İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Bugünkü gençlik, Mehmet Âkiflere ve Ali Ulvi Kuruculara her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyor. Özellikle bazı büyüklerimizin de belirttiği gibi; biz, 'kökü mazide olan atiyiz.' Yani köklü bir geçmişimiz var; binlerce yıllık, götürebildiğimiz kadar geriye giden bir mazi... Nasip olursa bu dünya durdukça da bu millet ve bu devlet daima ileriye gidecektir.
Dünya her zaman zor zamanlardan geçebilir; kötü bir düzen, ağır ekonomik koşullar baş gösterebilir. Fakat bütün bunlara rağmen insan, geleceğe asla karamsar bakmamalıdır. Geçmişe, yani kendi hatırladığı o olumsuz tecrübelere takılıp kalmamalı; her zaman daha iyisinin olabileceğini düşünerek geleceğe doğru ilerlemelidir.
Allah bizlere el ve ayaklar vermiş; bu uzuvları çalışalım, ibadet edelim diye bahşetmiştir. Ki 'ibadet' kelimesi bazı dillerde 'çalışmak' ile aynı anlama gelir. Dolayısıyla mümin, her daim bir işi bitirdiği zaman hemen diğer bir işe başlamalıdır. Zor zamanlar herkesin hayatında olur; ancak bu zorlukların sizi fazla sarsmasına, vazgeçirmesine ve çaresiz bırakmasına izin vermemelisiniz. Her şartta daha çok çalışmalı, daha çok çabalamalı ve geleceğe doğru kararlılıkla yürümelisiniz.
Aslında bakıldığı zaman, ekonomik olarak bazı açılardan dezavantajlı bir dönemde yaşıyoruz. Ama bir yandan da Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesindeki ya da Balkan Harbi'ndeki gibi bir ortamın olmaması büyük bir lütuftur. Bütün bunların yanında; ülkemiz içerisinde kardeşçe ve güven içinde yaşayabileceğimiz, başımızı sokabileceğimiz bir vatanımızın olması çok kıymetlidir. Kendi durumumuzu gözlemlerken, madden bizden aşağıda olanlara bakıp şükretmeli; fakat vizyon olarak kendimizden yukarıda olanları da geçecek şekilde çalışmalıyız. Bizi günün sonunda başarıya götürecek olan formül budur.
Elbette dünya ile, Batı'yla ya da Amerika'yla eşit şartlarda değiliz. Ama bakıldığı zaman insan, aynı insandır; duyguları olan, hisleri olan, yapabilme kapasitesine sahip olan insan her yerde aynıdır. Zeka, her millete eşit dağıtılmıştır. Yani 'Amerikalılar daha zeki' ya da 'Almanlar çok daha üstün zekalı' gibi bir durum söz konusu değildir. Hatta 'doğuştan yetenek' diye bir şeye aşırı anlam yüklememek gerekir. Yetenek denilen şey, en fazla bir şeyleri biraz daha hızlı yapmanızı sağlar; o kadar. Asıl dikkat etmemiz ve sarılmamız gereken şey disiplindir. Disiplini elden bırakmadığınız ve bir hedef uğruna sadakatle çalıştığınız zaman, bu süreç sizi mutlaka başarıya götürecektir.
Hayat, hem mana hem de madde üzerine kuruludur. Şirketlerin, kurumların, eğitimin ve genel olarak hayatın devam edebilmesi için her iki boyuta da ihtiyaç vardır. Örneğin insan işe giderken rızkını kazanmak, geçimini sağlamak için gider; bu işin paraya dayanan madde boyutudur. Ama aynı insan işe giderken; 'Ben şu an ailemin rızkını kazanıyorum, topluma katkı sunuyorum, bu parayla güzel işler yapıyor ve çocuklarıma güzel bir gelecek hazırlıyorum' diye düşünürse, işte o zaman işine bir mana katmış olur.
Hem maddeyi hem manayı bünyesinde bir arada barındıran insan, daima daha ileriye doğru gider ve çok daha büyük başarılar elde eder."
