İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Bazı hatıraları kayda almayı özellikle evlatlarım için bir vazife biliyorum. Çünkü endişe verici şekilde hafızam zayıflamış durumda, sanki sadece yazacaklarım geleceğe kalacakmış gibi hissediyorum, belki biontec isimli şüpheli aşılardan belki de iki kez ağır geçirdiğim korona virüs salgınından sebep, mâziye dair birçok detay her geçen gün kayboluyor zihnimde. Bundan önceki dört kitabımı ara ara elime aldığımda, "iyi ki zamanında yazmışım, şimdi bu satırları kaleme almak çok zor" diyorum içimden.
Bu yazımı da doğrusu, yazmadığım takdirde elimden kaçıp gidecek güzel duygu ve düşüncelerin verebileceği hüzünlü hislerin gölgesinde yazıyorum.
Tam bir bir sene evvel, yeni bir yuva kurmadan önce, iki yavrumu karşıma alıp "Hikmet Kerem, Eymen Vefa, benim güzel evlatlarım, bazen hayat zorluklarla imtihandır, nasip olmadı, yürütemedik yuvamızı, son kertede annenizin boşanma kararına saygı duyuyorum, sizden ayrılmayı hiç istemedim, buna Allah da şahittir, büyükler de şahittir, lakin nasipten öteye yol yok, yazılan geliyor sağ olan başa, artık olan oldu, yeni bir yuva kuracağım ve rahatça gidip gelebilesiniz diye size yakın oturmak için elimden geleni yapacağım, sizden hiç ayrılmayacağım, sizi hiç bırakmayacağım" demiştim ağlayarak.
Öyle hassas zamanlardı ki onlar, çocukları annelerinin evine bırakıp Esenler'e döndüğüm demlerde, hissettikleri üzüntüleri kalbimin derinliklerinde duyar, yol boyu ağlar, hıçkırıklar içinde kalırdım. Minik kalpleri nasıl dayanacak bu kopuşa, temiz yürekleri nasıl katlanacak yokluğuma diye düşünür, olan biten karşısında Allah'tan başka sığınılacak bir kapı olmadığını derinden hissederdim. Hem onlara hem kendime öyle çok ağlamışımdır ki, dile getirmek zor.
Allah'ın bir lütfu olarak karşıma çıkan ve en zor dönemlerimde sabırla, metanetle yanımda duran Vera Hanımla yollarımız birleşince, yavrularımın hayatında da yeni bir sayfa açılmış oldu. Rabbimizin takdiriyle kalpler birbirlerine ısındı, çocuklar yeni hanelerine merakla gelip gitmeye başladılar. Ameller niyetlere göredir buyuran Peygamberimize salat ve selam olsun, gerçekten de çocukların da mutlu olacağı bir iklim oluşsun diye ve onlarla ayrılığımızın uzamaması için hızlıca kurduğum yeni yuva, kısa sürede Hikmet Kerem ve Eymen Vefa'nın geliş gidişleriyle şenlenen huzurlu bir meskene dönüştü. Onları mutlu görünce sevinç gözyaşları döküldü gözlerimizden, her gelişlerini bayram bildik, yüreklerindeki acıları hafifletebilmek için çokça çabaladık.
Öyle ya, kolay değildi çocuklar için. Lakin Allah kendisinden bin kez razı olsun, eşim Vera Hanım gücü yettiğince merhametiyle, anlayışıyla, nezaketi ve sevgisiyle kuşattı yavruları, ailesi de kendi torunlarıymış gibi sarmaladı yüreklerini. O dönemlerde yaşadıklarımı ve hissettiklerimi detaylı yazsam, müstakil bir kitap olur doğrusu, elim kalbimde, duaya sığınarak yol aldık, hayatın acı gerçeklerini küçük vesileler ve hoş tesellilerle hafifletmeye çalıştık.
Derken, günün birinde Ankara Polatlı'ya götürdük çocukları. Eşimin ailesi orada yaşıyor, bir bakıma yirmi sene öncesini hatırlatan, iki binli yılların Esenler'ini andıran sosyal dokusu var. Mahalle kültürü hâkim, gecekondular yaygın, kömür yanan evlerden gri dumanlar yükseliyor semaya, bakkallar köşelerde, Suriyeli mülteciler dört bir yanda...
