İRAN'IN KAFKASYA SİYASETİ

KAFKASYA & ORTA ASYA BATI ASYA

İran'ın Kafkasya Politikası

İran’ın Kafkasya Siyaseti 

Asya ile Avrupa’nın kesişiminde bulunan Kafkasya, tarih boyunca farklı milletlerin ilgisini çekmiştir. Bölge, Rusya’nın güneyine tekabül etmektedir. İran ve Türkiye için Kafkasya, Kuzey’e açılan bir kapı niteliğindedir. Rusya 1991 yılında dağıldığında, Sovyetler Birliği’nden ayrılan cumhuriyetler toplamda 15 farklı devlet kurmuştur. Bunların üç tanesi Güney Kafkasya’da bulunmaktadır ve Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. Bu üç devlet Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’dır.

Bölgede birinci derecede (number one) oyun kurucu aktör olarak Rusya karşımıza çıkmaktadır. Rusya’dan sonra Türkiye ve İran bölgede oyun kurucu aktörler olarak öne çıkmaktadır. Rusya ile Ermenistan ve İran bir cephede hizalanırken, Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan ise diğer bir cephede hizalanmaktadır. Türkiye bu bölge üzerinden Orta Asya’ya ulaşmak istemekte, İran ise Kafkasya’dan geçerek Ukrayna üzerinden Batı’ya açılmayı hedeflemektedir. Yakın zamanlara kadar Rusya’nın engellemesiyle İran Batı’ya açılamamış, Türkiye de İran’ın engellemesiyle Orta Asya’ya ulaşamamıştır.

İran’ın elindeki en güçlü koz, sahip olduğu doğal kaynaklardır. Ancak Rusya, İran’ın Avrupa’ya doğal gaz ihracatını istememektedir. Çünkü enerji alternatiflerinin artması durumunda Rusya, Batı üzerinde doğal gaz üzerinden kurduğu etkin gücü kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Batı ise enerji arzında çeşitlilik istemektedir; fakat Rusya bu yöndeki hamleleri boşa çıkarmaya çalışmaktadır.

Ruslar, Batı ve ABD’nin de geçmişte uyguladığı bir politikayı hayata geçirmiştir. Bu politika, sorunlu sınır çizimleri ile ilgilidir. Kafkasya bölgesi etnik çeşitlilik açısından oldukça zengindir ve bu durum zaman zaman bölgenin istikrarsızlaşmasına neden olmaktadır. Orta Doğu gibi Güney Kafkasya bölgesi de istikrarsızlık ile anılmaktadır. Rusya, bölgeler arasında karışıklık çıkmasına zemin hazırlayacak şekilde Kafkasya bölgesinin haritasını şekillendirmiştir.

Bölge ülkeleri, yazdıkları kaynaklarda Türkiye’yi pan-Türkist politikalar izlemekle eş tutmaktadır. Türkiye ise bu bağlamda Azerbaycan ile yakınlaşmıştır. Bölge ülkeleri uzun yıllar Rusya esareti altında yaşadığından, özellikle Gürcistan’da derin bir Rus korkusu oluşmuştur. Geçtiğimiz yüzyılda tüm dünya “emperyalizm nefreti” ile dolmuştur. Bu ülkelerin zihninde ve devlet aklında, tekrar aynı duruma düşmemek düşüncesi yatmaktadır.

Türkiye, Türk dünyası ile yakınlaşmaya ancak Rusya’nın dağılmasından sonra başlayabilmiştir. İran da Ermenistan ile ilişkiler kurmaya bu tarihte başlamıştır. Soğuk Savaş döneminde dünya genelinde büyük bir şüphecilik hâkimdi. Devletler, etnik grupları yoğun baskı altında yönetiyor ve kendi halklarına dahi şüpheyle yaklaşıyordu. Bu bağlamda Türkiye, Türki cumhuriyetlerle; İran ise Ermenistan ile ilişkiler kuramamıştır. Ermenistan bağımsızlığını ilan ettikten sonra onu tanıyan ilk ülkelerden biri İran olmuştur.

Analiz: İran’ın Kafkasya Politikası ve Bölgesel Denklem

Bu metin, Kafkasya’nın jeopolitik önemini İran merkezli bir perspektiften ele alırken, bölgedeki güç dengelerini büyük ölçüde enerji, ulaşım ve jeostratejik rekabet ekseninde değerlendirmektedir. Metnin temel argümanı, Kafkasya’nın yalnızca bölgesel değil, küresel güç mücadelesinin de merkezinde yer aldığıdır.

Metinde Rusya’nın “birincil oyun kurucu” olarak tanımlanması, Sovyet mirasının hâlâ bölge siyasetini belirlediğini göstermektedir. Rusya’nın sınırları bilinçli şekilde sorunlu çizdiği iddiası, klasik “böl ve yönet” stratejisine işaret etmektedir. Etnik çeşitliliğin çatışma potansiyeli taşıdığı Güney Kafkasya’da bu strateji, Moskova’nın bölge üzerindeki nüfuzunu sürdürmesini kolaylaştırmaktadır.

