TÜRKİYE’DE ECZACILIK MESLEĞİ

1

GİRİŞ

Türkiye’de eczacılık mesleği bugün sancılı bir dönüşüm ve değişim hali içerisindedir. Tam olarak bir buhran yaşandığı söylenemese de durumun çok da iç açıcı olduğunu söylemek gerçeği görmezden gelmek olur. Mesleğin toplumsal konum ve itibari geçmiş ile kıyaslandığında belirgin bir düşüş gözlemlenmekte, bu düşüş de mesleğin oluşturduğu kimlik ve kimlik tezahürlerini bir açmaza sokmaktadır. Türkiye’de çoğu meslek grubunun yaşadığı belirli bir sistem ve belirli bir işlevsel konum üzerine oturmamışlık hali bazen olumlu dönüt gösterse de çoğu zaman bu meslek için bir dezavantaj haline dönüşüyor. Sistemsizliğin bir sonucu olarak hayatta kalma refleksi gösterip kendisini geliştiren bu işlevsellik; mesleğin Türkiye’de toplumsal yaşamın işleyişinde bir Avrupa toplumuna kıyasla Türkiye’deki mesleği daha güçlü konuma getirmiştir. Ancak bu güçlülük kısa vadeli ve verimsizdir. Zira yine bu sistemsizlik eczacılığın çalışma alanlarını başka disiplinlere kurban vermesine sebebiyet vermiştir. Yani Türkiye’de eczacılık mesleğinin çalışma alanları bazı kısa vadeli ve küçük getiriler karşılığında farklı disiplinlere bedel olarak verilmiş ve adaletsiz bir pay edilmiştir. Bu durumun sonucu olarak da mesleğin geleceğine dair öngörüler umutsuz hal seyretmektedir. Çalışma yaşamındaki değişimlerin mesleğe yansıması ise yine çoğu meslekte görüleceği üzere meslek çalışanlarının erken yıpranma ve psikolojik bunalım olarak olumsuz karşılık bulmuştur. İktisadi ve teknolojik değişimler Türkiye’de en çok değişime uğrayan sağlık sektörünü ve doğrudan/dolaylı olarak da eczalığı da değiştirmiş dönüştürmüş bulunmaktadır. Mesleğin eğitim niteliği ise teoride ciddi bir şekilde bir tartışma konusuyken, pratikte geleneksel usta-çırak ilişkisi mesleği kotarmaktadır.

Meslek Eğitimine Dair Tarihsel Bir Perspektif

Türkiye’de eczacılık mesleğinin tarihi 9 Kasım 1908 tarihinde Tıp Fakültesi’ne bağlı olarak kurulmuş ve aynı zamanda Türkiye’de eczacılık öğretimi yapan tek kurum olan  “Eczacı Mekteb-i Ali”sine kadar gider. Bu Mektepte öğretim süresi 3 yıl idi ve öğretim programı olarak Paris Eczacılık Yüksek Okulu’nun (Ecole Superieure de Pharmacie de Paris) öğretim programı uygulanıyordu[1].

1933 Üniversite Reformu ile Eczacı Mektebi Tıp Fakültesinden ayrılarak, öğretim programının tıptan çok fen bilimlerine yakın olması gerekçesiyle, Fen Fakültesi’ne bağlanmıştır. Üniversite Reformu kapsamında bütün fakültelerde olduğu gibi, Eczacı Mektebi’ne de yabancı profesörler (A. Heilbronn, K. Bodendorf, P. Duquenois, L. Rosenthaler, C. H. Brieskorn) atanmıştır. Bu arada 1938 yılında öğretim süresi 4 yıla çıkartılmıştır.[2]

1944 yılında Eczacı mektebi Fen Fakültesi’nden ayrılarak tekrar Tıp Fakültesi’ne bağlanmış ve Eczacı Okulu adını almıştır.

