İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Dil Öğrenme Serüvenime Dair Birkaç Hatıra?
Bir gün bir akrabamın penyesinin üzerinde İngilizce kelimeler gördüm. Bunların anlamını biliyor musun diye sormuştum. O da evet, biliyorum demişti. O zaman “World” kelimesi yazıyordu büyük ihtimalle. Bugünkü gibi İngilizce bilenler, bundan yaklaşık 15-16 yıl önce yaygın değildi. İlk dillere merakım büyük ihtimalle o zaman başladı. Yabancı dile ve kelimelerine dair hayret makamı, daha sonra bana 5-6 dil öğrenmenin yolunu açacaktı.
Lisansta eğitim alırken Osmanlıcaya başladım. Osmanlıca hocası da olmak istediğimi hatırlıyorum. Amcam ile istişare ettiğimde “çok Osmanlıca hocası var” demişti. Ondan sonra herhalde farklı alanlara geçmek durumunda kaldım. Yabancı dil olarak ilk İngilizce öğrenmeye başladım. Lisans dönemim boyunca Osmanlıca derslerim bir ders hariç hep AA idi. Değerli hocam Ömer İşbilir’den güzel Osmanlıca dersleri aldık. Ayrıca lisansın ilk senesi (2012-2013) Hayrat Vakfı’ndan Osmanlıca dersleri almaya başlamıştım.

Hayrat Vakfı’ndan aldığım Osmanlıcaya dair ilk belge buydu. Ondan sonra 64 saatlik Osmanlı Türkçesi imlası dersi aldım (17.06.2013). Ondan da sonra 96 saatlik “Osmanlıcada Arapça-Farsça Kurallar” isimli programı tamamladım (20.03.2014). Üniversitede daha sonra Ömer İşbilir hocamdan ileri seviye, değişik hatlar üzerine eğitimler aldım. Buradaki derslerimden hep AA alarak geçerdim. Üç yıl boyunca olan derslerimden sadece bir kere BA düşmüş, onun haricindekiler hep AA idi, hamdolsun. Bütün hocalarımızın emeklerine sağlık.


Bu tarz metinlerden çokça okuma fırsatı elde ettik. O zaman Farsça öğrenmeye başlamıştım ve Farsçanın Osmanlıcaya çok faydası dokundu. Daha sonra Arapça da öğrenince her ikisi de Osmanlıca kelime haznemi daha da zenginleştirdi. Kelimelerin kökenine inebiliyor ve güzel çıkarımlar yapabiliyordum. Derste ilginç bir şekilde hocamla yarıştığıma dair bir algı oluşmuştu ve tabii bu beni çok üzdü. Ben, herhangi bir hocamın eline ne ilimde ne ahlakta ne de başka bir şeyde su dökebileceğime, inanın, inanmıyorum. Hocalarımın başımın üstünde yerleri var; Allah onlardan razı olsun. Gençlerimiz de hocalarımıza daima saygı göstersinler.
Hocamız bir metni okuduktan sonra ben o metni defalarca okumaya çalışırdım. Bir gün böyle yaparken hocanın bize verdiği metinlerin diline aşinalık kazandım. Bir yerde kelime silinmişti ve hocamın orayı okuması gerekiyordu; ben hemen orayı okuyabildim ve hocam da çok şaşırmıştı. Böylece Osmanlıcada inanılmaz bir başarı gösteriyor ve dil derslerinde ilk sıralara yükseliyordum; hatta birinci bile olabiliyordum. Dil derslerinde beni kimsenin geçmesine mümkün mertebe izin vermiyordum. Diğer derslerimde bu kadar başarılı değildim ama dil derslerini çok seviyor ve bütün vaktimi onlara harcıyordum.
Osmanlıcayı çok sevdim ve o zaman bu dile karşı ülkemizde yeni yeni ilgi oluşuyordu. Hayrat Vakfı ücretsiz dersler veriyordu. Orada toplamda 200 saat civarında Osmanlıca dersleri aldım. Üniversitemizde de son sene hariç Osmanlıca dersleri hep aldık. Yukarıda bahsettiğim hat çeşitlerinden okumalar yapıyorduk. Hayrat Vakfı’nda ders aldığımdan, Şakir Yılmaz hocamızın ilk verdiği derslere katılmamıştım. İlk birkaç hafta basit konuları işliyordu ve ben de onlara katılmamıştım. İlk sınavdan BA aldım ve üzülmüştüm ama sonraki sınavların hepsinden AA alarak dersleri tamamladım.
