İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Edebiyatın en eski amaçlarından biri; insana, ‘ötekinin gözü’ ile bakabilme şansı vermektir. Böylece insan insanı, insan tabiatı anlar. Bu amaç doğrultusunda kimi zaman bize oldukça uzak varlıkların, kimi zaman ise canavarların yolculuklarına şahitlik ederiz. Bu yolculukların en anlamlı olanlarından biri Shelley’nin Frankenstein romanıdır.
Ötekinin gözünden bakabilmek mevzuunda gotik edebiyatın yeri ayrıdır. Çünkü gotik edebiyat insana dışlanmışların, terk edilmişlerin gözünden bakmayı sağlar. Bu tipler genellikle -çeşitli sebeplerle- toplum tarafından kabul görmeyen kişilerdir. Garip ki, onları canavar hâline sokan da bu dışlanmadır.
Victor’un canavarı Cennetten Düşen Melek, hiçbir suçu olmamasına rağmen yaratıcısı tarafından terk edilir. Böylece doğumu ile acısı başlar. Zamanla dünya ile tanışacak, onun çarkları altında ezilecektir. Dünyaya masumiyet nazarı ile bakan yaratık; görünüşü yüzünden korkulmuş, itilip kakılmıştır. Ona bunu yaşatan kişiden intikam almak doğal bir hakkı değil midir?
Nihayetinde Victor’un bencil arzularının bir sonucu olan işte bu isimsiz yaratıktır. Bilim adamı, bir varlık yaratmanın peşine düşmüş ancak onun sorumluluğunu almayı düşünmemiştir. Oysa bir şeyi meydana getirmek aynı zamanda yeni bir mesuliyet yaratmaktır.
Victor’u anlamak için ilk önce romanın yazıldığı döneme bakmak gerekir. Çünkü o, 19. Yüzyılın ete ve kemiğe bürünmüş hâlidir. Çağının her şeyi maddi olgular ile açıklayan, Yaratıcıyı dünyadan dışlayan zihninin ürünüdür. Öyle ki insanın doğaya hükmetmesi yetmemiş, ölüme ve yaşama da hükmetmenin peşine düşmüştür. Böylece Victor ölüye, hatta ölü parçalardan mürekkep bir bütüne can vermeyi araştırmıştır. En nihayetinde yeryüzünde aradığını gökten gelecek bir güçle bulmuştur. Victor ölüye can vermeyi başarmakla beraber aynı suçun hem mücrimi hem de mağduru olur. Evet, mücrimdir. Çünkü ona kol kanat germesi gerekirken ondan kaçan, onu kendisine yabancı bu mekanda yalnız bırakan da odur. Aynı zamanda da mağdurudur, zira hiçbir insanın anlamını bilmediği bir sorunun muhatabı olmuştur.
Mahluk dünyayı tanımaya başlar. Ancak bu süreç hiç de kolay olmaz. Çünkü onun görünüşü insanlara korku verir ve toplumun ondan kaçmasına sebep olur. Köylüler ona taşlar, sopalar ile saldırıp canını yakma eğilimi gösterir. Yaratığın uzattığı çiçeğe karşılık gösterilen tek duygu korku olur.
Shelley’nin hikayesinde önemli dönüm noktalarından biri canavarın kaçıp bir ahıra saklanmasıdır. Uzunca bir süre burada saklanır, ev halkına odun ve yemek gibi işlerinde görünmeden yardım eder. Bu küçük aile, görünmez bir yardımcıları olduğuna inanır ve ona dua ederler. Yaratık ise bu sürede ahırdaki bir delikten âmâ bir ihtiyarı ile torunlarını izler, okuma ve yazmayı söker. Sonrasında bir gün karşılarına çıkar. Onu bu hâline rağmen kabul edeceklerini, bu merhametli insanların ona da bir yer vereceğini düşünür. Fakat hayat, onun hayallerinin bittiği yerde başlar.
Ev halkı, karşısında böylesine bir canlıyı görmekten korkar. Diğer “kötü” insanlardan farksız davranır. Yaratık bundan dolayı orayı terk etmek zorunda hisseder. Böylesine dışlanmış, böylesine yalnızken aklına ona bu sefil yaşamı verenden intikam almak fikri yerleşir.
Yaratık zamanla işlediği cinayetler, verdiği eziyetler karşısında artık gerçek bir canavar olmuştur. Onu canavar olmaya itenler, bu durumdan dolayı yaratığı suçlar. Oysa göz ardı edilen nokta şudur ki; başlangıçta karşılarındaki bir melekti ve onu kanatlarından tutup, düşüren de onu itenler oldu. Hâl böyleyken yalnız onu suçlamak ve canavar lakabını takmak; ancak haksızlık olur. Toplum ,bir canavarı yaratmakla, bu mahluktan daha da canavardır.
Yaratık Victor'a gider ve oldukça makul bir teklif sunar: “yalnızlığımı gider.” Bana benim kadar çirkin, benim kadar kötü bir eş yap, der. Victor ilk zamanlar bu teklifi geri çevirse de, bir vakit sonra teklif ona da cazip gelmeye başlar. Lâkin bir korkusu vardır. Ya canavarlar ürer ve bir nesil oluşturur, onun deyimi ile yeni bir türün Adem ve Havva’sı olurlarsa?
Böylece canavar geceler kadar soğuk olan yalnızlığına mahkum edilir. İntikam artık yalnızca alınabilir bir şey değil, alınması da gereken bir vakıadır. İntikamını onu yalnız bırakanı, yalnız bırakmakla yani düğün günü müstakbel eşini öldürmekle alır. Böylece Victor ve canavarın hikayesi uzun zaman sonra ilk defa böylesine kesişir.
Bu iki yarım bir araya gelip asla bütün oluşturamazlar. Hatta yan yana geldiklerinde yarımlıkları dahi kalmaz, çeyreğe düşerler. Birbirlerine hem dinmez bir nefret hem de minnet duyan bu iki varlık, bir türlü tek bir potada erimeyi başaramaz. Victor Frankenstein bir gün bir gemi kaptanına bu hikayesini anlatırken, yanı başında bekleyen ve ona son bir defa “baba” diyen bir ses işitir. Hikayenin başında canavar Victor’un ellerindeyken, şimdi Victor onun ellerindedir. Yaşam bu ikiliyi bir arada tutmamak için yemin etmiş gibidir.
Umut Can Zan
Yorum Yaz