Eczacılık öğretiminin “Fakülte” halinde yapılması gerektiğine inanan öğretim üyelerinin gayretleri sonucunda 4 Şubat 1961 tarihinde Tıp Fakültesi Profesörler Kurulu toplantısında Eczacı Okulu’nun fakülte haline getirilmesi oy birliği ile kabul edilmiştir. Karar 16 Kasım 1961 tarihinde İstanbul Üniversitesi Senatosu’ndan geçmiş ve 15 Ocak 1962 tarihinde dönemin Milli Eğitim Bakanının onayı ile “İstanbul Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi” resmen kurulmuştur.[3]

Türkiye’nin ilk Eczacılık Fakültesi ise 1960 yılında öğretime başlayan Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’dir. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin yılda 60 öğrenci alması nedeniyle mezun olan eczacı sayısının ülke ihtiyaçlarını karşılayamaması üzerine, 1960’lı yıllarda büyük bir eczacı açığı ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine bazı özel kuruluşlar Milli Eğitim Bakanlığı’na başvurarak “Eczacılık Yüksek Okulu” açma izni almışlar ve bu okulların ilki 1964 yılında İstanbul’da kurulmuştur. Bunu Ankara, İzmir ve Eskişehir’de açılan okullar izlemiştir. Bu okullar Anayasa’ya aykırı oldukları gerekçesiyle 9 Temmuz 1971 tarih ve 1472 sayılı kanun uyarınca devletleştirilmiştir. Bir süre devlet okulu olarak öğretim yapan bu okullar 28.3.1983’te kabul edilen Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında Kanun uyarınca Eczacılık Fakültesi haline dönüştürülmüşlerdir.[4]

Bugünkü anlamda bilimsel araştırmalar ve yayınlar 1933 Üniversite Reformu ile başlamıştır. Eczacı Mektebi’nde görevlendirilen yabancı hocalar araştırmalar yaparak, kitaplar yayınlayarak ve öğretim elemanları yetiştirerek Türkiye’de eczacılık mesleğinin çağdaş düzeye ulaşmasını sağlamışlardır. Prof. Dr. A. Heilbronn Farmakognozi, Prof. Dr. K. Bodendorf ve Prof. Dr. P. Duquenois Farmasötik Kimya, Prof. Dr. L.Rosenthaler ve Prof. Dr. C. H. Brieskorn Galenik Farmasi alanının gelişmesine öncülük etmişlerdir.[5]

Cumhuriyet’in ilk yıllarında eczaneler yalnız büyük şehirlerde toplanmıştı, bazı il ve ilçelerde ise eczane bulunmuyordu. Örneğin İstanbul’da 1924 yılında 300 civarında eczane vardı. Dönemin Sağlık Bakanlığı Müfettişi Ecz. İsmail Hakkı Yeşilyurt bir yazısında “bu eczanelerin bazı bölgelerde sıkışık olduğunu, alış-verişlerinin kıt ve dükkânların da hemen hemen boş bir vaziyette ve mali bakımdan da acınacak bir halde” olduğunu ifade etmiştir. [6]

Bu duruma bir çare bulmak, eczacıları ve eczaneleri mali bakımdan kuvvetlendirmek ve halk sağlığına yardım eden kurumlar haline getirmek için 1927 yılında 964 sayılı “Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun” çıkartılmıştır.[7]

Bu kanun ile eczane sınırlaması getirilmiş ve bir mahalde bulunan eczanelerin adedi o mahallin nüfusuna göre belirlenmeye başlamıştır. Bu kanun uyarınca 8.5.1928 günü verilen bir emir ile İstanbul’da bulunan eczanelerden 90 tanesi kapatılmış ve 17 tanesinin de yeri değiştirilmiştir.

