HOŞ GÖRÜYORUM ALLAH'IN KULLARINI, KENDİ HÂLİME YANIYORUM İÇTEN İÇE

DENEME

Hem derin bir hüzün hem de büyük bir huzur veren, kendine has bir havası vardır bu çarşının. Tanıştığınız her insan sanki bir yaranıza merhem olacak gibidir, gördükleriniz ruh dünyanızda cümbüşlere sebep olur, birkaç saatliğine hayatın akışından koparsınız, ilahi bir güzelliği seyrediyormuş gibi adeta ücretsiz bir terapi alırsınız.

Hoş Görüyorum Allah'ın Kullarını, Kendi Hâlime Yanıyorum İçten İçe

Üsküdar'ın Kandilli taraflarında, sahilde yer alan Vaniköy Camii çok hoştur. Hem harika bir kütüphanesi vardır, hem de denize sıfır olmasından mütevellit ayrı bir huzur hissedilir orada. Az ilerisinde yeşillikler yer alır, çimlere uzanıp boğazı doya doya seyredebilirsiniz.

Geçtiğimiz akşamların birinde, birkaç saatliğine oralarda bulunmak nasip oldu. Kimi katlanır sandalye ve masa getirmiş, keyif yapıyordu, kimi akşam yemeğini gün batımına karşı yeme planları içindeydi.

Bizlerle beraber yeşillikleri yurt bellemiş olan sokak köpekleri ara sıra havladılar, "fazla ses çıkarmasanız iyi olur, yakında toplayacak sizleri" şeklinde espri yapacak gibi oldum, hanım uyardı hemen: "Başına iş mi alacaksın Allah aşkına, lütfen sessiz ol!" Sahiden de işin latifesi dahi büyük bir öfkeyle karşılık bulabilirdi, şu sıralar bu meseleyle ilgili Türkiye gündemindeki tansiyon yüksek olduğu için ses etmedim, "gel kuçu kuçu" türünden korkumu gizleyen ifadelerle ânı geçiştirdim.

Manzaranın güzelliğine daldıkça, kendi adıma, İstanbul'da yaşayıp da denizi bu denli az seyretmemize hayıflanmadım değil, yine geliriz inşallah diyerek dalgaları izledim.

Derken akşam namazı vakti girdi, camiye doğru yol tutayım diye düşündüm. O sıra, bir şey fark ettim, hemen yanımızda yer alan, normalde başı açık olan bir hanımefendi, yere seccadesini serdi, kollarını örttü, siyah bir başörtüsü çıkarıp genişçe başını ve omuzlarını kapattı. Ağaçlardan birini de sütre yapıp, tekbir aldı, kendi halinde namaza durdu, Allah'ı andı, ibadetini gerçekleştirdi.

Onun bu hâli ister istemez hoşuma gitti, ezandan hemen sonra geciktirmeden namaza niyetlenmesi, seccadesini yanında taşıması, normalde başı açık olduğu halde namazda pür tesettür oluşu, onca kalabalık içinde hiç kimse yokmuş gibi Allah'a doğru yönelmesi, tebessümüme vesile oldu.

Daha önce de benzer durumlarla çokça karşılaştığım için, kadının hâliyle ilgili kalbimden ne bir olumsuz yorum yaptım ne de kendisinin manevi şahsiyetini yaralayacak bir yargıda bulundum, "Allah'ın kulları çeşit çeşit" dedim içimden, gıyabında duacı olup sakin adımlarla caminin yolunu tuttum.

Dün de, Üsküdar'ın meşhur Ardahan Çarşısı'nda zuhurat yürüyüşü yaptım. Tarihte yolculuk hissi veren bu çarşıda, neler yok ki? Elli senelik dükkanlar, sayısız antika eser, bazı meslek dallarının son temsilcileri, el emeği ürünlerini bin bir ümitle satmayı bekleyen mütevazi simalar vs..

Hem derin bir hüzün hem de büyük bir huzur veren, kendine has bir havası vardır bu çarşının. Tanıştığınız her insan sanki bir yaranıza merhem olacak gibidir, gördükleriniz ruh dünyanızda cümbüşlere sebep olur, birkaç saatliğine hayatın akışından koparsınız, ilahi bir güzelliği seyrediyormuş gibi adeta ücretsiz bir terapi alırsınız.

Orhan Gencebay gibi ustaların müzik kasetlerine bakmak için girdiğim dükkanda, kalender bir adam vardı. Sanırım kavun eşliğinde rakısını yudumluyordu. Keyfi gıcırdı. Yüzü güleç, hâli hoş, müşteriye son derece saygılı. Daha önce aldığım birkaç kaseti değiştirmek istediğimi söyledim, yani beğenmemiştim ve bazı kusurları vardı, hiç dert etmeden "tamam" dedi, kalktı tüm kasetleri önüme serdi. Sanırım bir yarım saat, seçip ayırdıklarımı tek tek kaset çalara koyup seslerini dinletti, çalışıp çalışmadıklarını kontrol etti.

