AHMED YESEVİ HAZRETLERİ'NİN NEFESİ NE AZİZ

DENEME

Okudukça mest oldum, hayran kaldım, küçük çaplı vecd hâlleri yaşadım. Anadolu'yu mayalayanların piri idi kendisi, yani Horasan erenlerinin öncüsü, nefesinin berraklığı ve temizliği öyle etkiliydi ki, asırlardır canımıza can, kanımıza kan olmuştu sözleri.

Sahabe Efendilerimiz arasında, arkadaşlarına zaman zaman "gelin bir saat iman edelim" diyen güzel bir zat vardı. Hatırası aziz olan Muaz b. Cebel Efendimiz, bu sözü ile aslında "imanda derinleşme" teklifinde bulunuyordu.

Yani "gelin imanımızı tazeleyecek bir tefekkür yolculuğuna çıkalım, gelin imanımızı pekiştirecek müzakerelerde bulunalım, gelin Allah'a yakınlıktan nasibimizi artıralım" demek istiyordu.

Dostlarım arasında, "mânâ ekolü" olarak da anılan güzel insanlar var, onlarla zaman zaman birbirimize bu minvalde tekliflerde bulunuyoruz.

Hoş, doğrusu bendeniz bütün arkadaşlarımla böyle bir iklimde yaşamak isterim, Rabbimden daima dileğim, kendisine yakın olan salihlerle süslemesi ömrümü. Çünkü biliyorum ki kıyamet günü evlatlar ebeveynlerinden, eşler birbirinden kaçacak, herkes kendi derdine düşecek.

Yani o dehşetli gün, bütün tanışıklıklar ve dostluklar askıya alınacak, faydasız kalacak. Lakin bir istisna var, o da "muttakilerin" dostluğu.. Demek ki takva sahibi insanlar kıyamet günü dostluğu, arkadaşlığı, yakınlığı fayda verecek eşsiz hazineler olacak, Allah bizleri hem böyle eylesin hem de öylelerini yanımızdan yöremizden eksik etmesin, amin.

Bu hafta sonu, uzun zamandır içten içe hissettiğimiz hasretin vesilesiyle, güzel bir buluşma düştü bahtımıza. Selim Tiryakiol, Abdullah Yalnız, Yusuf Temizcan ve Gökhan Gökçek ile birlikte, Bolu Gerede'de, iki gecelik bir kamp yaptık. Sağ olsun, ev sahibimiz Selim Tiryakiol Hocamız evini açtı bizlere, güzel tecelliler içinde hoşça vakit geçirdik.

Kaldığımız ev huzurlu, sakin, sessiz. Kalbe sekine seven, ruhu dinlendiren, tefekkür ufkunu genişleten lahuti bir atmosferi var. Selim'in babası çokça okuyan birisi olduğu için, evde özel bir kütüphanesi mevcut. İnsana huzur ve ilham veren kitaplar çoğunlukta.

Babası "içe dönük" okuyan biri, devamlı besliyor ruhunu, malumatın değil irfanın peşinde, ne çok kitap okumuş, ne çok satırın altını çizmiş, hâline gıpta etmemek imkansız. Kendisiyle çok az tanışsak da kitaplara olan ilgisinden dolayı gönlümüzdeki yeri çok büyük, gıyabında derin bir hürmet besliyoruz.

Sabah namazı vakti, Yusuf kaldığım odanın kapısına geldi, tıkladı, sonra "kırın şeytanın bacağını haydi uyanın" dedi, gülümseyerek uyandım. Telefonu elime alıp "yelkenler dikilecek, yelkenler biçilecek" şeklinde başlayan o efsane mehter marşını açtım ve Selim'in odasının önünde gürültü çıkardım.

Tam kadro olarak ayakta olmak çok güzeldi, Gerede'nin buz gibi soğuk suyu gözlerimizi fal taşı gibi açmış, içimizde hoş bir rüzgar esiyordu. Namazın ardından "haydi durmayalım" dedik ve yola düştük. İstikametimiz Esentepe'de bulunan Horasan erenlerini ziyaret etmekti. Öyle ya, bu toprakları mayalayan ulular onlardı, güne bu kutlu ziyaretle başlamak pek bir anlamlı olacaktı.

Ramazan Dede isimli Horosan ereninin bulunduğu Esentepe, hafif karlı idi, keskin bir soğuk ensemizden içeri sokuluyordu. Kabri başında her birimiz sesli sesli Kur'ân okuduk, Ramazan Dede'nin aşkı ve şevkinden nasip alabilmek için Allah'a niyazda bulunduk. Çocuksu bir mutluluk vardı üstümüzde, yerinde durmayan birkaç köpek eşliğinde yarım saat yürüyüş yaptık.

Günün ilk saatleri dışarıda olmak ne kadar da güzeldi. Hele yanınızda sevdiğiniz, kafa dengi insanlar olunca, yer ve gök sanki daha bir manalı geliyordu göze.