Bizim yavrular, ilk ziyaretlerinde orayı öyle sevmiştiler ki, iki gün planladığımız ziyareti ısrarları üzerine dört güne çıkarmıştık. Dönüş yolunda arabanın arka köşesinde gizliden sıcak gözyaşları dökmüştü Hikmet Kerem, kalbini Polatlı'ya bırakmıştı adeta. Ne bulmuşlardı orada? Cevabı aşikâr; samimi akrabalar, candan insanlar, sıcak temaslar, doğal bir hayat akışı, sokakta onlarca çocuk, uzayan gece sohbetleri, yer sofralarının bereketi..
Kısmet oldu, bu ara tatilde, Hikmet Kerem ve Eymen Vefa'nın ısrarları üzerine, yeniden gittik Polatlı'ya. Onların bu ısrarı, eşimin ailesini çok sevmiş olmaları, Polatlı hayalleri, şu hayattaki en güzel hediyelerden biri aslında bizim için, hayret ve şükür duyguları içinde izliyorum olan biteni.
Kırmadık ricalarını, umut ve heyecanla yola revan olduk. Çocukların hatırı için Devati Hazretleri'nin türbesinde bulup eve getirdiğimiz kedimiz de bizimleydi, anlayacağınız tam bir maceraya doğru yol aldık hep beraber.
Kayınvalidem, kayınpederim, eşimin abisi ve kız kardeşi, yeğenlerimiz, Hilal yengemiz. Kalabalık bir yuvaydı gittiğimiz. Bizim yavrular hemen Güloş, Mirza ve Mihrimah'la çetesini oluşturdular, umutlarına kavuşmuş olmanın mutluluğuyla kendinden geçtiler.
Polatlı demek yer yatakları demek, Gülümser Annemizin nefis bazlamaları demek, sokağı birbirine katan Suriyeli çocuklar demek. Hikmet Kerem ve Eymen Vefa, akışa kaptırdılar kendilerini, sabah bir huzurla uyandılar, akşam bir mutlulukla gecelediler.
Neredeyse her gece "kûse yaptılar" kendi aralarında. Kûse demek, Norveçli Fatma Annemin bize miraslarından biridir, bir yer sofrası kurulur, üzerine çikolata, cips, meyve suyu, bisküvi, kek, poğaça türünden ne varsa koyulur. Yani minik bir huzur adacağı oluşturmak, tatlı bir sevinç yumağı meydana getirmek demektir kûse yapmak. Her gece, kah film izledi çocuklar kah muhabbet ettiler, kûse yapıp ortamın keyfini çıkardılar.
Bir diğer gün, hep birlikte Ankara'ya gittik, Filistin'e destek olmak için "el ele Gazze şeridi" oluşturduk Melike Hatun Camii avlusunda. Özellikle yavruların kalbinde zalime karşı durmanın, mazlumun yanında olmanın şuuru tam otursun diye, orada olmayı her şeyden önemli gördük. Gerek bizim yavrular gerekse yeğenler, sanırım hayatları boyunca unutamayacakları bir eyleme katıldılar. Kah zalimleri lanetlediler, kah tekbir getirdiler. Hafıza ve hatıralarına, aziz ve asil bir duruş kaydedildi, dilerim bir ömür boyu ekilen tohumlar meyvelerini verir.
Başka bir gün, hep birlikte Haymana'ya gittik, çocuklarla kaplıcaya girdik. Nasıl mutlu oldular, nasıl eğlendiler, anlatmak zor. Babalık öyle bir duygu ki, onları öyle görünce şükürden aciz kalıyorum, içim içime sığmıyor duaya duruyorum. Gizlice hamama soktukları abur cuburlarla, orada dahi aralarda kûse yaptılar, halleri çok hoştu doğrusu. Rabbim şifa kılsın, sayısız nimetleriyle bizi ikramlandırdı, dileyen herkese nasip etsin, amin.
Polatlı'da bulunduğumuz vakitler, yer sofrası etrafında günde iki defa toplandık. Günde iki öğün şeklinde oturmuş olan düzen, bir bakıma çok da sıhhatli, bereketli. Öğleye yakın ilk sofra, akşam ikinci sofra, mis. Hilal Yengemiz ve Gülümser Annemiz, gerçekten de çokça gayret gösterip bizlere çok hizmet ettiler, çeşit çeşit ikramlar hazırladılar, haklarını ödemek imkansız. Hardal tanesi kadar amelin dahi karşımıza getirileceği kıyamet günü, dilerim Rabbimiz katından sayısız lütuf verir onlara.