İran açısından Kafkasya, Batı’ya açılan zorunlu bir geçiş alanıdır. İran’ın Ukrayna ve Avrupa’ya uzanma hedefi, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik izolasyonu kırma arayışının bir yansımasıdır. Ancak Rusya’nın İran’ın enerji ihracatını sınırlama isteği, iki ülke arasındaki iş birliğinin pragmatik ve sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, İran-Rusya ilişkilerinin tam anlamıyla stratejik bir ittifaktan ziyade çıkar temelli olduğunu göstermektedir.

Türkiye’nin Orta Asya’ya ulaşma arzusu ise tarihsel, kültürel ve jeopolitik boyutlar taşımaktadır. Metinde vurgulanan pan-Türkizm algısı, bölge ülkelerinin Türkiye’ye yönelik temkinli yaklaşımını açıklamaktadır. Özellikle Gürcistan’daki Rus korkusu, Türkiye’nin Batı ile olan bağlarını bölge ülkeleri açısından hem bir fırsat hem de bir risk unsuru hâline getirmektedir.

Son olarak, İran’ın Ermenistan’ı erken tanıması, Tahran’ın ideolojik değil jeopolitik ve güvenlik merkezli bir dış politika izlediğini göstermektedir. İran, Azerbaycan-Türkiye hattına karşı Ermenistan’ı dengeleyici bir unsur olarak görmektedir. Bu durum, İran’ın Kafkasya siyasetinin mezhepsel değil, tamamen stratejik çıkarlar üzerinden şekillendiğini ortaya koymaktadır.

İran ve Ermenistan arasındaki ilişkileri Elaleh ve Seyyid Mehdi şu şekilde açıklıyor:

"İran–Ermenistan ekonomik ilişkileri doğalgaz, elektrik, ticaret ve sanayi olmak üzere dört alanda şekillenmiştir. İran’ın Ermenistan’a yaptığı ihracatın küçük bir bölümünü petrol ürünleri oluşturmakla birlikte, İran’ın Ermenistan’a doğalgaz ihracatı ikili ekonomik ilişkilerin ana eksenini oluşturmakta ve stratejik bir önem taşımaktadır. Bunun temel nedeni, bu ticaretin Ermenistan’ın enerji güvenliğini sağlamasıdır. Boru hattının çapı 700 milimetredir (28 inç). Boru hattının başlangıç kapasitesi yıllık 1,1 milyar metreküp (bcm) doğalgaz olup, bu kapasitenin 2019 yılına kadar 2,3 milyar metreküpe çıkarılması planlanmıştır. Sözleşme 20 yıllık bir süre için imzalanmıştır. İran’dan sağlanan her bir metreküp doğalgaz karşılığında Ermenistan’ın İran’a 3 kWh elektrik enerjisi iade etmesi öngörülmektedir." (Koolaee & Hosseini Taghiabad, 2019, s. 110)

Kaynak: Mira Haber

Hazar Denizi ve İran’ın Bölgesel Yaklaşımı 

Görselde de görüldüğü üzere Hazar Denizi’ne sınırı bulunan ülkelerden biri İran’dır. Bölgede, Hazar Denizi üzerindeki hâkimiyet iddiaları uzun bir süredir devam etmektedir. Sovyetler Birliği döneminde bu konuda bazı anlaşmalar yapılmıştır. İran ise Hazar Denizi’nin beş kıyıdaş ülke arasında yüzde 20’lik bir pay esasına göre paylaşılmasını istemektedir.

Hazar Denizi, doğal kaynaklar açısından oldukça zengin bir bölgedir. Görselde ayrıca, eğer doğruysa, Hazar Denizi çevresinde homojen bir Şii nüfus varlığı dikkat çekmektedir. Bu durumun bilinçli bir politika sonucu mu olduğu sorusu ister istemez akla gelmektedir. İran’ın orta bölgelerinde geniş çöl alanları bulunmaktadır ve bu iç bölgelerde Şii nüfus ağırlıktadır. Buna karşılık İran’ın kuzeyinde ve güneydoğu bölgelerinde Sünni nüfus yaşamaktadır.

İran, Azerbaycan’ın seküler bir karaktere sahip olmasından memnuniyet duymaktadır. İran’ın Azerbaycan bölgesinde yaşayan Türkler daha dindar bir karaktere sahiptir ve Azerbaycan’ın “Pan-Türkist” söylemlerine karşı mesafeli durmaktadır. Bu durumun devam etmesini İran’ın arzuladığı yönünde çeşitli görüşler dile getirilmektedir. Güney Kafkasya aynı zamanda Heartland’a açılan bir kapı konumundadır. Hazar bölgesindeki doğal kaynaklara erişim de süper güçlerin gündeminde önemli bir yer tutmaktadır.