Gerede'nin merkezinde açık bir çorbacı vardır umuduyla yola revan olduk. Esnafın bazıları erkenci idi, yüzlerindeki nura bakılırsa bereketin nerede olduğunu iyi biliyorlardı. Kimi Kur'ân dinliyordu, kimi ise "buyrun dükkan sizin" diyerek cömertliğini sergiliyordu.

Sıcak köy ekmeği alıp yanına mercimek çorbası söyledik, şükrümüz yerinde, keyfimize de diyecek yoktu. Sonrasında çok hoş bir çay ocağında, lezzetli çayları yudumladık, Horasan erenlerinin himmetini üzerimize çekmişçesine sekine çöktü kalplerimize.

Öğlene doğru mahalle aralarında birkaç tur attık, yaşlı teyzenin biri şöyle bir yokladı bizi, "bir halı var taşınacak, gelir misiniz" diye çağırdı nazikçe. Gelmez miyiz teyze, biz zaten Rabbimizden böylesi hizmetler dilerdik içten içe, şimdi kapımızı çalan bu fırsata koşa koşa gidilmez miydi?

Hemen teyzenin gösterdiği yolu tuttuk, büyük bir halıyı önce dürdük, sonra da istediği mekana bıraktık. Ağzı dualı idi, zaten bu halı taşıma işini de muhtaç bir arkadaşı için istemişti, belli ki Allah hepimizi birbirimize vesile ederek kendi muradını yerine getiriyordu.

Sonrasında Selim bize köydeki evlerini de gösterdi, bazı tarlaları işaret ederek "filan alandaki topraklar bizim" dedi. O sırada "şu kazığı geçen ben çaktım" deyince, gülümsedik, dünyaya kazık çakmayı başarabilen bir arkadaşa sahip olmaktan dolayı değişik duygular içine girdik. :)

Eve geldiğimizde Abdullah ile koyu sohbetlere daldık, ah ne derin ve güzel adamdır Abdullah, bendenizle buluşunca iki deniz kavuşmuş gibi sorar da sorar, lakin kalbi yormaz, gönle ağırlık vermez. Ben ondan çokça şey öğrenirim, o benden alabildiğini alır, sevgi ve hürmetin eşliğinde, her şeyi konuşabildiğimiz eşsiz bir iklimdir aramızdaki.

Bir ara o farklı kitaplara ben de farklı kitaplara daldım. Selim'in babasına gıpta ede ede, raflar arasında gezindim durdum. Ramazan Dede'nin himmeti aşikar olacak ki, Ahmet Yesevi Hazretleri'nin şiirleri çıktı karşıma.

Okudukça mest oldum, hayran kaldım, küçük çaplı vecd hâlleri yaşadım. Anadolu'yu mayalayanların piri idi kendisi, yani Horasan erenlerinin öncüsü, nefesinin berraklığı ve temizliği öyle etkiliydi ki, asırlardır canımıza can, kanımıza kan olmuştu sözleri.

Şimdi düşünüyorum da, Ahmed Yesevi Hazretleri'nin divanından nasibimizi almak için gelmişiz gibi bunca yolu. Şu satırların güzelliğinde erimemek mümkün mü?

*
Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol sen
Öyle mazlum yolda kalsa, hemdem ol sen
Mahşer günü dergahına mahrem ol sen
Ben-sen diyen kişilerden kaçtım ben işte
*

Sahiden de yeryüzünde gönlü kırıklara merhem olmak ne kutlu bir baht.
Sahiden de mazlumların safında durmak ne aziz bir şeref.
Sahiden de senlik benlik davası gütmediğimiz bir kalp kıvamı ne büyük bir nasip.
Şu iki gün, aşikar ki Rabbimizin lütfu. Zaten O'nun ikramı olmasa, neye erer ki insan.

Sabah namazında İmam Rabbani Hazretleri'nden bir mektup okumuştuk, o satırların içindeki derin hikmetle bitireyim sözlerimi. Çünkü bir yandan Yesevi Hazretleri, diğer yandan Rabbani Hazretleri, o büyük gayeyi telkin eden iki büyük üstad olarak nasibimizi süslediler, bizden de sizlere hediye kalsın isteriz.

"Biliniz ki kalp, Allah Sübhânehû'nun komşusudur. O'nun mukaddes zatına kalp gibi yakın olan başka bir şey yoktur. O hâlde ister mümin, isterse de âsi olsun, insanların kalplerine eziyet etmekten sakınınız! Zira komşu âsi de olsa himaye edilir, terkedilmez. Aman bundan uzak durun! Zira küfürden sonra, kalbe eziyet etmek kadar Allah Teâla'yı kızdıran başka bir günah yoktur."

Huu...

15 Ocak 2023
Süleyman Ragıp Yazıcılar

Süleyman Ragıp YAZICILAR
Süleyman Ragıp YAZICILAR

1984, İstanbul doğumlu. Gençliği Esenler’de geçti. İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Din Psikolojisi dalında yüksek lisansını tamamladı. Ş ...

Yorum Yaz