AŞAĞILIK KOMPLEKSİ ÜZERİNE

0

Şair İsmet Özel’in de buyurduğu gibi iğneyi batırılan toprakların çeşmesinden akan suyun biriktiği kurna murdardır. Yine şair Nurullah Genç’in ifade ettiği gibi ilaç niyetiyle bu hasta çeşmeden tasını doldurmak, içen kişiyi bu topraklara yabancı hale getirmektedir.

Psikoloji’de kişinin çeşitli nedenlerden dolayı kendini yetersiz, yeteneksiz ve güçsüz görme duygusu ve ruh haline verilen addır, aşağılık kompleksi. (inferiority complex) Mezkûr ruh hali psikolojik bir hastalık haline delâlet etmektedir. Alfred Adler tarafından ortaya atılmış ve bireysel psikoloji alanında incelenmiş olan, kişinin bazı yönlerden kendini diğerlerinden yetersizlik ve geç kalmışlık hissi ile birlikte aşağı hissetmesine neden olan psikolojik durumdur.

Bu hastalık, yukarıda bahsedildiği gibi kişinin kendini diğer insanlardan daha aşağı bir satıhta konumlandırması ile ilgilidir. Kendini daha aşağıda konumlandırdığı için çevreye nispetle kendini daha yetersiz algılamaya başlamaktadır ve “ama, sanki, bunu ben yapardım, ben bunu hallederdim ama….” benzeri sözlerinin sıkça zikredildiği açıkça görülmektedir. Aslında aşağılık hissi kişiye dışarıdan yapılan bir yakıştırma ya da teşhisten ziyade kişinin kendini bilmemesinden ve yine kendini hakkıyla temaşa edememesinden kaynaklanmaktadır. Sürekli dış dünyaya kılınan nazar bir noktada kendinin hakkıyla tanınıp bilinmesine engel olmaktadır. Dolayısıyla kendinde mündemiç olan yetenek, beceri ve bazı günlük işlere yatkınlığın (istidat) hiçbir şekilde farkına varılamamaktadır. Ayakların basıldığı nokta karşı taraf ile sürekli mukayese edilen bir nokta olduğu için her hareket kendini ispat amacı gütmektedir. Kısacası toplumda sıkça görülen bu kronik vak’anın sebebi sosyal hayatta, geçmişte ya da bugün travmatik boyutlarda yaşanılmış olan çeşitli değişim ve dönüşümlerin açtığı yaralar neticesinde olması kuvvetle muhtemel olduğu gibi bir milletin istikbal endişesi ile de olabilmesi mümkündür. Yani bireyler üzerinde gözlemlenmesi ne denli doğal ise bireylerden meydana gelen toplum ve topluluklar üzerinde gözlemlenmesi son derece doğaldır. Derin iz bırakan bu olaylar sonucunda insanların dış dünya bir tarafa kendine bakışı son derece önemlidir.

İnsanoğlu kendini dış dünyada ya –e rağmen formu ile ya da –e birlikte formu ile tanımlamaktadır. Bir şeye ya da birine rağmen tanımlama daha çok güvenlik algısı ile yapılmaktadır. Kişi kendine karşı konumlandırdığı ile arasına bir sınır, çit, mesafe koymaktadır. –e birlikte formu açısından bireyin toplum karşısında kendini konumlandırma örneğini Aristoteles’in Politika’sında görmek mümkündür. Ona göre: Human beings are by nature political animal… Yani burada kastedilen insanoğlunun doğası gereği sosyal bir varlık olduğudur ve tekâmülünün ancak toplum içerisinde olacağı anlatılmaktadır. İnsanoğlu fıtraten meyyal olduğu zanaat ve sanatla meşgul olarak toplum içerisinde bir işi sırtlamış olmaktadır. Dolayısıyla bütünün bir parçası; toplumun bir bireyi, yurttaşı haline gelmektedir. Madalyonun bir diğer tarafında ise kişi kendini tanımlarken yine kendi ile arasına mesafe koymaktadır. Yani beka sorununu kendine karşı olmakla aşmaya çalışmaktadır. Kendinden uzaklaşmaya çalışmakta tabiri caizse benliğini dış dünyada aramaktadır. Körlük Üzerine yazısında, körlüğün holiganlıkla oluşacağı gibi hayranlıkla oluşacağından da bahsedildi. Kişi sürekli hayran olduğu kişiye nazar etmekten kendi içine dönemez dolayısıyla kendini tanımaz hale gelmektedir. Tıpkı insanlar gibi toplumlar da bir kültüre ve bir medeniyete hayranlık duyabilir. Gerisinde kaldığı uygarlık düzeyini, geri dönmek suretiyle kendi hataları hesaplaşarak çözüme ulaştırabilekken harici aşı ve ithal yolla sorunun çözümünü dış dünyada aramaktadır. Dolayısıyla tenefüs edilen havaya ve belli bir kültür vadisinde akan medeniyete harici aşının alerji yaparak yan tesir vermesinden daha doğal bir şey yoktur. Aksini beklemek abesle iştigaldir. İbn Haldun, Tarih-i İber’in girişi Mukaddime’de ‘Coğrafya Kaderdir’ der. İnsanoğlu hangi coğrafyada meskun ise o coğrafyanın ürünüdür. Bozkır insanı daha sert mizaçlı iken mutedil iklim kuşağında yaşayan insanlar paralel şekilde daha sakin bir mizaca sahiptir. Yine Sosyal olayları kendi metoduna göre ve asırlar öncesinden bugüne ışık tutarak izah eden İbn-i Haldun; “galiplerle mağluplar arasında her zaman düşmanlık olmaz”der. Gerçekten bir süre sonra mağlup, galipte üstün vasıf arayacağından, ona hayranlık duyacağından aradaki düşmanlık hisleri de zamanla kaybolur. Mağlup, kendisini yendiğine göre, galipte bir üstün vasıf vardır diye düşünür. Bu ona itaatin ötesinde galibe karşı bir sempati de uyandırır. Burada mağlup, ”galipte bir kemal var” der. Bu, daha ziyade, benliğini bulmamış, korkmuş veya benliğinden ayrılmaya hazır insanın tavrıdır. Sonuç olarak ise maluplar yenilmişlik ve ezilmişlik duygusu içinde büzüşerek galiplerin dinini benimser. Az gelişmiş ülkelere gelişme, hep ithal bir meta olarak geldiğinden her zaman için insanlar son ürün ile karşılaşmaktadır. O ürünün ya da hizmetin nasıl oluştuğunu ve geliştiğini; ne kadar emek ve enerji harcandığını bilmemektedirler. Bu sebep ile sanki bir anda yoktan var edilmiş bir son ürün ile karşılaşmış gibi hissetmektedirler. Yoktan var etmek sadece insanüstü güçlerin bir becerisi olduğundan o ürünü var eden toplumlar sadece tüketici olarak var olan toplumların gözünde birer yarı tanrı kişiliğe bürünebilmektedirler. Bu tek taraflı tüketimin sürekli bir hal alması durumunda ise sürekli tüketici olan toplumlarda aşağılık kompleksi gelişmektedir.

