YERLİLİK-YABANCILIK ÜZERİNE MUKAYESELİ BİR DEĞERLENDİRME

0

 

Ele alacağımız kitap bölümünde Şener Aktürk, Etyen Mahçuphan’ın köşe yazılarındaki yerliliğin şartları üzerine düşüncelerine karşı sorgulama yapmıştır. Bu yazımızda getirilen eleştirilerden yola çıkarak argümanların tutarlılığı ve yerlilik kavramı üzerine bir değerlendirmede bulunacağız. Etyen Mahçupyan,  Ermeni meselesine muadil bir mevzu olarak Rumeli ve Kafkas Müslümanlarının durumunu ele alarak Ermeni meselesinin hafızalarda tazeliğinin korunması yolunda meşruiyet üretimi sağlamayı hedeflemiştir. Mahçupyan, bunu yerlilik ve eskilik temelinde kıyaslama zeminine taşıyarak, Rumeli’den göçmüş Müslümanların bulundukları topraklara aidiyet/kalıcılık sağlayamadıklarını iddia etmiştir. Bu duruma sebep olarak Rumelili Müslümanların Rumeli topraklarındaki tarihsel geçmişinin niceliksel olarak az olduğunu göstermiştir. Göçe maruz bırakılma sonrasında Rumelili Müslümanlarının geride bıraktıklarının ve karşılaştıkları mağduriyetin onların zihninden silinmesinin temelinde bu gerçeğin yattığını ifade etmektedir. Kıyaslamalarda terazinin bir kefesinin hafif bırakılması diğer kefedeki Ermeni meselesinin unutulmasına mani olacak durumun ve değer artırımının ağır basmasına sebep olacaktır.

Yerleşikliğin ilk sebebini ve sürecini önemseyen Mahçupyan, bu doğrultuda Ermenilerin yerleşik olma durumunun doğal süreçle sağlandığını savunmuştur. Buna karşın Rumeli Müslümanlarının yerleşikliğinin, yüzünü Batı’ya dönmüş olan Osmanlı Devleti’nin güç ve rant tesisini hedeflemesi sonucu sağlandığını belirtmiştir. “Türetilmiş” olarak görülen bu iskan politikasının temelinin cılız olacağı, yerliliğin sürekliliğinde açıklara sebebiyet vereceği Mahçupyan tarafından öne sürülmüştür. Ermenilerin haklarını talep etmeleri doğal bulunurken, baskı ve göçü unutmaya meyilli olduğu düşünülen Rumelili Müslümanların, doğal yerleşiklikten uzak olma durumuna sahip oldukları için hak taleplerinin olmadığı yazar tarafından ima edilmiştir. Şener Aktürk, yerleşikliği nedenlerini Osmanlı Devleti geleneğinde aramıştır. Bu hususta, irdelenen meselenin özünün unutmaya meyilli olmak olamayacağını belirtmemiz gerekir. Uluslararası sistemin\anlaşmaların siyasi alandaki baskısı, bunun sonucunda devlet etkinliğinin Doğu’ya yönelmesi mecburiyeti, esas neden olarak “unutmaya maruz bırakılmak” durumuna işaret etmektedir.

Siyasi sistematik açısından, Avrupa nezdinde İslam’ın hak gaspını simgelemesi karşı tavır oluşumuna neden olsa da, biz iki yazıdan da bağımsız olarak kültürün ehemmiyetini, İslam’ın hoşgörü, birlikte barış içinde yaşama öğretilerinin mensupları tarafından uygulanmasının gerilimi dengeleyici faktörler olarak belirtmekte fayda görüyoruz. Ayrıca yazar, eleştirdiği makalede kurulan din ile yerlilik arasındaki yanlış bağdaşım karşısında, tüm semavi dinlerin aynı coğrafyadan neşet ettiğini ve yayıldıkları mecralarda nasıl yerliliklerini ve halkın kabuliyetini sağladıklarını hatırlatmaktadır.

Bir başka açıdan değerlendirecek olursak, katliama maruz kalan milletler “yabancılık” yaftalarıyla karşı karşıya kalmışlardır. Kullanılan bu argüman desteğiyle Müslüman halkın kendisi ve yapıları silinmeye çalışılmıştır. Camiler, imaretler, mezarlıklar, türbeler, evler bir toplumun canlı vesikalarıdır. Rumeli’de karşılaştığımız bu yapılar, Rumelili Müslümanların yerlileşmedikleri yönündeki iddiaların doğrulunu sorgulamaktadır. Bir dinin, karşı konumlandırılarak ‘’imtiyaz alanı’’ elde ettiği yönündeki söylem; ötekileştirmek, göçe maruz bırakılmak şeklindeki hareketleri meşrulaştırıcı niteliktedir. Yazarın da savunduğu gibi, mağdur kesimin maruz kaldıkları felaketleri unutması, yaşananların toplumsal hafızadan silinmesi yukarıda bahsettiğimiz kriterlerden ötürü mümkün görünmemektedir. Yazarın Kore ve Arnavutluk gibi ülkeler üzerinden verdiği örnekler ile müntesibi olunan dinin, zaman içerisinde farklı dinlerin benimsenmesinin yaşayanları bulundukları toprakların yabancısı olmaya sevk etmediğinin altı çizilmiştir.

Göçebe ve yerleşik milletler arasındaki maddi varlık, varsıllık durumu kıyaslamalarında etnik sebepler yerine sosyo-ekonomik sebeplere yoğunlaşılması gerektiği değerlendirdiğimiz kitap bölümünde belirtilmiştir. İçinde bulunulan coğrafya, ticari imkanlar ve pazar alanının ekonomik seviyede farklılıklara sebep olduklarından ötürü, sosyo-ekonomik açıklamanın daha tutarlı sonuçları sağlayacağını düşünmekteyiz.

Son olarak, yerliliğin bir bağlamı olarak Türkiye’deki siyasal alanda imtiyaz bakımından Rumelileri değerlendirecek olursak; Rumeli kimliğinin Cumhuriyet Halk Partisi yandaşlığı ile özdeşleştirmek genelleme hatası yapılmasına neden olacaktır. Tek parti döneminden çok partili yaşama geçilmesi, muhalefet alanının genişlemesi, dönemlik seçim stratejileri, CHP’ye muhalif sosyalist Rumeli kitlesinin varlığı yaygın genellemenin yanlış olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılan genelleme hatalarına karşılık olarak; siyasi organizasyonların ve aktörlerin farklı dönemlerde azınlıklardan farklı derecelerde faydalanması, onlara imtiyaz alanı açmaları muhtemeldir. Siyasi kültür ve rejim değişikliği gibi faktörler, bahsedilen grupların farklı zamanlarda çeşitli aktörlerin yanında görünmeleri, sınırları belirlenmiş ortaklık ve bağdaşımların yanlışlığını ortaya koymaktadır.

Furkan EMİROĞLU

 

About Author

Furkan EMİROĞLU

Istanbul Medeniyet Univ. Political Sciences furkanemirrr@gmail.com

Leave A Reply