DESCARTES’İN RUH VE BEDEN AYRIMI | 3/3

0

Buraya kadar maddi şeylerin varolduğu, özlerinin düşünce olduğu ve ruh ile bedenin insan doğasında birbirine içkin olduğu gösterilmiştir. Descartes’ın düalist töz anlayışına daha çok itiraz edilen yan ise; nasıl oluyor da özü düşünce olan ruh, sonlu, parçalanabilir ve özü yer kaplama olan maddi şeyleri etkileyebilmektedir?

Burada ruhun nasıl etkilediğini görmek için ruhun bedenle kenetlenmiş yapısının nasıl olduğu ve ruhun merkezinin neresi olduğunu ele almak gerekir. Descartes Duygular ya da Ruh Halleri adlı eserinin 30. maddesinde “Ruh bedenin tüm azalarına sımsıkı kenetlenmiştir” (Descartes, 2015, 67) ifadesini ele almaya çalışır. “Bunun nedeni bedenin bir bütün olması ve organlarının terkibi bakımından herhangi bir şekildi bölünemez oluşudur. Yani bedenin bir parçası kesildiğinde ruhun küçülmesinin söz konusu olmamasından, ama bedenin organlarının terkibi bozulduğu anda onun da bedenden tümüyle ayrılacak olmasından” (2015, 67-69). Ruh ve beden birbirine kenetlenmiş durumdadır. Ruh insan bedenine kenetlenmiştir ancak işlevlerini yerine getirdiği yer beyindir. Çünkü bedenimde herhangi bir hissi duyumsadığımda, aslında bu duyumsamamın merkezinin sinirler aracılığıyla beyin olduğu görülecektir. Ruh, beyinde bulunan, gudde olarak adlandırılan ya da epifiz bezi olarak da bilinen kozalaksı bir yapının içerisinde işlevini yerine getirmektedir. Bu guddenin yapısını Descartes:

“Çok küçük bir tür gudde bu, beyin dokusunun ortasına yerleşmiş ve beynin ön kavuklarındaki zerrelerin arkadaki zerrelerle iletişimini sağlayan kanalın üstüne öyle asılmış ki, şöyle hafifçe kımıldadığında o zerrelerin yönünü fazlasıyla değiştirebildiği gibi, karşılığında o zerrelerin yönünün hafifçe değişmesi bu guddenin hareketlerinin de fazlasıyla değişmesine neden oluyor” (2015, 71).

şeklinde tanımlar ve ardından ruhun ana merkezinin gudde olduğunu nasıl bilebildiğimizi, insanın iki gözü, iki kulağı, iki eli olduğu, sonuçta dış duyu organlarımızın çift olduğu; ancak bizim tek bir şeye ilişkin basit bir yargıda bulunmamız gerektiği; bunun da ancak iki göz, iki kulak ve iki elden gelen iki izlenime sahip duyu verilerinin ruha ulaşmadan tek bir nesneye indirgenerek ulaştırılması ile sağlanacağını da açıklamaktadır (2015, 71-73).

Ruh, bu ana merkezden insan bedenini nasıl etkilemektedir ve bedeni nasıl harekete geçirmektedir? Burada ilk olarak bedenin hareketinin kaynağının sadece ruh olmadığını, ruhun etkisi olmadan bedenin hareket edebileceğini dikkata almak gerekir. Bir arkadaşımız bize vurmak için elini kaldırdığında ve eli gözümüzün önünden geçtiğinde, insan bedeni refleksif olarak düşünmeden göz kapaklarını kapatacaktır. Hatta o kişinin bize asla zarar vermeyeceğini bilsek bile insan bedeni böyle bir hareketi sergileyecektir. Burada gözleri kapama hareketinin nedenini sorguladığımızda karşımıza iradenin çıkmadığı açıktır. İrade edimi ruhun temel edimlerinden biridir ve özünde düşünce vardır. Fakat burada iradeden bağımsız beden hareket etmektedir (2015, 43-45).  

“Ruh bedeni nasıl harekete geçirir? Ruhun asıl meskeni beynin ortasında bulunan guddedir. Ruh buradan bedenin her yerine zerreler[1] ve sinirler vasıtasıyla ışık saçar, ha bir de bu zerrelerin izlenimine katılıp onları atardamarlar yoluyla tüm organlara kan vasıtasıyla” (2015, 75).

Descartes daha açık bir şekilde ruhun bedeni hareket ettirmesini şöyle açıklamaktadır:

“İncecik sinir tellerimiz bedenin tek tek her yerine öyle bir yayılmıştır ki, duyulur nesneler oralarda ne zaman farklı farklı hareketlere yol açsalar, onlar da beynin gözeneklerini farklı farklı açarlar ve böylece beynin kovuklarında bulunan hareket ettirici zerrelerin değişik şekillerde kaslara girmesine neden olurlar. Bu sayede uzuvlar da hareket edebilecekleri her şekilde hareket edebilirler. Dahası zerreleri değişik şekillerde hareket ettirebilecek her türlü neden, onları bu şekilde çeşitli kaslara götürmeye yeter” (2015, 75).

