MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE POZANTI KONGRESİ VE GÜNEY CEPHESİ İÇİN ÖNEMİ

TARİH

4 asır boyu idaremiz altında bulunan Şam vilayetini, bir Türkmen yurdu olan Halep’i kaybetmeyi bu kadar çabuk kabullenmemiz de bu sürecin bana ilginç ve doğru gelmeyen diğer noktalarından bir tanesi.

Giriş

Milli Mücadele dönemi anlatısı genellikle 1911 Trablusgarp savaşından başlayarak, 10 yıllık savaş sürecinin ilk demleri ardından Cihan Harbi süreci ve sonrasında imzalanan ateşkes antlaşmalarından bahsedilerek anlatılır. Konjektürün nasıl olduğu, vatanın nasıl işgal altında olduğu anlatılır. Ardından ana odak kısmına yani Milli Mücadele kısmına geçilir. O da Mustafa Kemal’in 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkması ile başlatılır Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi gibi önemli kongre ve genelgelerden bahsedilerek ağırlıklı olarak Batı cephesinde yaşanan savaşlar ve hadiseler anlatılır. Son olarak 30 Ağustos Büyük Taarruzun nihaeyete ermesi ile tamamlanır. Ancak burada aslında atlanan çok fazla nokta vardır. Bugün anlatı daha çok Batı cephesi/Yunan odaklı ilerlemektedir. Bunun belki de sebebi en uzun süren cephe olması, en çok kaybı orda yaşamamız, 4 asır vali ile yönetilen Yunan’ın ana karaya çıkmış olması, Mustafa Kemal’in Başkomutanlık yetkilerini bu cephede alması gibi sebepler söylenebilir sayılabilir ama bir gerçek var ki Doğu Cephesi ve Güney Cephesi Kurtuluş Savaşı süreci anlatılırken çok fazla üstünde durulmayan bir meseledir[1]. İşte bu sebeple bu makalede bu cephelerden biri olan Güney Cephesi’ni 5 Ağustos 1920 ile 8 Ekim 1920 tarihlerinde yapılan I. ve II. Pozantı kongreleri çerçevesinde ele almaya çalışacağım İnşAllah.

Fransız İşgali Öncesi Adana ve Çevresinin Önemi

Adana ve bölgesi ilk olarak 7. yy’da İslam ile müşerref olmuştur. 1071 Malazgirt zaferi sonrası Türklerin Anadolu’ya akını ile çevresinde Selçuklu hakimiyeti gelişse de kıyı şeridinde bir hakimiyet olmamıştır. II.Beylikler döneminde kurulan Ramazanoğulları Beyliği 1516’da Yavuz Sultan Selim’in Memlük seferi esnasında itaat bildirerek resmen Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesine girmiştir[2]. Cihan Harbi sonuna kadar Osmanlı İmparatorluğu himayesinde kalan Adana bu süreçte tarım üretiminde çok önemli yer tutmuştur, Çukurova’nın verimli, geniş arazilerinde bugün dahi çok önemli yer tutan pamuk ve narenciye ekimi geçmişte de önemli bir yer tutmaktadır. Üstelik konumu, Akdeniz’e kıyı şeridi bulundurması, Kıbrıs’a, Suriye ve Mısır’a yakın olması da önemini arttıran noktalardır. Her ne kadar Batı için 20.yy’da petrol önemli gözükse de pamuk üretimi de İngilizlerin dikkatini çekmiştir. Bu şartlar altında bu bölgenin İtilaf devletlerince ele geçirilmek istenmesi gayet olağan ve normaldir.