Osmanlıca dersinde bir gün okuma yapıyorduk. Orada bir gafım olmuştu. Kadın sevinip kocasının yanına gitti yazıyordu ve ben de orayı kadın soyunup kocasının yanına gitti diye okumuştum. Çok utanmıştım ve Osmanlıcada böyle hatalar olabiliyordu. Bir de hızlı okuyordum. Ondan böyle oldu J Bu biraz okuyucularımıza gayri ahlaki gelebilir ama böyle bir anım vardı ve hatırladıkça biraz garip olurum.
Okulumuza gelen Türkiyeli olmayan öğrenciler vardı. Onlara da kurduğumuz Darü’l-Erkam kulübümüz bünyesinde Osmanlıca öğretmeye çalıştık. Birkaç ders yapmıştık, sonra devam edemedik. Assaros isminde Taylandlı bir Müslüman öğrenciye Osmanlıca dersleri verdik. Ahmet Fatih arkadaşımız da yardımcı oluyordu. Darü’l-Erkam kulübümüz bünyesinde güzel işler yapmak nasip oldu, hamdolsun. Rabbimize ne kadar şükretsek azdır.
Okulda yapılabilecek güzel işlere örnek olması bağlamında orada yaptıklarımızdan da bahsetmek istiyorum. Darü’l-Erkam isminde bir kulüp kurduk ve orada dinî ve hayır faaliyetlerinde bulunduk. Hatırlayabildiklerimi burada zikretmek istiyorum. Tebliğ grubu kurmuştuk. Öğrencilere tebliğlerde bulunuyorduk. Camilere itikafa girmek için gidiyorduk. Çok güzel günlerdi hamdolsun. Bir gün bir camiye gittik. Orada üst kısımda kalıyor ve gündüzleri ilim ve Kur’an okuma ile meşgul oluyorduk. “İlmihali baştan sona gençlerimiz okumuyor” dediler ve biz de ilmihal okumaya başladık. Bu ilim halkalarına da halkımızı davet ediyorduk dışarı çıkıp. Caminin hocasını oranın ahalisi çok sevmişti. Gittiğimiz tarihte ben Mehmet Emin Saraç hocayı görmek istediğimi söylemiştim hocaya. Tevafuk olarak Saraç Hoca da yakındaki bir camide imiş. Hemen gittik, hoca ayrılmadan yetiştik ve elini öpme fırsatım olmuştu. Ben hemen sarıldım ve hocanın elini öptüm. Duasını aldık ve tevafuk eseri hoca ile görüşmek istediğimizi söylemiştim ve hoca da orada bulunuyormuş ve böylece görüşmek nasip olmuştu. Rabbim içime doğurmuştu hamdolsun.
Yurtlarda her hafta sohbet meclisleri kuruluyordu. Aramızda para toplayıp sohbete gelenlere ikram ediyorduk. Yurt müdürümüz Ersin hocadan da konuşma yapmasını istiyorduk. Bizler de konu belirleyip sohbetler yapıyorduk. Sohbetlerden sonra birkaç odaya tebliğ faaliyeti için gidiyorduk. Yılda bir odaya birkaç kez uğruyorduk. Onlara “dünya fani, ölüm ani, ahiret ise ebedi” diyorduk. Ders çalışmalarını, ilim ile uğraşmalarını tavsiye ediyorduk. Bizden memnun kalmışlardı, hamdolsun.
Bir gün şöyle bir şey aklımıza geldi. Benim de aklıma gelmiş olabilir, tam bilemiyorum. Bir vakfa gittik ve kendilerinden bize boş kumbara vermelerini istedik. 6-7 civarında kumbara aldık. Bunları her gün bir odaya bırakıyorduk ve sabaha kadar kalsın, biz karışmıyoruz diyorduk. “İçinize isterseniz para atarsınız” diyorduk. Böylece gizli kalmış oluyordu ve o zamanın parasıyla idare eder bir para toplayabilmiştik. Hangi ülke için topladığımızı tam hatırlamıyorum ama gönüllü faaliyetlere devam ediyorduk. Böylece gizli şekilde para koyuluyordu ama aklımıza hiç gelmedi içerisinden para falan alınır diye; böyle bir düşüncemiz hiç olmadı, hamdolsun. İnsanımıza güvendik ve faaliyetlerimizi sürdürdük. Toplanan para çok değildi, o beni çok üzmüştü. Oradaki bir abiden istemiştik kumbaraları ve tekrardan götürünce paranın biraz az çıkması beni çok üzmüştü, onu hatırlıyorum. İnşallah bu durumu ileride ben, Rabbimden gelecek maddiyat ile telafi edebilirim. Rabbena atina fiddünya hasene ve filahireti hasene ve gına azaben-nar. Âmin.
Ozan Dur
Yorum Yaz