"İnsan gençken çalışabilir, yükü ancak gençken göğüsleyebilirsiniz. Yaşlandığınızda süreç maalesef sindirim sistemi sorunlarıyla başlayacak; kilo alacaksınız, hareketleriniz kısıtlanacak. Eğer şimdiden hayallerinizi gerçekleştirmek için yola çıkmazsanız, yaşlandığınızda hayıflanacağınız şeylerin sayısı binleri bulacaktır. Aksine; geçmişin acılarını düşünmeden, geleceğin korkularına aldırmadan, anı yaşayarak ve hedeflerinize odaklanarak çalışırsanız, yarın bir gün yaşlandığınızda arkaya bakıp 'İyi bir hayat yaşadım' dersiniz. Bugün en başarılı insanların hayatına baktığımızda hep aynı şeyi duyarız: 'Hayallerimin peşinden gittim, elimden gelen gayreti gösterdim ve yaptığım işi kusursuzluk takıntısı haline getirmeden, her zaman en iyi şekilde yapmayı hedefledim.'
Şunu iyi bilmeliyiz ki; bizim toplumumuz tembel bir toplum değildir. Tembellik, kişinin yapması gereken işi yapmamasıdır. İnsanlarımız işe gidiyor, geliyor, didiniyor... Ama unuttuğumuz bir şey var: Medeniyetler fedakarlıkla kurulur.
Bir insan ailesine ve çocuklarına karşı nasıl fedakarca davranıyorsa; örneğin bir çocuğu olduğunda nasıl daha bilinçli davranıp organik beslenmeye yöneliyorsa, bu bilinçlenmeden sonra toplumuna da farklı bir gözle bakmalıdır. Toplumun ihtiyaçlarıyla ilgilenmeli; elimizde bir yeteneğimiz, bir kabiliyetimiz ya da kendimizi geliştirdiğimiz bir alan varsa, o alan üzerinden topluma katkı sunmaya devam etmeliyiz. Hayatın tamamen maddiyattan ibaret olmadığını görmeli; geçinecek ve biraz da biriktirecek kadar elde ettikten sonra kalan enerjimizi, vaktimizi iyiliğe, güzelliğe ve toplumun gelişmesine harcamalıyız. Toplum, kendisi için çabalayanları ve çalışanları asla unutmayacaktır. Tabii ki bunu şöhret gayesiyle, maddi bir çıkar ya da menfaat beklentisiyle değil; sadece insanlığa hizmet etmek adına, üretmek ve çabalamak için yapmalıyız.
Bugün gençlerin önünde iki yol var:
Eğer İslami hassasiyetlere sahip bir gençse; işinden arta kalan vakitlerde mutlaka ilimle uğraşmalıdır. Günde bir saat bile olsa ilimle vakit geçirmek, Kur'an okumak, Arapça öğrenmek, hadis mütalaa etmek o genç için vazgeçilmez olmalıdır.
Eğer farklı bir dünya görüşüne sahip bir gençse; o zaman da bilimle iştigal etmeli, bilimsel araştırmalar yapmalı ve bunu toplumun hizmetine sunmalıdır.
Bunu yaparken her zaman maddi bir gelir elde edemeyebiliriz. Burada dikkat etmemiz gereken husus şudur: Bu işi güzel bir niyetle mi yapıyoruz ve bu iş topluma bir katkı sağlıyor mu? Eğer bu ikisi varsa, her türlü fedakarlığı göstermeye değer. Lakin bu yolun kolay olmadığını, zorluklarla dolu olduğunu da belirtmek isterim. Bu zorluğa katlananlar ve bu fedakarlığı gösterenler, günün sonunda hem daha büyük bir başarı elde edecekler hem de topluma daha çok katkı sunmuş olacaklar.