Bir başka deyişle, herhangi bir uzvumuzu harekete geçirmeyi düşündüğümüzde, ruh, canlı zerreciklerini o uzvun kaslarına gönderir ve o kasın harekete geçirilmesini sağlar. Söz gelimi parmaklarımı farklı farklı harflere karşılık gelen tuşlara basmak için ruh, guddede bulunan canlı zerreciklerini parmaklarıma göndererek onların harekete geçmesine sebep olur. Ayrıca burada iradeli eylem de gözlemlenmektedir.

Duygular ya da Ruh Halleri adlı eserde bizim burada göstermeye çalıştığımızdan çok daha ayrıntılı bir şekilde ruh beden ilişkisi ele alınmıştır. Ayrıca bu ilişkiye sebep olanlar ve sonuçları da ayrıntılı bir şekilde tartışılmıştır. Ancak bizim değerlendirme konumuz olan ruh ve bedenden müteşekkil ikili töz anlayışı ve birbirlerini nasıl etkilediği meselesi yeterince izah edildiği için bu kadarı ile iktifa edilmektedir.

Son olarak çağdaş felsefede, söz konusu düalist anlayış nasıl ele alınmaktadır? Bu meseleye kısaca, Yale Üniversitesi’nde Profesör Paul Bloom’un açık ders notlarından ve Tübitak’ın e- dergisinde İnci Ayhan’ın makalesinden esinlenerek anlaşılır kılmaya çalışılacaktır.

Paul Bloom dersin giriş kısmında Descartes’ın düalist anlayışının ne olduğunu anlatır. Onun insan davranışı anlayışı ve şüphe yöntemi üzerinden düalist düşünceyi temellendirdiğini söyler. Bu düalist tavrın da insanların çoğunda yerleşik bir tavır olduğunu ifade eder. Bu önermeye ilişkin bir deneyden bahseder ve Tanrı’ya inananların yüzde doksan altısının öldükten sonra cennete gireceklerine dair dönüt alır. Diğer yandan Yahudilik inancına mensup insanlara aynı deney yapıldığında da sonuç benzerdir. Oysa Yahudilik inancında ahiretin mahiyeti hakkında net bir tavır yoktur. Ayrıca daha ilginç bir deney ise, aynı tavır Tanrı’ya inanmayanlarda da söz konusudur. Yani birçoğu öldükten sonra cennete gireceklerini düşünmektedir (Bloom, 1-4).

Sonrasında Paul Bloom bilimin verileriyle bu ayrımı ele alarak şu ifadeleri kullanır:

(…) bilimin bu konudaki ortak görüşü düalizmin yanlış olduğudur. Bedeninizden ayrı olan ya da ayrılabilen bir “sen” yoktur. Özellikle de, beyinden ayrı bir “sen” yoktur. Ya da bilişsel bilimcilerin, psikologların ve sinirbilimcilerin dediği gibi “zihin beynin yaptığıdır”. Yaptığı hesaplamalar bilgisayarın işleyişini nasıl yansıtıyorsa zihin de beynin işleyişini yansıtır (Bloom, 2007, 4).

Yani, bilinç, duygular, seçimler ve ahlak da dâhil bütün zihinsel yaşamın beyin aktivitesinin ürünü olduğuna dair bilimsel bir görüş birliği vardır (Bloom, 2007, 5). Yani insan edimlerinin kaynağı; zihinde birtakım kimyasal tepkimelerden oluşan uyarımlar sonucunda, insan eylemi kompleks belirlenmişlik içerisinde gerçekleşir. Özgürlük bir yanılsamadır. Paul Bloom’un yapmış olduğu bu açık dersin başında, Harikalar Diyarındaki Alice’den yaptığı alıntı; “sen bir sinir hücresi sürüsünden başka bir şey değilsin” ifadesi olayı daha anlaşılır kılmaktadır. Paul Bloom bu derste ayrıntılı bir şekilde beynin işlevini ve sinir hücrelerinin nasıl iş gördüğüne dair ayrıntılı bilgi vermektedir. Bizim konumuz açısından ayrıntıya girilmeyecektir. Ancak dersin sonunda ifade ettiği:

Bu gerilimle birlikte, üç seçenek vardır. Bilimin zihne dair görüşlerini reddetmeyi seçebilirsiniz. Çoğu insan bunu yapar. Düalizmi kabul etmeyi seçip, beynin zihinsel yaşamdan sorumlu olduğu düşüncesini reddedip, bilimsel bir psikoloji vaatlerini de reddedebilirsiniz. Diğer yandan, bilimsel bakış açısını kabul edip, bu hümanist değerleri reddedebilirsiniz. Bazı psikologlar ve filozoflar bunu yapar ve özgür irade, sorumluluk, ruhani değer ve içsel değerlerin birer yanılsama; modern bilimle birlikte ortadan kalkmış bilim öncesi kavramlar olduğunu öne sürebilirsiniz. Ya da bunları bir araya getirebilirsiniz. Zihne dair bilimsel bakış açısını, korumak istediğiniz bu hümanist değerlerle birleştirebilirsiniz” (Bloom, 2007, 12-13).

