İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Uygur Türklerinin Durumuna Dair
Tarihte Uygurlar, Türk devletleri arasında birçok ilki başarmıştır. Yerleşik hayata geçmeleri ve alfabe kullanmalarıyla meşhur olmuşlardır. “Uygarlık” kelimesinin, bir rivayete göre Uygurlardan geldiği söylenmiştir. Türk devletleri arasında öncü bir görevi ifa etmişlerdir. Sonraki senelerde ise bulundukları coğrafya itibarıyla Sovyetler ve Çin tarafından işgale uğramışlardır. Burada modern dönem kastedilmektedir. Uygur Devleti kısa bir süre bağımsız kalabilmiştir. Yer altı ve yer üstü kaynakları zengin olan bu bölgeye Doğu Türkistan denilmektedir.
Doğu Türkistan meselesi son zamanlarda daha da öne çıkmıştır. Yeni Şafak’ta yazan Taha Kılınç Hoca’nın Doğu Türkistan Seyahatnamesi büyük bir ses getirmiştir. Hoca, sadece birkaç haftalık gezisi esnasında oldukça güzel bir eser ortaya çıkarabilmiştir. İslami hassasiyetlere sahip olan Taha Hoca’nın bu alana el atması bizleri oldukça sevindirmiştir. Filistin konusunda yetkin olan ve bu alandaki çalışmalarıyla tanınan Taha Hoca’nın Doğu Türkistan’a dair kitap çıkarması, bu mevzunun daha da yayılmasını temin edecektir.
Bugünkü yazıda daha çok modern döneme dair birkaç husus zikredilmeye çalışılmaktadır. Mazlum coğrafyalar yalnızca insanların meselesi değil, aynı zamanda Rabbimizin de davasıdır denilebilir. Nitekim Rabbimiz Yahudileri Firavun’un zulmünden kurtarmıştır ve zulme karşı olan bir Rabbimiz vardır. Zalimler ise Kur’an-ı Kerim’de çok şiddetli şekilde tehdit edilmektedir.
Doğu Türkistan, Çin’de çıkan karışıklıklardan birkaç kez yararlanarak bağımsızlığını ilan etmiştir. 1933 ve 1944 tarihlerinde bağımsızlık ilan etmişlerdir; ancak bağımsızlıkları uzun sürmemiştir. Sovyetler ikinci bağımsızlık döneminde (1944) bir süre Uygurları desteklemiştir; fakat Uygurların komünistliği değil de Pan-Türkist ve Pan-İslamcı söylemleri siyaset olarak benimsemesi üzerine Rusya karar değiştirmiştir.
Burada akla oldukça ilginç konular gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, Batı karşısında bağımsız kalmak isterken Sovyetlerden destek almakta ve hatıratlarda Türkiye’nin Sovyetlere komünist olacağına dair bazı vaatlerde bulunduğu kaydedilmektedir. Türkler bunu bir taktik olarak kullanmışlardır ve Sovyetler de zaten dünyaya komünizmi ihraç etmek istemiştir. Sovyetlerden alınan silahlarla bağımsızlığa giden yol daha da hızlanmıştır.
Devletler aslında pragmatiktir ve devlet sistemleri, hiçbir şekilde taviz vermeyen insanları iktidara getirmemektedir. Devletin pragmatik ve pratik yönü burada açıkça belli olmaktadır. Sovyetler, 1917-1918 arası dönemde Müslüman Türk devletlerine bağımsızlık vereceğiz vaadinde bulunmuş ve onları kandırmıştır. Sovyet sultası daha sonra 1991’e kadar devam etmiştir. 1991’de tam olarak dağılınca 15 farklı devlet ortaya çıkmıştır. Lakin Rusya bu bölgeleri yine kendi arka bahçesi olarak görmekte, buralara herhangi bir müdahaleyi ve NATO’nun gelmesini kabul etmemektedir.
“İnsan hakları” ve “adalet ülkesi” ABD, Çin’in Venezuella ile olan ilişkisine daha fazla dayanamayarak müdahale etmiştir. Rusya ise bugün enerji hatlarının geçtiği yer olan Ukrayna’ya savaş açmış durumdadır.
Sovyetler Türkiye’ye bağımsızlık döneminde çok sayıda silah ve para yardımında bulunmuştur. Rusya’nın o dönem en büyük hedefi ülkesindeki devrimi ihraç etmek olmuştur. İsrail bağımsızlığını ilan edince ABD’den sonra ilk tanıyan ülke Sovyetler olmuştur. Çünkü İsrail’in komünist olabileceği ihtimali üzerinde durulmuştur. Türkiye’nin bölgeye gönderdiği diplomatlar vasıtasıyla İsrail’in komünist olma ihtimalinin uzak olduğu öğrenilince İsrail’i tanımıştır. Daha sonra İran da İsrail’i tanımıştır.
