

Fars edebiyatı, Ermeni edebiyatı üzerinde önemli bir iz bırakmıştır. XIII. ve XIV. yüzyıllarda Ermeni şair Yerzngatsi, okuyucularına şiirlerini Firdevsî’nin Şehnâme’sinin vezninde okumalarını tavsiye etmiştir. Ömer Hayyam’ın şiirleri Ermeni toplumunda okunmuştur. Şairlik geleneği Ermenistan’da da büyük bir önem taşımıştır. Tanrılar ve kahramanlar yüceltilmiş, bu anlayış İran’da da benzer şekilde varlığını sürdürmüştür. Ermeniler, dinî terminolojiyi büyük ölçüde Farsça üzerinden almışlardır. Hristiyanlığın temel metinleri tercüme edilirken çok sayıda Farsça kelime kullanılmıştır. Günümüzde ise Ermenistan’da eğitim gören Mehrdad Momeni, kendi imkânlarıyla Ömer Hayyam’ın heykelini yaptırarak Ermenistan’a hediye etmiştir. Ermeni edebiyatı ve müziğinin önemli isimlerinden biri olan Sayat Nova, Kerim Han Zend’in hizmetinde Şiraz’da bulunmuştur. Müzik alanında da Ermeniler, İran kültürünü büyük ölçüde etkilemişlerdir.

Sonuç:

Ermeniler ile İranlılar arasında binlerce yıllık bir tarihî etkileşim bulunmaktadır. İran akademyasında bu ilişkiler sürekli olarak olumlu bir çerçevede tasvir edilmektedir. Türkiye’de bu konulara ilgi görece sınırlı olsa da Kafkasya bölgesinde yaşayan halklar bu meselelerle daha yakından ilgilenmektedirler. Azerbaycan’da Kafkasya bölgesi üzerine yapılan çalışmalar oldukça gelişmiştir. Bu durum, Azerbaycan’daki akademik üretimi takip etmeyi zaruri hâle getirmektedir. Dil açısından da anlaşılır olması sebebiyle Azeri Türklerinin çalışmalarını, bölgeye ilgi duyanlara tavsiye etmekteyiz. Bu bağlamda, mümeyyiz bazı araştırmacılar bir süredir bu alanda çalışmalar yürütmektedirler.

Bulunduğumuz coğrafya itibarıyla Kafkasya, Türkiye’nin ikincil önem verdiği bölgeler arasında yer almaktadır. İran da bu bölgeye ikincil düzeyde önem vermektedir. Bölgedeki en etkin oyun kurucu olarak Rusya öne çıkmaktadır. Bununla birlikte 1991 yılında Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra on beş bağımsız devlet ortaya çıkmıştır. Bu devletler, birbirinden farklı politikalar izleyebilmektedirler. Son yıllarda Güney Kafkasya bölgesi, ABD, NATO ve Türkiye eksenine doğru kaymaktadır. Bu gelişmelerin Türkiye açısından faydalı ve hayırlı olmasını temenni etmekteyim.

Kaynakça:

Asatryan, G. S. (2002). Armenia and security issues in the South Caucasus. Connections: The Quarterly Journal, 1(3), 21–30.

Azizi, H., & Isachenko, D. (2023). Turkey–Iran rivalry in the changing geopolitics of the South Caucasus (SWP Comment No. 49). Stiftung Wissenschaft und Politik (SWP).

Kelbizadeh, E. (2022). The main aspects and problems of Armenia–Iran energy diplomacy. Çankırı Karatekin University Journal of the Faculty of Economics and Administrative Sciences, 12(2), 37–51.

Kelkiltli, F. A. (2023). Soğuk Savaş sonrası Ermenistan–İran ilişkileri: Gelişen ve derinleşen bağlar [Armenian-Iranian relations after the Cold War: Improving and deepening bonds]. [Yayın bilgisi belirtilmemiş].

Koolaee, E., & Taghiabad, S. M. H. (2019). Science diplomacy of the Islamic Republic of Iran in the South Caucasus. International Studies Journal, 15(4), 99–131.

Məmmədli, A. A. (2019). İran–Ermənistan mədəni əlaqələrinin əsas cəhətləri. Bakı Universitetinin Xəbərləri: Humanitar Elmlər Seriyası, (2).

Mojtahedzadeh, P., Hosseinpour Pouyan, R., & Karimi Pour, Y. (2019). Tahlīl va barrasī-ye hampeūshī-ye sīyāsat-e khārejī-ye Jomhūrī-ye Eslāmī-ye Īrān dar ta‘āmol bā Jomhūrī-ye Āzarbāyjān bā vāqe‘īyat-hā-ye zhūpālītīk
[Analysis of the foreign policy coherence of the Islamic Republic of Iran in relations with the Republic of Azerbaijan: Geopolitical realities]. Bakı Universitetinin Xəbərləri: Humanitar Elmlər Seriyası, (2), 45–66.

Nezāmabadi, M. (2016). Ravābet-e farhangī-ye Īrān va Armenestān: Zarfīyat-hā va potānsīl-hā
[Cultural relations between Iran and Armenia: Capacities and potentials]. Motāleʿāt-e Farhangī va Ertebātāt, 12(43), 65–87.

Roohi, M. (2023). An analysis of Iran–Armenia relations after the collapse of the Soviet Union: Convergence theory and the strategy of the Islamic Republic of Iran. New Geopolitics Research.

Ozan Dur

Ozan DUR
Ozan DUR

Ozan Dur, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olup, İngilizce, Osmanlıca, Farsça, Arapça ve İbranice öğrenerek dil alanında uzmanlaştı. Humboldt Üniversitesi, İmam Humeyni Üniversit ...

Yorum Yaz