YORGUN

0

Hava o kadar güzel ki, anlatılmaz yaşanır cinsten. Gelip görmen lazım başka türlü olmaz. Gelip derin derin içinde çekmen lazım. Hatta gelip beraber içimize çekmek lazım bu duyguyu. Eğer gelmezsen ben havada kaybolup giderim. Kaybolmak ile var olmak arasındaki çizgideyim. Bir adım atsam her şey bitecek sanki. Ama sen gelirsen attığım her adımda yeniden var olurum. Bir dakika daha geçti. Bir dakika daha… Artık yalnızca dakikaları tutabiliyorum. Saniyeler yoruyor beni. Bazen kızıyorum kendime, yoksa onu unutmaya mı başladın diye. Ama bu unutmak değil, olsa olsa yorgunluk bu. Hem de 80 yaşındaki bir yüreğin yorgunluğu.

İşte rüzgar da esmeye başladı. Kışın bütün soğukluğunu yüzüme vurdukça, sana ait anılarım daha yavaş ilerlemeye başlıyor. Sadece donuyor. Hiçbir güzelliği kalmıyor bedenimde. Hiçbir…

+Heyyy! Bekle biraz… Konuşalım mı?

Bu seste nedir böyle? Burası benim yerim, benden uzak durun. Deli deyin, kafayı yemiş deyin, ama uzak durun. Güzel sözlerim, güzel gözlerim yok benim. Bu yüzden sürekli aşağı bakıyorum, sürekli kendi içimde eriyorum. Işıltılı dünyalara uygun değil gözlerim. Onlar karanlığı daha çok seviyor, daha çok gülüyor. Şimdi daha karanlığı istiyor. O yüzden uzak durun ve şu gürültüyü kesin!

+Bak seni ne mutsuz ediyor bilmiyorum, ama hallederiz…

Bak beni her şey mutsuz ediyor. A’dan Z’ye her şey. Mesela sen de beni mutsuz ediyorsun. Şu ışıklar, çığlıklar ve pervanenin sesi. Gökyüzümü gürültünüzle boğuyorsunuz. Mutluluk için kaç desibel gürültü gerekli acaba? Umarım fazla değildir de siz mutlu etmiş zannedersiniz ve çekip gidersiniz. Gitmek istemiyorsanız eğer söyleyin ben giderim. Zaten gelmeseydin ben çoktan gitmiş olacaktım. Biraz soluklanmak istedim. Yalnızca siyaha boyanmış tablo olmadan önceki son rengime kavuşmak istedim. Ama siz geldiniz ve benim sanatımın içine ettiniz. Yapmanız gereken tek şey beklemekti. Bekleyip 3 satırlık sözlerle uğurlamaktı beni. Sanki herkese mutluluk getirmeyi başarmışsınız gibi bir de benim etrafıma doluyorsunuz. Size ne benim gidişimden.

İnsanlar kendi hayatlarından çok başkalarının hayatına karışmayı seviyor. Ama bu ana kadar kimse bana karışmıyordu. Acınmış gözlerle bakmaktan başka müdahale etmek gelmiyordu ellerinden. Şimdi ise hepsi birer kahraman gibi bekliyor. Oysa ki tek farkları, benden izin almadan benimle ilgili kararlar almaya çalışmaları. Varlığımın yokluğumdan daha iyi olduğu düşüncesine sahipler. Ama ben hep vardım. Neden şimdi farklı edildim. Beni var etmek isteyenlerin, yokluğumun eşiğine adım atarken fark etmesi gülünç oldu biraz. Bazı insanlar yok olurken değerli oluyor demek ki. Siz eksildikçe değeriniz artıyor. Değeriniz derken abartmaya gerek yok, 10 saniye bilemedin 15 saniye yeter. Tamamen senin bedenine ve ağırlığına bağlı bir durumdur bu.

En çok da neyi seviyorum biliyor musunuz? Kimse anılarımı, geçmişimi bilmiyorum. Bu yüzden bugünüme karışanların hiçbirisi dünüme dokunamıyor. Çünkü onları ben ördüm ve kimsenin fark edemeyeceği şekilde gizledim. Ulaşamayacakları kadar derinde ve bugün en derine gömmek gelmiştim. Ama onlar da gelmiş. Kim haber verdi acaba? Saçmalamaya başladım yine. Kim haber verebilir ki, sanki yüzlerce tanıdığın var da anında herkese haber gitti. Biz sancak kendi hayallerimizin CEO’su olabiliriz. Ötesini hayal etmek bile zor. Öyle bir hayatı yaşayabilir miydim? Benim öyle acayip tesellilerim yoktur. Zengin olsam hayatım daha karmaşık olurdu ve birçok insan beni param için severdi. Ama birçok insan beni sevsin diye çok param olsun istedi. Neye göz diktiklerini önemsemezdim, yalandan yüzüme gülseler bile ben de onlara gülerdim. Binlerce karmaşanın arasında varlığımı hissederdim. İnsanların yokluğumu var etmeye çalışmalarından ziyade, varlığımda yok olmalarını isterdim. Neden başaramadım?

Yorgun doğmuşuz çünkü. Birçokları gibi biz de böyle dünyaya geldik. Bizim alın yazımızın mürekkebi karanlık aktı. Henüz yazıya geçemedik, haliyle pek anlaşamıyoruz. Orada yazanla bizim hayallerimiz hep karşı karşıya geliyor. Ben şimdi bir adım daha atıyorum. Hayallerimin en güzel saniyelerini, soluksuzca yaşıyorum. Nefes alışlarım daralıyor ve ben ilk defa bu kadar güzel gülüyorum…

 

 

About Author

Mustafa ÇAĞLAR

Kabil yüreğini Habilleştirme gayretinde biri. İletişim: caglarmustafa58@gmail.com

Leave A Reply