Fransız İşgali ve Bölgesel Direnişin Başlangıcı

Mondros Mütarekesi’nin hemen ardından Aralık 1918’de İtilaf kuvvetleri Adana bölgesine doğru ilerlemeye başlamış bu doğrultuda ilk olarak 9 Kasım 1918’de İskenderun Limanı işgal edilmiştir. Bu sırada Yıldırım Orduları Komutanı olan Mustafa Kemal her ne kadar bu işgale karşı direneceğini beyan etse de yapılan anlaşma gereği bunun mümkün olmadığını bilen İstanbul Hükümeti bu durumu daha büyütmemek için Mustafa Kemal’i bu görevden almış ve yapılan işgale ciddi silahlı bir karşılık olmamıştır[3]. İskenderun’un alınması sonrası Anadolu içlerin girmelerinin önü iyice açılmış ve bu doğrultuda Aralık ortasında İtilaf kuvvetleri Mersin ve Adana civarını işgal etmiştir. İşgal’de Ermenileri de kullanmışlardır. Tehcir ile Anadolu’dan çıkarılan Ermeniler bu şekilde geri dönmüş ve Doğu Cephesinde yaşandığı şekli ile burada da Müslüman Türkleri katletmeye girişmişlerdir. Bu hareketlerinin altında devlet kurma hayalleri bulunmaktadır. Burada silahlı bir mücadele ile kendi devletlerini kurmayı amaçlamışlarsa da bunda başarılı olamamışlar uzun soluklu devlet kuramamışlardır. İşgalin ana yürütücüsü İngilizler olsa da İngilizler Franszılar’ın Cihan Harbi devam ederken yaptıkları gizli anlaşmalara binaen[4] Suriye ve Çukurova bölgesini Fransa’ya bırakmıştır. Ermenilerin ve Fransızların bu işgali Anadolu’da ve bölgede ciddi tepkilere yol açmış ve bunun sonucunda bölge halkı ne yapılabiliri düşünmeye başlamış ilk olarak İstanbul’da Kilikyalılar Cemiyetini kurararak ilk mücadeleyi burada başlatmışlardır. Bu cemiyet ses çıkarma noktasında başarılı olsa da fiiliyatta çok etkisi olmamıştır. Adana’nın Kozan ilçesi de işgal edilince oradan kaçan; Halil Topaloğlu, dava vekili Mustafa ve Kurtoğlu Hulusi Efendiler Sivas Kongresine katılarak ülkenin ahvali hakkında bilgi edinmişler, kendileri de Adana bölgesinde direnişe geçebileceklerini bildirerek nasıl yapmaları gerektiği konusunda bilgi edinmişlerdir. Yaşananlar neticesinde Kilikya Kuvayi Milliye Komutanlığı kurularak mücadele daha düzenli şekilde başlamıştır[5]. Adana’nın Kuzey, Doğu ve Batı bölgelerinde 3 cephede savaşlar sürerken, Pozantı ve civarı Fransız işgalinden kurtarılmış, bu sayede Mustafa Kemal Pozantı’ya gelerek 5 Ağustos 1920’de Pozantı kongresi yapılmıştır. Bu kongrede Adana vilayet merkezi geçici olarak Pozantı ilan edilmiş ve savaşın seyri hakkında önemli kararlar alınmıştır.

I. ve II. Pozantı Kongresi 5 Ağustos 1920 – 8 Ekim 1920

Pozantı Kongresi'ne TBMM Başkanı sıfatıyla Mustafa Kemal katılmış beraberinde Fevzi Paşa bizzat iştirak etmiştir. Ankara ve Sivas'tan gelen heyetlerin yanı sıra Adana’daki diğer cephelerde mücadele eden tüm temsilcilerin de davet edilmesiyle kongre, geniş ve kapsayıcı bir katılımla toplanmıştır. Adana Vilayet merkezi işgal altında olduğu için Pozantı’nın geçici olarak vilayet merkezi ilan edilmesi, bu doğrultuda bölgeyi bilen yöneticilerin görev başına gelerek Milli Mücadeleyi devam ettirmesi kararları alınmıştır. Mücadelenin Ankara Merkezli bir mücadeleye dönüştüğü bu süreçte Pozantı’da bu kongrenin gerçekleşmesi de Milli birliği sağlamada önemli bir adım ve moral kaynağı olmuştur. Kongre sonrası savaş devam etmiş ve II. Pozantı Kongresine kadar adım adım ilerleyiş sürmüştür. Kuvayi Milliyecilerin Ermenilerin ve Fransızların gücünü günden güne kırması, işgallerinin daha fazla ilerlemesine geçit vermemeleri onları oldukça rahatsız etmiştir. Bu rahatsız ediş II. Pozantı Kongresi ile tavan yapmış ve işgal kuvvetlerinin yanı başında 2 kez kongre yapılması Ermeni ve Fransızları oldukça rahatsız etmiştir moral olarak da oldukça zarar vermiştir. Kongreler sonucunda bölgede direniş yuvaları oluşturulmuş olması işgale karşı direnişte milli birlik ve ortak hareketi doğurmuştur. Sivas Kongresi sonrası Ahmet Remzi Bey’e verilen Adana Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulması görevi Adana işgal altında olması sebebiyle Kayseri’de kurulmuştu, Pozantı Kongresinin önemli sonuçlarından biri de bu Cemiyet’in Pozantı’ya taşınması kararı olmuştur[6].

