İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Hindistan’ın Yardım Stratejisi: Önce Komşuluk Doktrini
Uluslararası sistemin güç dengeleri bütünüyle yeniden kurgulanırken, yükselen güçlerin nüfuz alanlarını koruma gayretleri artık klasik diplomatik temasların fersah fersah ötesine geçmiş durumda. Bugün bir ülkenin bölgesel ya da küresel iddiası yalnızca askerî kapasiteyle ölçülmüyor; çevresindeki ülkelerin kalkınma yönelimlerini, büyüme hikâyelerini ve ekonomik ekosistemlerini ne kadar etkileyebildiği de en az onun kadar belirleyici. Hindistan’ın 2026-27 mali yılı için belirlediği Güney Asya’daki komşularına belirlediği dış yardım projeksiyonu, bu noktada tesadüfi bir bütçe kaleminden ziyade, Yeni Delhi’nin gelecek on yılına ışık tutan stratejik bir manifesto niteliği taşıyor. Mevcut bütçe rakamları, Hindistan’ın bütünüyle kendi stratejik özerkliğini tahkim etme ve bölgedeki dış etkileri rasyonel bir dengeye oturtma arzusunun somut bir yansımasıdır.
Hindistan dış politikasının omurgasını teşkil eden "Önce Komşuluk" (Neighborhood First) doktrini, bu yeni dönemde bütünüyle rafine bir hal alarak karşımıza çıkıyor. Doktrinin özü, Hindistan’ın refah ve güvenliğinin, doğrudan doğruya komşularının istikrarına bağlı olduğu gerçeğine dayanmaktadır. Yeni Delhi, bu stratejiyle sınırdaş olduğu ülkeleri birer "tampon bölge" olarak görmekten vazgeçip, onları bütünüyle ortak bir büyüme havzasının paydaşları haline getirmeyi hedefliyor. Ancak bu yaklaşımı asıl kıymetli kılan husus, bölgedeki diğer büyük güç olan Çin’in izlediği yöntemlerle taban tabana zıt bir karakter taşımasıdır.
Pekin’in "Kuşak ve Yol" girişimi çerçevesinde uyguladığı ve uluslararası literatürde "borç tuzağı diplomasisi" olarak adlandırılan yöntem, gelişmekte olan ülkeleri devasa ve geri ödenmesi imkânsız borç yükleri altına sokarak egemenlik haklarını ipotek altına almayı amaçlıyor. Sri Lanka’nın Hambantota limanında ya da Afrika’daki pek çok kritik altyapı projesinde görüldüğü üzere, Çin’in yardımları bütünüyle bir "teslimiyet" senaryosu üzerine kurgulanmıştır. Buna karşılık Hindistan’ın dış yardım modeli, bütünüyle şeffaf, talep odaklı ve hibe ağırlıklı bir yapı arz ediyor. Yeni Delhi, muhataplarını borç batağına sürüklemek yerine, onların kurumsal kapasitelerini geliştirmeyi ve yerel mülkiyet duygusunu güçlendirmeyi önceliyor. Bu fark, Hindistan’ı bölge ülkeleri gözünde çok daha güvenilir ve ahlaki zemini sağlam bir partner haline getirmektedir.
Bütçe dağılımına bakıldığında, Bhutan’ın aslan payını almaya devam etmesi, "Önce Komşuluk" ilkesinin en istikrarlı halkasını oluşturuyor. Hindistan için Bhutan, bütünüyle bir stratejik derinlik sahasıdır. Özellikle hidroelektrik santralleri ve altyapı projeleri üzerinden kurulan bu bağ, iki ülkenin kaderini bütünüyle birbirine bağlamaktadır. Nepal ve Sri Lanka’ya ayrılan kaynaklar ise, bu ülkelerin iç siyasi dalgalanmalarına rağmen Yeni Delhi’nin bölgedeki varlığını bütünüyle hissettirme çabasının ürünüdür. Hindistan, bu ülkelerde doğrudan yatırımlar ve kalkınma yardımları yoluyla, Çin’in sunduğu opak kredi modellerine bütünüyle sürdürülebilir bir alternatif üretmektedir. Yeni Delhi’nin yardımları, ülkelerin egemenliğine müdahale etmekten ziyade, onların demokratik ve ekonomik dayanıklılığını artırmayı amaçlayan bir vizyonun parçasıdır.