Aşağılık kompleksinin bir de akademiye izdüşümü söz konusudur. Kendini hesaba katmadan güçlü olana eklemlenme çabası ile sıkça karşılaşılmaktadır. Ayak basılan noktanın yani kendi medeniyet dairesinin bir otorite olma olasılığı hesabına alınmadığı gibi fikir dünyası ithal zihin ürünleri ile oluşturulmaya çalışılmaktadır. Akademide bazı kalem sahibi kimseler bile isteye ya da farkında olmaksızın bir distrübütörlük ya da fikir bayiliği yapmaktadır. Dolayısıyla kişi kendi haricinde dışarıdan paye arayışı içerisine girmiş olmaktadır. Maalesef ki dışarıdan alınan bir paye bir ünvan akademi anayasasının oluşturduğu normlar hiyerarşisinde asıl olanın üzerinde yer almaktadır.
Ait olduğunun haricinden farklı bir havayı tenefüs ederek sözüm ona memleketine yararlı olmak için çıkılan yolculukta kişi tamamen, başta kendi ailesine olmak üzere topluma, halka ve kendi kültürüne yabancı bir hale gelmekte bu perspektifte yetişmektedir. İyi niyet ve faydalı olmak zannı ile döndüğünde ise havasını teneffüs ettiği iklimin aşısını kendi toplumuna yapmayı düşünmektedir. Ancak bilinmelidir ki, bozkır da yetişen bir bitkiye hariçten ılıman iklim yetişen bir bitkinin aşısı yapılsa dahi fayda vermeyecektir. Çünkü en başta iklim farklı dolayısıyla teneffüs edilen hava farklıdır. Ne solunuyorsa, ne yeniyorsa, ne içiliyorsa ve neye nazar ediliyorsa kişi (o)dur.

Sonuç olarak pergelin iki ayağından biri olan iğne tarafını bastığı nokta ait olduğu yer olmaktan çıkınca Şair İsmet Özel’in de buyurduğu gibi iğneyi batırılan toprakların çeşmesinden akan suyun biriktiği kurna murdardır. Yine şair Nurullah Genç’in ifade ettiği gibi ilaç niyetiyle bu hasta çeşmeden tasını doldurmak, içen kişiyi bu topraklara yabancı hale getirmektedir. Üzerine ses işlenmiş olan taş plâkları çalmak için kullanılan gramafon herkes tarafından bilinir. Gramafon taş plâktaki sesi bir iğne yardımı ve plâkın döndürülmesi ile tekrar günyüzüne çıkarmaktadır. Yani plâğa ne kaydedildi ise gramafon onu çalmaktadır. Taş plâk çizik, bozuk ya da hasar almış ise yine alet bu minvalde ses çıkaracaktır.
Meşhur 93 harbi generallerinden Rus Michail Grigor Cernayev’in ‘Türkleri yenmek için önce onların tarihini yenmek gerek’ sözünü Fransız Şarkiyatçı-Oryantalist Louis Massignon ‘Bir milleti bir kere yenmek isterseniz onunla savaşın; sürekli yenme zevkini tatmak isterseniz, onları kendi tarihi/vicdanı önünde küçük düşürün’ şekliyle ifade etmiştir. Kendi tarihi önünde küçük düşenler milletler bu minvalde medeniyet iddialarından vazgeçmiş olmaktalar ve kendilerine galebe çalan milletlerin medeniyet dairesine eklemlenmekteler ve tabii olarak büyük bir aşağılık kompleksi içerisine girmekteler.

MÜCAHİT BAYRAM IŞIK

About Author

Mücahit Bayram IŞIK

ULUSLARARASI İLİŞKİLER Sanat muhibi/Asyalı mubayi624@gmail.com

Leave A Reply