Mücadelenin İlerleyişi ve Adana’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu

Kongrenin ana amaçlarından biri bölgesel direnişi organize etmekti ve buna da ulaşılmıştı. Kongreler öncesi daha yerel gruplar/aşiretler ölçeğinde mücadele ilerlerken Sivas Kongresi’ne giden 3 kişi ardından da Pozantı Kongrelerinin yapılması mücadelenin yol haritasının çiziminde başrol olmuştur. Kuvayi Milliye’nin daha etkin olması, savaşan grupların daha irtibatlı olması mücadelenin gücünü arttırmıştır. Mondros’un hemen ardından başlayan işgal kongre sonrasına kadar 2 yılı aşmış 3 yıla dayanmıştır. Bu süreçte ciddi savaşlar gerçekleşmiş ama Fransızlar üstünlüğü tam olarak ele alamamıştır. Onlar için en acı tecübelerden biri kongre öncesinde gerçekleşmiş olan Karaboğaz Baskını’dır. Fransızların Mersin’e göndermek üzere yola çıkarttığı taburun yolu karıştırması üzerine bir köye girip orda Hatice isminde bir kadın ve Kumcu Veli isminde bir erkeği kılavuz yapmaları, Hatice’nin bir şekilde kaçıp durumu Kuvay-i Milliye’ye bildirmesi üzerine Toros geçitlerinde Fransızlara pusu kurularak çok ciddi bir Fransız gücü kırılmıştır, mesele sadece savaş kazanmış olmak değil aynı zamanda moral de kazanmaktır. Karaboğaz baskını ile Fransızlar inanılmaz bir moral çöküşü yaşarken Türk tarafında ise moral kaynağı olmuştur. Üstelik Cihan Harbi esnasında Almanlara karşı Verdun muharebesinde ciddi başarı göstermiş olan Binbaşı Mesnil’in Karaboğaz’da esir alınması da bu morale ekstra moral katmıştır[7]. Bu kazanılan savaş öylesine etkili olmuştur ki Fransızlar 20 günlük ateşkes istemek zorunda kalmıştır[8]. Tabi tek bu savaş değil genel konjektürün buraya evrilmesi bir ateşkes isteğini doğurmuş en son Karaboğaz Baskını ile de bu ateşkes imzalanmıştır. Karaboğaz Baskını, sonrasında Pozantı Kongreleri ve gene devamında 1 yıl kadar süren savaşlar neticesinde Fransızlar Sakarya Savaşı’nın kazanılmasının da etkisiyle barış istemiş ve Franklin Bouillon’un Ankara’ya gelmesiyle barış görüşmeleri başlamış bu doğrultuda süren 2 haftalık görüşmeler neticesinde 20 Ekim 1921 tarihinde Fransa ile barış antlaşması imzalanmış[9], antlaşma neticesinde 4 asır Osmanlı’ya bağlı kalan Suriye ile aramızda sınır çekilmiş, Hatay için ayrı bir statü oluşturulmuştur. Yapılan antlaşma sonucunda Aralık ayı itibariyle Fransızlar Adana’dan çekilmiş ve sürecin başından beri Mücadele’nin içerisinde olan Ahmet Remzi Bey’in de bulunduğu bir heyet 1 Aralık 1921 Çarşamba günü Adana’nın yönetimini alarak Türk Bayrağını göndere çekmişlerdir. Sürecin başından beri kamuoyunun süper desteği ile Adana’da mücadele kazanılmıştır. Burada Adana Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulması, Yeni Adana Gazetesi ile hem bölge hem de ülkede olan gelişmeleri duyurarak halkın mücadele duygusunu aktif tutmada önemli yer tutmuştur. Gazeteler, Cemiyetler ve I. ve II. Pozantı Kongreleri ile tam bir dayanışma halinin bulunduğu, sadece siyasi veya askeri değil gerçek bir toplumsal hareket olmuştur. Fransızların bölgeden çıkarılması ve yönetimin tekrar ele alınması ile birlikte 5 Ocak 1922 itibariyle her yıl 5 Ocak tarihi Adana’nın kurtuluş günü olarak kutlanmıştır.