Rusya’nın dağılmasından sonra kurulan devletlerde büyük bir yolsuzluk sorunu ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda Ermenistan öne çıkmaktadır ve bölgede ciddi bir yönetim krizi yaşanmıştır. Bu durum nedeniyle Ermenistan’dan yoğun bir göç gerçekleşmiş ve ülkede yaşayan Ermeni nüfusu ciddi şekilde azalmıştır. Ermenistan, dünyadaki en homojen ülkelerden biridir. Ülkede yaklaşık yüzde 95 oranında Ermeni nüfus bulunmaktadır ve bunun yanında az sayıda Yezidi nüfus yaşamaktadır. Buna rağmen, kötü yönetim ve ekonomik sorunlar nedeniyle Ermeniler ülkelerini terk etmek zorunda kalmıştır.

Analiz: Hazar Denizi, Mezhep Coğrafyası ve Güç Mücadelesi

Bu metin, Hazar Denizi’nin statüsü üzerinden enerji, mezhep ve jeopolitik rekabet ekseninde şekillenen bir bölgesel güç mücadelesini ortaya koymaktadır. İran’ın Hazar Denizi’nde yüzde 20’lik eşit paylaşım talebi, hukuki olduğu kadar stratejik bir talep olarak da okunmalıdır. İran, bu talep ile hem Rusya’nın fiilî üstünlüğünü sınırlamak hem de enerji paylaşımında daha güçlü bir konum elde etmek istemektedir.

Metinde dikkat çeken unsurlardan biri, Hazar çevresindeki Şii nüfus yoğunluğuna yapılan vurgudur. Eğer bu durum bilinçli bir nüfus mühendisliğinin sonucuysa, İran’ın mezhebi yakınlığı jeopolitik nüfuz aracı olarak kullandığı söylenebilir. İran’ın kendi iç coğrafyasında Şii nüfusu merkezde, Sünni nüfusu ise çevre bölgelerde tutması, klasik merkez–çevre güvenlik yaklaşımıyla uyumludur. Bu durum, İran’ın sınır bölgelerinde potansiyel ayrılıkçı veya dış etkilenmelere karşı temkinli bir politika izlediğini göstermektedir.

İran’ın Azerbaycan’ın seküler yapısından memnun olması, mezhepsel yakınlığın her zaman politik yakınlık anlamına gelmediğini ortaya koymaktadır. İran için asıl tehdit, Azerbaycan’daki Türk kimliğinin Pan-Türkist bir siyasi ideolojiye dönüşmesidir. Bu nedenle İran, kendi Azerbaycan Türklerinin dindar ama milliyetçi olmayan bir çizgide kalmasını stratejik bir kazanım olarak görmektedir.

Güney Kafkasya’nın Heartland’a açılan kapı olarak tanımlanması, Mackinder’in klasik jeopolitik teorisine açık bir göndermedir. Hazar havzasındaki enerji kaynakları ve ulaşım koridorları, bölgeyi yalnızca bölgesel aktörler için değil, küresel güçler için de vazgeçilmez hâle getirmektedir.

Son olarak Ermenistan örneği, Sovyet sonrası dönemde devlet kapasitesi zayıflığı, yolsuzluk ve demografik erime arasındaki ilişkiyi açıkça göstermektedir. Ermenistan’ın etnik açıdan homojen olmasına rağmen nüfus kaybetmesi, istikrarın yalnızca etnik birlikle sağlanamayacağını ortaya koymaktadır. Kötü yönetim, küçük ve kapalı toplumları dahi sürdürülemez hâle getirebilmektedir.

Günümüzde Ermenistan, ABD eksenine kaymış bulunmaktadır. Bu durumun ne kadar süreceği ise merak konusudur. İran ve Rusya, Ermenistan’ı kaybetmek istememektedir. Gelecek günlerde gelişmeler daha net bir hal alacaktır.

Kaynakça: 

Koolaee, E., & Hosseini Taghiabad, S. M. (2019). Science diplomacy of the Islamic Republic of Iran in the South Caucasus. International Studies Journal, 15(4), 99–131.

Babacan, M. (2025, 21 Ekim). İran’da Bahâîler. Türkiye Araştırmaları Vakfı. https://www.turkiyearastirmalari.org/2025/10/21/yayinlar/analiz/iranda-bahailer/

Ozan Dur

 

Ozan DUR
Ozan DUR

Ozan Dur, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olup, İngilizce, Osmanlıca, Farsça, Arapça ve İbranice öğrenerek dil alanında uzmanlaştı. Humboldt Üniversitesi, İmam Humeyni Üniversit ...

Yorum Yaz