Bir hafta boyunca, şu güzel atmosfer bozulmasın diye çokça dua ettim, çünkü iki erkek çocuğun hızlıca alev alması çokça vâkidir, bazen sudan sebeplerle küsüp kızabiliyorlar birbirlerine. Bununla ilgili de şu hoş hatıra, tatlı tebessüme vesile olsun diye kayda geçsin isterim.
Bir gece Hikmet Kerem ve Eymen Vefa yarı uyur vaziyette birbirlerine sitemli sözler söylemeye başladılar, sesler yükseldi. Nedir ne değildir diye anlamaya çalıştım, biri "Bana da yorgan veer!!" diye öfkeleniyor, diğeri de "Hepsini sen aldın, bırak yaaa!" diye kızıyor. Onları tebessümle izledim birkaç saniye, bir o çekiyor, bir diğeri asılıyordu. Oysa iki yorgan vardı lakin farkında değillerdi, tek yorganı bir sağa bir sola çekiştirip paylaşmaya çalışıyorlardı. İkisine de seslendim, "çocuklar, açın gözünüzü bir bakın etrafa" dedim, yarı uyur vaziyette açtılar, diğer yorganın hemen yanlarında boş olduğunu gördüklerinde, "tüh" dercesine pişman oldular. İkisi de kendi yorganına sarıldı ve kaldıkları yerden uykularına devam ettiler. Onların bu hâli beni çok gülümsetti, "dünya işte tam da bu, hepimize yetecek yorgan var lakin gözümüz açık değil, boşuna didişiyoruz" dedim içimden.
Kayınpederim Kenan Baba, pamuk şeker yapıp sokak sokak satıyor senelerdir. Torunlarının gözünde Pamuk Dede yani. Bizim yavrulara da her ziyaretimizde ikram ediyor bol bol, ayrı bir sevinci oluyor çocuklar için. Şu sıralar çeşitli macunlar da hazırlıyormuş, en son herkes bir çubuk almış kenarda köşede ballandıra ballandıra yiyordu.
Suriyeli çocuklar mahallenin hem süsü hem de bir açıdan imtihanı. Bendeniz çok seviyorum onları lakin mahalle sakinleri gürültülerinden biraz bıkmış durumda. Bu ziyaretimizde sayıları az idi, pek az görüşebildik. Bizim çocuklarla çeşitli oyunlar oynadılar, güzel vakit geçirdiler. Çok ince ruhlular, bazen çiçek getiriyorlar bana, bazen çikolata. Sevgilerini her hallerinden anlıyorum zaten lakin küçük kalpleri nazik jestler yapmadan duramıyor. Onların temiz ve berrak sevgisi hürmetine bağışlasın bizi Mevlamız, amin.
Ayrılık gününün gecesinde, Hikmet Kerem yine epey ağlamaklı oldu, çaktırmamaya çalışsa da her hali içinin acıdığını ortaya koydu. Kah odaya çekildik bana sarılıp duygularını anlattı, kah kendi başına derin düşüncelere daldı. Çok benzetiyorum kendime Hikmet'i, içli ve hisli. Dönüş yolunda da başı arabanın camında yaslı, gözleri nemliydi yine.
İşte böyle..
Dünya bir değirmendir, öğütecek bizi zamanla, aziz hatıralar kalsın istedim geriye. Özellikle yavrularım için, büyüdüklerinde bakabilecekleri kelimelerden müteşekkil huzur bahşeden aynalar olsun isterim.
Bir de vefa ve teşekkür duygusuyla da yazdım bu yazıyı. Allah eşimden ve ailesinden razı olsun, gösterdikleri insanlık, incelik ve iyilikler karşısında şükürden acizim, bendenizi ve yavrularımı mutlu ettiler, yaşadığım zor imtihanları hafifletmek için kalpten destek oldular, ellerinden geleni yaptılar, Rabbim de hanelerinden bolluğu, bereketi, güzelliği eksik etmesin, gönüllerindeki muradları nasip etsin, amin, amin, amin..
Not: Hikmet Kerem ve Eymen Vefa, Polatlı tren garında Gülümser Annemin kanatları altında, tatlı yeğenlerim Mirza ve Mihrimah ile birlikteler.
19 Kasım 2023
Süleyman Ragıp Yazıcılar
Yorum Yaz