Güney Cephesi’nin Kapanması ve Bölgedeki Etkileri

Güney Cephesinde 3 yıla yakın süren yıkıcı, yorucu mücadelenin kazanılması hem bölge hem de ülke açısından önemli bir kazanımı doğurmuştur. Savaş süresince yerinden olan bölge halkı uzunca süre Toroslar ve çevre bölgelerde yaşamak zorunda kalmışlardı. Bölgenin kurtarılması ile bu durum sona ererek bölge halkı evlerine yurtlarına dönebilmişti. Bu durum bölgenin ve ülkenin kalkınması açısından önemli bir durumdur. Ayrıca savaş süresince yıllardır yaşadıkları topraklara ihanet eden Ermeni ve Hristiyan topluluklar savaşın kazanılması ile Fransızlar ile birlikte bölgeyi terketmişlerdir. Güney Cephesinde Anadolu içlerindeki işgalin sonlandırılmış olması ve Fransızlar ile olan savaşın bir barış antlaşmasına dönmesi Doğu Cephesi’nin de önceden kapanmış olmasıyla birlikte Ülkenin ana odağının iyice Batı’ya kaymasına olanak sağlamıştır. Bütün kamuoyu ve halk Yunan Meselesine odaklanmıştır. Yeni Adana Gazetesi Antlaşma sonrası yaptığı haberlerde Yunan Meselesine oldukça dikkat çekmiş ve kamuoyu buraya yoğunlaşmıştır. 2 cephede savaşın bitmesi buradaki askeri güçlerin de Batı’ya nakledilmesine olanak sağlamış ve bu gelişmeler doğrultusunda Ankara Antlaşmasından yaklaşık 10 ay sonra Büyük Taarruz ile Yunan işgali de sona erdirilerek ülkedeki Milli Mücadele nihayete ermiş ve Bağımsızlık Savaşı kazanılmıştır.

Sonuç

Giriş kısmında ifade ettiğim gibi bu konuyu seçmemdeki amaç Milli Mücadele anlatısının çok fazla Batı Cephesi odaklı olduğunu, Güney ve Doğu Cephelerinin çok üzerinde durulmadan geçildiğini düşündüğüm içindi ve bu doğrultuda da araştırmalarıma başladım. Araştırmalarımı yaparken bir şeyi farkettim o da konu hakkında düşündüğümden fazla kaynak olması, ben sadece 2-3 günümüz gazete yazısı, dönemin Yeni Adana Gazetesi, Güney Cephesi hakkında yazılmış akademik makalelerden bazı çıkarımlar yaparım bir de Mustafa Kemal’in Nutuk’undan bir takım veriler bulurum diye düşünürken aslında Pozantı Kongresi özelinde dahi yazılmış bir takım yazılara rastlamak beni şaşırttı ve burada şunu düşündüm aslında elimizde veri var, ama gene de anlatı Batı odaklı, bu durum beni epey şaşırttı. Eldeki onlarca veriyi kullanamamamız, bu mücadeleyi tam manasıyla aktaramamamız ilginç. Fransa’nın Almanya ile olan savaşında başarı gösteren bir Fransız Komutanının burada Adana’da esir alınmasını nesiller boyu doğru anlatamamışız maalesef. Bir diğer mesele de ölümü görüp sıtmaya razı olma meselesi, savaş süreci anlatılırken yapılan barış anlaşmalarına razı olmamız ve nesiller boyu bunu böyle aktarmamız da üzücü olan bir diğer nokta. 4 asır boyu idaremiz altında bulunan Şam vilayetini, bir Türkmen yurdu olan Halep’i kaybetmeyi bu kadar çabuk kabullenmemiz de bu sürecin bana ilginç ve doğru gelmeyen diğer noktalarından bir tanesi. Elbette dönemin şartlarında bu bir kazanımdır ama şartların nasıl böyle geliştiğini sonraki nesillere doğru şekilde aktarmalıydık. Balkanlarda ve Şam’da yaşadığımız ciddi kayıpları ve acıları nesillere anlatamaz isek o nesiller sadece Yunan’ı denize döktük zanneder, Milli Mücadele’yi Sivas ve Erzurum Kongresinden ibaret zannederek Ermenilerin Müslüman Türklere yaptığı zulümden bihaber olur. Anadolu’nun dört bir yanındaki can hıraş verilen mücadeleden bihaber olur. Sonuç olarak bu araştırma makalesinin Pozantı Kongresi ve Adana bölgesi özelinden Milli Mücadele ve bölge mirasınının daha iyi anlaşılmasına katkı sunmak amacıyla yazılmıştır.

