İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Bu Bilgi Ne İşime Yarayacak?
İnsan çoğu zaman öğrendiği şeylere aynı soruyla yaklaşır: “Bu bilgi ne işime yarayacak?” Bu soru ilk bakışta mantıklı görünür; çünkü modern dünyada her şey fayda üzerinden değerlendirilir. Ancak hayat, bu sorunun cevabını her zaman hemen vermez. Hatta çoğu zaman, öğrendiğimiz bir bilginin gerçek değerini yıllar sonra fark ederiz.
Bazen insan, bir şey öğrenirken onun nereye varacağını bilemez. Fakat öğrenme süreci, görünmeyen bir yatırım gibidir. Bugün anlamsız gibi görünen bir bilgi, yarın hayatın tam merkezinde yer alabilir. Bu yüzden öğrenmeyi sadece kısa vadeli faydaya indirgemek, insanın kendisine yaptığı en büyük sınırlamalardan biridir.
Said Nursî’nin hayatı bu konuda güçlü bir örnektir. Gençlik döneminde matematik, fizik ve astronomi gibi ilimlerle meşgul oldu. O dönem bu bilgilerin ileride nasıl bir karşılık bulacağını hesaplamadı belki de. Ancak yıllar sonra bu birikim, onun düşünce dünyasını şekillendirdi ve insanlara farklı bir perspektiften hitap etmesini sağladı. Bir Müslüman bugün "matematik ve fizik ne işine yarayacak, İslami ilimler okusunlar" diye söyleyebilir. Çünkü bu bilgiler İslami olmaktan uzaktır ama hakikatte ilk Müslümanlar da bu bilgileri öğrendiler. Öğrendiklerini kullanmak ve bunu da İnsanlığın hizmetine sunmak beraberinde başarıyı getirebilir.
Onun “Yeni Said” döneminde ortaya koyduğu Risale-i Nur, aslında yıllar önce edinilmiş bilgilerin bir meyvesiydi. Bu durum bize şunu gösterir: İnsan, bir gün kullanacağı sermayeyi çoğu zaman farkında olmadan biriktirir. Önemli olan, bu birikimi sabırla ve istikrarla sürdürmektir.
Benzer şekilde Ali Ulvi Kurucu de Arapça öğrenirken ve şiirle ilgilenirken bunun gelecekte nasıl bir karşılık bulacağını düşünmedi. Hatta şiir öğrendiğini söylediğinde hocasının “O da İslam’a şiir ile hizmet etsin” demesi, aslında bakış açısının ne kadar geniş olması gerektiğini gösterir. Her yetenek, doğru niyetle bir hizmet kapısına dönüşebilir.
O dönemde İslami ilimlerle uğraşanlara yöneltilen küçümseyici sözler de vardı. “Ne olacaksın, ölü yıkayıcısı mı?” gibi ifadeler, birçok insanın yolunu kesebilirdi. Ancak Ali Ulvi Kurucu bu sözlere takılıp kalsaydı, bugün gönüllerde yer edemezdi. Demek ki insanın ilerlemesini engelleyen en büyük şey, dış seslerden çok iç sesidir.
Mehmet Akif Ersoy de Arapça, Farsça ve şiirle iç içe bir hayat sürüyordu. Bu ilimlerle meşgul olurken belki de sadece öğrenmenin hazzını yaşıyordu. Ancak ilerleyen yıllarda bu birikim, onun milletine ve inancına hizmet etmesinin en güçlü aracı hâline geldi. Bu da gösteriyor ki samimi bir öğrenme, mutlaka bir karşılık bulur.
Tüm bu örnekler bize önemli bir gerçeği hatırlatır: İnsan, gelecekte hangi bilginin nerede karşısına çıkacağını bilemez. Bu yüzden öğrenme sürecine dar bir fayda perspektifiyle yaklaşmak yerine, daha geniş bir ufukla bakmak gerekir. Çünkü hayat, çoğu zaman sürprizlerle doludur.
Bir diğer önemli yanılgı ise faydalı olmanın tek bir yolu olduğunu düşünmektir. Oysa gerçek şudur: İnsanlar sayısınca hizmet yolu vardır. Kimi ilimle, kimi sanatla, kimi sözüyle, kimi de duruşuyla insanlara katkı sağlar. Önemli olan hangi yolu seçtiğin değil, o yolda ne kadar samimi ve istikrarlı olduğundur.
Sonuç olarak, insanın gelişimi çıkar odaklı değil, ufuk odaklı olmalıdır. Sürekli “Bu bana ne kazandıracak?” diye düşünmek, öğrenmenin derinliğini azaltır. Oysa beklenti olmadan öğrenmek, insanı hem özgürleştirir hem de zenginleştirir. Çünkü gerçek gelişim, çoğu zaman hesap yapmadan atılan adımlarla başlar.
Özellikle belirtmek gerekir ki: bu önerdiğim yol büyük fedakarlıklarla ve zorluklarla dolu olabilir. Bir yandan geçinecek kadar işiniz mutlaka olmalı ve onun yanında gönüllü işlere el atarsanız, mutlaka karşılığını alırsınız. Akıl ve kalp ikisi de aynı anda işlerse daha uzun ömürlü işler yaparsınız Allah'ın izniyle. Doğrusunu Allah bilir.
Ozan Dur
Yorum Yaz