Tüm bu çabasının sonunda hiçbir ücret almayacak olması kalbimi biraz mahzun etti, hani biraz da kazansın diye ilave bir kaset beğendim, sonunda da borcumu sordum. "20 TL" dedi. Onun bu tok gönüllüğü, yardımseverliği, müşteri memnuniyetini önemsemesi, çok anlamlı geldi gözüme ve dayanamayıp şunu söyledim:

- Sevgili abim, sizi hiç tanımıyorum ama iş ahlakınız beni mest etti. Üç kaseti de hiçbir ücret talep etmeden değiştirdiniz, yarım saat uğraştınız bunun için, en son sırf mutlu olun diye bir kaset daha istedim, lakin siz 100 de deseniz olurdu belki, ama 20 TL dediniz, bu duruşunuz beni çok etkiledi, dürüstlüğünüze gıpta ettim, Allah razı olsun!

Adam bu sözlerim üzerine şu muazzam cevabı verdi:

- Hiç olur mu öyle şey, işimiz bu, hele dürüst olmazsak ahirette hâlimiz nice olur?

Bu sözler üzerine adamı baştan aşağı tekrar bir süzdüm, ahirete dair bu yakîn bilinci, kıyamet günü Allah'ın huzurunda hesap vermeyle ilgili endişesi, çok ama çok manidar geldi gözüme. "Helal olsun" dedim içimden, gıpta ettim kalbinin hâline.

İşte böyle, son bir hafta içinde, zahiren iki küçük sürpriz çıkardı karşıma Rabbimiz. Biri, başı açık olduğu halde namaza büyük iştiyak duyan hanımefendi. Diğeri de kavunla rakıyı eksik etmeyen lakin ahiret hayatına dair şüphesiz bir iman taşıyan beyefendi. Dün gece, ikisinin de hâlini düşündüm, gülümsedim, sonra da bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Evet, sayısız tecelli var, kendi adıma kendi kusur ve günahlarımla öyle meşgulüm ki, kimseye diyecek en ufak bir sözüm yok, hoş görüyorum cümle âlemi. Olan biteni seyretmek daha anlamlı geliyor, herkesten alacağım güzelliği alıp yaşamanın derdindeyim. Genellemelerden uzak yaşamak gibisi yok. Allah'ın kullarını Allah'a ısmarlamışım, mis.

Kullar çeşit çeşit, Rabbimiz ise tek, bir, eşsiz. O, hangimizin daha doğru yolda olduğunu en iyi bilendir. Kendisine ortak koşulması hariç bütün günahları bağışlayabileceğini müjdeleyen ilahımız var, ne saadet, ne umut verici! İnsanların Allah'a olan hüsnü zannı, O'nunla kurdukları samimi bağlar, ne hoş, ne güzel. Eksiklerimizi sen gider Rabbim, kusurlarımızı sen göster Allah'ım, hata ve günahlarımızı ört. Doğru yolda olduğumuzu sanıp da bâtıl hevesler peşinde ömür sürmekten de sana sığınırız.

İslam'ı şekle boğup manasından habersiz olmak nasıl bir felaketse, İslam'ın manasına sahip olduğumuzu iddia edip Peygamberimizin yolundan ayrı bir yol tutmak da hüsran sebebidir, Ey Rabbim, seni zikretmek, sana sükretmek ve sana hakkıyla ibadet etmek hususunda bizlere yardımcı ol!

Bizler senin kullarınız, sana doğru bir yol tutmanın derdindeyiz, kırık dökük amellerimizle, yarım yamalak işlerimizle kapını çalıyoruz, sen merhametlilerin en merhametlisisin, bizi sensiz bırakma, amin!

Huu...

Not: Ardahan Çarşısı'nda, bir Üsküdar güzeliyle daha tanışmış oldum bu vesileyle, Türk Halk Müziği Korosu ses sanatçısı Rahmi İbicek ile güzelce hasbihal ettik. Sivaslı, tam bir beyefendi, 55 senedir müzikle ilgileniyor, mekanı da ne güzelmiş, hem saz çaldı hem de söyledi. Birlikte bir fotoğraf çektirdik, Orhan Gencebay’ın plağını aldım hatıra olarak. Gülen gözleri gibi güzel ömrü olsun, hatırasına hürmetle.

7 Ağustos 2024
Süleyman Ragıp Yazıcılar

Süleyman Ragıp YAZICILAR
Süleyman Ragıp YAZICILAR

1984, İstanbul doğumlu. Gençliği Esenler’de geçti. İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Din Psikolojisi dalında yüksek lisansını tamamladı. Ş ...

Yorum Yaz