 

[1] Savaşı yakınen görüp yaşamış Fahrettin Altay’ın yazdığı “on yıl savaş ve sonrası (1912-1922)” kitabında Doğu ve Güney Cephelerinden oldukça az bahsetmektedir. Tabi burada kendisinin Batı cephesinde görev almasının da etkisi vardır. 2.bir kitap da Kazım Özalp’in yazdığı “Milli Mücadele 1919-1922" adlı 2 ciltten oluşan eserde Güney cephesinden çok kısa söz edilmektedir. 

[2] FARUK SÜMER, "RAMAZANOĞULLARI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ramazanogullari#1 (15.05.2026).

[3]engiz Şavkılı. 2022. “Adana’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu ve Kurtuluş Bayramı Kutlamalarının Basına Yansımaları (1922-1938)”. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 24 (1): 351. https://doi.org/10.32709/akusosbil.915725.

[4] 1916’da imzalanan Sykes-Picot adlı gizli antlaşmalar.

[5]Cengiz Şavkılı. 2022. “Adana’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu ve Kurtuluş Bayramı Kutlamalarının Basına Yansımaları (1922-1938)”. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 24 (1): 352. https://doi.org/10.32709/akusosbil.915725.

[6]Cengiz Şavkılı. 2022. “Adana’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu ve Kurtuluş Bayramı Kutlamalarının Basına Yansımaları (1922-1938)”. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 24 (1): 353. https://doi.org/10.32709/akusosbil.915725.

[7] Tekin İdem, 2020. “Karboğazı Savaşı’nda Esir Alınan Fransız Taburu Ve Kayıp Bayrak Meselesi”. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi xxxvı (102): 112. https://doi.org/10.33419/aamd.815912.

[8] Abdullah Atay ed., Türk İstiklal Harbi IV. Cilt: Güney Cephesi (Ankara: Genelkurmay Basımevi, 2009.), 162.

[9] Cengiz Şavkılı. 2022. “Adana’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu ve Kurtuluş Bayramı Kutlamalarının Basına Yansımaları (1922-1938)”. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 24 (1): 354. https://doi.org/10.32709/akusosbil.915725.

 

KAYNAKÇA

Altay, Fahrettin. on yıl savaş ve sonrası (1912-1922). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2022.

Atatürk, Mustafa Kemal. Nutuk. Ankara: Kaynak Yayınları, 2015.

Atay, Abdullah. TÜRK İSTİKLAL HARBİ IV’ÜNCÜ CİLT GÜNEY CEPHESİ. Ankara: Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, 2009.

İdem, Tekin. “Karboğazı Savaşı’nda Esir Alınan Fransız Taburu Ve Kayıp Bayrak Meselesi” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi XXXVI, 102. (2020): 107-136. DOI: 10.33419/aamd.815912

Özalp, Kâzım. MİLLİ MÜCADELE 1919-1922 I-II. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2022.

Sümer, Faruk. "Ramazanoğulları." TDV İslâm Ansiklopedisi. 34(2007): https://islamansiklopedisi.org.tr/ramazanogullari#1

Şavkılı, Cengiz. “Adana’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu ve Kurtuluş Bayramı Kutlamalarının Basına Yansımaları (1922-1938)” Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 24 (2022): 350-364.

Uğur Can Bütüner

Uğur Can BÜTÜNER
Uğur Can BÜTÜNER

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tarih 2.sınıf öğrencisiyim, İlim ve Medeniyet Topluluğu'nda yer almaktayım. Tarih ve siyaset alanlarında araştırma yapmayı seviyorum.

Yorum Yaz