Maldivler ve Mauritius gibi ada devletlerine ayrılan payların artışı ise, "Önce Komşuluk" doktrininin deniz aşırı boyutunu, yani SAGAR (Bölgedeki Herkes İçin Güvenlik ve Büyüme) vizyonunu güçlendiriyor. Hint Okyanusu, Hindistan için bütünüyle bir arka bahçe değil, küresel ticaretin can damarıdır. Buradaki küçük ada devletlerinin ekonomik olarak desteklenmesi, deniz güvenliğinin Hindistan lehine tesis edilmesi açısından bütünüyle hayati bir önem arz ediyor. Hindistan, bütünüyle stratejik bir akılla, bu adalara sağladığı teknik destek ve altyapı hibeleriyle, deniz sınırlarını bütünüyle bir barış ve güvenlik kalkanına dönüştürüyor.
Hindistan’ın dış yardım diplomasisindeki en dikkat çekici değişimlerden biri de "Dijital Kamu Altyapısı" (DPI) gibi modern enstrümanların yardımların merkezine yerleşmesidir. Yeni Delhi, bütünüyle kendi geliştirdiği ödeme sistemlerini ve dijital kimlik çözümlerini komşu ülkelere ihraç ederek, bölge genelinde bütünüyle bir teknolojik ekosistem kuruyor. Bu durum, bütünüyle bir yazılım desteği olmanın ötesinde, ülkelerin finansal ve idari mimarilerini Hindistan ile uyumlu hale getirme sürecidir. Böylece, "Önce Komşuluk" doktrini fiziksel altyapıdan dijital entegrasyona doğru bütünüyle evrilerek, Çin’in sunduğu fiziksel ama hantal altyapı projelerinden çok daha kalıcı ve modern bir nüfuz alanı inşa ediyor.
Küresel Güney’in sesi olma iddiasını taşıyan Hindistan, dış yardımlarını aynı zamanda küresel masadaki pazarlık gücünü artırmak için kullanıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimî üyeliği gibi hedeflere ulaşmak için, kalkınma yardımı sunduğu ülkelerin diplomatik desteğini bütünüyle arkasına almak istiyor. Bu noktada Hindistan’ın dış yardımları, bütünüyle bir "yumuşak güç" aracı olarak işlev görüyor. Yeni Delhi, yardım sunduğu ülkelerin iç işlerine karışmayan, onların önceliklerini merkeze alan ve sürdürülebilir bir kalkınma modeli vaat eden tutumuyla, borç vererek tahakküm kuran güçlere karşı bütünüyle bir alternatif liderlik portresi çiziyor.
Son tahlilde, Hindistan’ın 2026-27 mali yılı dış yardım bütçesi, "Önce Komşuluk" doktrini çerçevesinde bütünüyle bir bölgesel refah çemberinin inşasını öngörüyor. Hindistan, kuzeyindeki devasa rakibiyle rekabet ederken, dış yardım diplomasisini geniş bir dengeleyici unsur ve ahlaki bir üstünlük alanı olarak kullanıyor. Çin’in sunduğu modeller kısa vadeli ve görkemli görünse de Hindistan’ın sunduğu şeffaf ve kapasite geliştirmeye odaklı model, uzun vadede bütünüyle daha kalıcı ve sağlıklı sonuçlar doğurabilir. Nihayetinde, dünya bütünüyle tek merkezli bir düzenden uzaklaşırken, Hindistan gibi yükselen güçlerin kurduğu bu yeni yardım ağları, uluslararası ilişkilerin geleceğini bütünüyle daha karmaşık ve çok merkezli bir hale getirecektir. Bu dönüşümü doğru okumak, küresel sistemin yeni kodlarını anlamak açısından bütünüyle bir zorunluluktur. Zira mesele, iddialı sözler söylemekten öte, bu yeni güç merkezlerinin sahada bütünüyle nasıl bir karşılık bulduğunu ve muhatapları için ne denli "hakiki" çözümler üretebildiğidir. Hindistan, bütünüyle kendi çıkarlarını koruyan ama bölgesel sorumluluğu da elden bırakmayan bu sağduyulu yardımlar politikasıyla, 21. yüzyılın jeopolitik sahasında bütünüyle belirleyici bir aktör olmaya devam edecektir.
Abdulkadir Aksöz
Yorum Yaz