Peki Sovyetler neden Doğu Türkistan’a yardım etmemiştir? Bunun bir sebebi Uygurların komünistliği benimsememesi olmuştur. Çin’de Mao komünist devrimi olunca Rusya, Çin ile anlaşmanın daha mantıklı olabileceğini düşünmüştür. 1991 yılına kadar Doğu Türkistan’da şartlar görece iyi olmuştur. Sovyetler 1991’de dağılınca bu durum birçok Müslüman Türk devleti için hayırlı olsa da hepsi için aynı sonucu doğurmamıştır.
Uygurlar bu tarihten sonra Çin tarafından daha fazla baskıya tabi tutulmaktadır. 35 milyonluk Uygur nüfusunun 7 milyondan fazlası kamplarda eğitimden geçirilmektedir. Çin, bu kadar az sayıdaki nüfusu kendisine sorun olarak görmekte; Uygurların bağımsızlık talepleri olmamasına rağmen bu politika sürdürülmektedir.
Çinliler ve Uygurlar arasında evlilik teşvik edilmektedir. Uygurlar nüfus olarak azınlık olduğundan bu durum, birkaç yüz yıl sonra tamamen Çinlileşmelerini beraberinde getirecektir. Bu sadece Çin’in politikası değildir. Batı da İslam’ı değiştirmek ve evcilleştirmek istemektedir. Bunda başarılı olamadığı dönemlerde ise İslamofobi gibi akımları hortlatmıştır. Çin de bu politikasını şu an kararlı bir biçimde sürdürmektedir.
Uygur Türklerinin genetik olarak tamamen Çinlileşmesi bilimsel verilerle açıklanabilir ve Çin’in bunu büyük ihtimalle planladığı düşünülmektedir. Bu bağlamda bu mevzuyu daha da gündemde tutmak ve Türk dünyası çalışan gençlerin yönlendirilmesi isabetli olabilir.
Tarihte de Uygurlar Çinlilerle mücadele etmiş bir millettir. İlmi anlamda da Türklere çok katkıları olmuştur. Doğu ve Batı arasında köprü görevi görmüşlerdir. Uygurlar, Orta Türkçe olarak değerlendirilebilecek bir dil konuşmaktadır. Normalde aynı dili konuşan iki ülke arasında mutlaka etkileşim olmaktadır; eğer ikisinin de ana dili aynıysa bu etkileşim daha da belirginleşmektedir. Çok nadir olarak ana dili aynı olan iki millet birbirinden habersiz kalmaktadır.
Uygurlar çok uzak bir coğrafyada bulunmaktadır; ancak gönül coğrafyası olduğundan uzaktaki yakın olmaktadır. Yakındaki uzak olmaktansa uzaktaki yakın olmak daha elzemdir.
Öneriler
Bugün hukuk belli oranlarda gelişmiştir. Soykırım diye bir kavram literatüre girmiştir. Önceden soykırım denmez, mezalim denirdi. Soykırım yaşadığı iddiasında bulunan milletler büyük bir lobi gücüne kavuşmuştur. Buna iki örnek Ermeniler ve Yahudiler olmuştur. Bu lobi gücünde onların eğitimli olmaları da etkili olmuştur.
Ermenistan’daki Ermenilerin neredeyse hiçbir etkisi olmamasına rağmen diasporaları güçlüdür. Hukuk, tarih ve uluslararası ilişkiler gibi alanlarda söz sahibi olabilecek Uygur gençlerinin yetişmesi gerekmektedir. Bir hocamız güçlü üniversitelerde okumalarını salık vermiştir. Adanmış insanlar zorluklarla mücadele etmekte ve milletlerin kaderinde söz sahibi olmaktadır.
Medeniyetler ve huzur ortamları fedakârlıkla kurulmaktadır. Bu bağlamda eğitim sevdirilmeli ve gidişata aldırmadan çalışmalara devam edilmelidir. Moğol saldırıları döneminde İslam’ı görenler onun biteceğini ve helak olunacağını düşünmüştür. Ancak Allah daha sonra Moğolları Müslüman yapmıştır. Roma Hristiyanları bastırmış ve dinlerini değiştirmek istemiştir; fakat Roma daha sonra Hristiyan olmuştur. Kaderin ve planların üzerinde de bir kader ve plan bulunmaktadır.
Uygurlu mazlum kardeşlerimize kolaylıklar dilerim. Okuduğunuz için de teşekkür ederim…
Dün akşam Türkbam’da dinlediğim dersten aklımda kalanlarla ve önceki bilgilerimle bir yazı kaleme almak istedim. Emeği geçen hocalarıma ve katılımcılara teşekkür ederim.
Ozan Dur
Yorum Yaz