açıklama, çağdaş felsefede zihin beden düalizmi  söz konusu olduğunda, net bir tavrın hala sergilenmediğini gösterecektir. Aynı şekilde İnci Ayhan’da bilincin deneyimine dair yazmış olduğu makalede bilinç işleyişinin insan beyninde nasıl olup bittiği ve bu işleyişi birtakım sinir hücrelerine bağladığını ifade etmektedir. Ancak makalede en dikkat çekici yan:

“Biyolojik işleyişlerden öznel deneyimlerin nasıl doğduğu sorusu bugün yaşam bilimlerinin, yanıtını aradığı belki de en zor sorudur. Şimdilik hiçbir kuram, beynimizdeki sinirsel etkinlik ve öteki biyolojik işleyişlerden yola çıkarak kırmızı bir elmayı nasıl kırmızı algıladığımızı ya da ateşin derimize değdiği an acıyı nasıl hissedebildiğimizi tam olarak açıklayabilmiş değil. Yalnızca deneyimleyen kişiye özgü bu his ve algıların niteliğini tanımlayabilmek olanaksız. Örneğin, önümüzdeki iki kırmızı nesnenin aynı renkte olup olmadığına ilişkin bir yorum yapabiliriz. Ancak kırmızının farklı tonlarını eksiksiz, nesnel olarak tanımlayamayız” (Ayhan, 2009, 32).

Descartes, insanın doğasından ve şüphe yönteminden esinlenerek zihin ile bedenin farklı iki töz olduğu ve birbirinden ayrı olduğunu göstermiştir. Ancak hem yaşadığı dönem hem de günümüze kadar gelen süreçte Descartes’ın bu ikili töz anlayışına itiraz getirilmiştir. Bu ikili töz konusuna getirilen en önemli itirazlardan biri de; nasıl olur da ölümsüz, özü düşünce olan ruh, sonlu ve özü yer kaplama olan maddi şeyleri etkilemektedir.  Descartes özellikle Duygular ya da Ruh Halleri adlı eserinde bu soruna ilişkin cevap vermiştir ve bu cevabı verirken ayrıntılı bir şekilde insan doğasını da işlemiştir.

Çağdaş felsefe ve bilimde konu çok kısa ele alınmasına rağmen, açık bir şekilde düalist tavır dinamikliğini sürdürmektedir. Bilim her ne kadar bu olup bitenlerin kompleks yapıya sahip insanı, sinir hücrelerinin etkileşimine indirgese de sağduyu daha çok düalist tavırdan yanadır.

Burak AYAZ

KAYNAKÇA

Cevizci, Ahmet. Felsefe Tarihi. İstanbul: Say Yayınları, 2015.

Clarke, Desmond M. Descartes. İstanbul: İş Bankası Yayınları, 2016.

Descartes, Rene. Meditasyonlar. çev. Engin Sunar İstanbul: Say Yayınları, 2013.

Descartes, Rene. Meditasyonlar. çev. Çiğdem Dürüşken. İstanbul: Alfa Yayınları, 2019.

Descartes, Rene. Felsefenin İlkeleri. çev. Mehmet Karasan. İstanbul: M.E.B Yayınları, 1997.

Descartes, Rene. Felsefenin İlkeleri. çev. Mesut Akın. İstanbul: Say Yayınları, 2007.

Descartes, Rene. Yöntem Üzerine Konuşma. çev. Çiğdem Dürüşken. İstanbul: Kabalcı Yayınları, 2013.

Descartes, Rene. Duygu ya da Ruh Halleri. çev. Çiğdem Dürüşken. İstanbul: Alfa Yayınları, 2015.

Kambouchner, Denis – Buzons, Frederic de. Descartes sözlüğü. çev. Murat Erşen.   İstanbul: Say Yayınları, 2012.

Russ, Jacqueline. Avrupa Düşüncesinin Serüveni. çev. Özcan Doğan. İstanbul: Doğu Batı Yayınları, 2019.

Makaleler

Ayhan, İnci. “Bilinç ve Bilinçli Deneyimin Doğası”. Bilim ve Teknik Dergisi 478 (2009): 28-33.

Ders Notları

Bloom, Paul. “Ders: 2. Bu Senin Beynin” Psikolojiye Giriş, çev. Hakan Çetinkaya. (2007): 1-13. Erişim için: https://acikders.tuba.gov.tr/file.php/120/Lectures/2.html

[1] Descartes burada zerre derken canlı zerreciklerini kastetmektedir. Yani O’nun terminolojisine göre spirutus animales’tir. Bunları modern anlamda sinir sinyalleri olarak anlamak da mümkündür (2015: 353) 9. Not.

About Author

Leave A Reply