Bugün hepimiz üniversite okuyoruz. Ben de bir üniversiteden mezun oldum ve mezun olduktan sonra tarih ile bağımı hiç koparmadım. Fakat maalesef, tarihi çok sevdiği için bu bölüme gelenler dahi iş hayatına atılınca kültürel yönlerini ve ruhu besleyen edebiyat, tarih gibi alanlarla uğraşmayı bıraktılar. Bu durumda insan, sadece kendi işiyle ve ailesiyle sınırlı bir hayat senaryosunun içine hapsoluyor. Elbette insanın böyle yaşaması da bir tercihtir ve mümkündür; ancak aydınların, fikir adamlarının, ilim erbabının ve toplumda söz sahibi olanların topluma, insana dönük gönüllü yazılarla, konuşmalarla ve üretim alanlarında çabalaması çok daha güzel ve elzemdir.
İnanın çok zeki olmamıza, olağanüstü yeteneklere sahip olmamıza hiç gerek yok. Sadece samimi olalım, iyi niyetli olalım. Biz bir kez yola çıkalım, hedefimizi belirleyelim ve disiplinli, çalışkan olduğumuzu kanıtlayalım; Allah'ın yardımı da, toplumun, milletin ve devletin desteği de o andan itibaren bizi bulacaktır. Biz koşmaya başladığımızda ve bu koşuyu inatla devam ettirdiğimizde, bizi görenler elbette bir gün bize katılacaklardır.
Önemli olan, yaşadığımız müddetçe ne kadar çok iyilik yapabildiğimizdir. Özellikle İslami hassasiyeti olan kardeşlerime söylüyorum; bu iyiliklerin 'Salih Amel' niteliğinde olması gerekir. Yoksa dünya görüşü ne olursa olsun, hepimiz bu vatanın altında biriz ve kardeşiz. Fakat hakikat şudur ki; hayat, salih amel işleyenler ve Allah'a ibadet edenler dışında kimsenin kazanamadığı bir oyundur aslında. Aliya’nın da söylediği gibi... O yüzden ne kadar çok salih amel, ne kadar çok güzel iş üretir ve hayırda öncülük yaparsak; bizi, toplumumuzu ve geleceğimizi de o ölçüde güzel şekillendiririz.
Yaptığımız işleri, bize getireceği başarıları hayal edebiliriz; bunda bir beis yok. Lakin bugünden, hatta şu saniyeden itibaren çalışmaya, üretmeye ve katkı sunmaya başlamalıyız. Üstelik bunun semeresini bu dünyada almaktan ziyade, ahirette alacağı mantığıyla hareket edebilirsiniz. Nitekim sahabe efendilerimiz böyle hareket ettiler. Alimler, 30-40 yıl boyunca ilim yolculukları yaptılar ve döndüklerinde hadisleri insanlara ücretsiz öğrettiler. Tabii ki bu çok üst seviye bir dervişliktir; kişi ancak kendi geçimini sağlıyorsa bunu yapabilir. Eğer geçimini sağlayamıyorsa buradan para kazanmasında bir beis yoktur. Ancak o büyük zatlar, bu emeklerinin karşılığını sadece Allah'tan ve ahirette istediler. Bu dünyada lezzet namına, rahatlık namına pek bir şey göremediler; ama İslam'ın, insanlığın ve medeniyetimizin bugünlere gelmesinde devasa katkılar sundular.
Bugün Fatih Sultan Mehmet’i, Yavuz Sultan Selim’i, Kanuni’yi hepimiz minnetle hatırlarız. Lakin kalemiyle, fikriyle dünyayı köşe bucak aydınlatmış, binlerce yıllık geleceğimizi kurtarmış olan o ilim fatihini de elbette aynı saygıyla hatırlamalıyız.
Yunus Emre'nin dediği gibi: 'İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.'
Ve son olarak, Hz. Ali'nin o köklü sözüyle bitirelim: 'Kendini bilen, Rabbini bilir.'
Geleceğe her zaman umutla bakmanız duasıyla, sağlıcakla kalın sevgili gençler. Allah yar ve yardımcınız olsun."
Ozan Dur
Yorum Yaz