Bu uygulamayı bazı eczacılar olumlu karşılarken, bazıları da eczane sınırlamasında haksızlıklar ve yanlışlıklar yapıldığını savunmuşlardır. Bu konuda gazetelerde yazılar yazılmış ve yayınlanan bir broşür ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne başvurulmuştur. Eczane sınırlamasını kaldırmak amacıyla, 1950 yılında Ecz. Remzi Kocaer’in girişimi ile bazı eczacılar tarafından “Türkiye Eczacıları Yardımlaşma Cemiyeti” kurulmuştur. 18.2.1953 tarihinde kabul edilen 6197 sayılı kanun ile eczane sınırlaması kaldırılmıştır.

 

Mesleğin Toplumsal Konumu Ve İtibarı

Türkiye’de eczacılık mesleğinin toplumsal konum ve itibarı geçmişe göre belirgin düşüş yaşamaktadır. 2000 yılı sonrası ve öncesi ciddi bir değişiklik göstermektedir. 2000 öncesi “Türkiye’de Sağlık” bir 3.dünya ülkesi göstergelerini yansıtırken 2000 sonrasında devlet politikalarının bir sonucu olarak sağlık sektöründe bir devrim yaşanmıştır. Bu devrim sağlık sektörünü ve bu sektöre bağlı alanları Türkiye’de son 20 yılın en çok değişim/dönüşüm ve yenilik yaşanan alanları haline getirmiştir. Devlet sosyal devlet politikasının gereği olarak büyük sağlık sorunlarını çözmüştür.2000 öncesi Türkiye’nin tipik bir manzarası olan hastane kuyrukları, ilaç ücretleri, ameliyat parası, hijyensiz ve sağlıksız hastane ortamları tarihe karışmıştır. Hasta hakları ciddi bir ilerleme göstermiş ve Avrupa standartlarını yakalamıştır. Ancak devletin hastanın giderlerini karşılama konusundaki politikası eczacılığın bir nevi özerk olan ekonomisine ağır bir darbe indirmiştir. Hastanın karşılamak zorunda olduğu ağır ilaç ücretleri eczacılık mesleği için büyük bir kazanç kapısıyken devletin buna müdahalesiyle bu kapı çoğunlukla kapanmıştır. 10-15 yıl öncesinde eczanede 60tl’ye satılan bir antibiyotik şuan 10tl’ye satılmaktadır

Devlet politikasının vurduğu bu ekonomik darbenin yanında ikinci bir darbe daha vardır ki o da yasalar ve kanunlardır. 17 Mayıs 2012 tarihinde 6308 sayılı kanun ile 2013 yılı Eczacılık Fakültesi’ne kayıt yaptıran öğrencilere, mezun olduklarında serbest eczane açmak için, bir yıl boyunca bir eczanede veya hastanede mesul müdür eczacı ile çalışma zorunluluğu ve yeni bir eczane açmak için ilçe sınırları içindeki nüfusa göre en az üç bin beş yüz kişi olması şartı getirilmiştir. Yani bu kanuna göre 2018 yılında mezun olan bir eczacı dilediği yerde bir eczane açamayacak, açabilmesi için de 1 yıllık bir tecrübe aranacak. Bunun sonucu olarak İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde yeni eczane açabilmek büyük oranda ortadan zorlaşmış ve yeni mezunlar için sahada iş bulma imkânı azalmıştır. Bütün bu sebepler Türkiye’de eczacılık mesleğinin toplumsal konum ve itibarını azaltmış öyle ki ülkemizin en eski eczacılık fakültelerinde son yıllarda yaşanan taban, tavan puanları ve başarı sırasında görülen büyük düşüşler bunu doğrular niteliktedir(Tablo-1).

Eczacılık mesleği 2014 yılında Türkiye’de Çalışma Yaşamı ve Mesleklerin İtibarı konulu araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de en itibarlı 126 meslek arasından 11.sırada bulunuyor. 20 Kasım-31 Aralık 2014’te Türkiye’de 32 ilde 2500 kişi ile yapılan anketlere dayanarak gerçekleştirilen bu araştırmadan elde edilen neticeler çerçevesinde mesleklerin itibar sıralaması elde edildi. Türkiye’de mesleklerin itibarını belirlemeye yönelik ilk çalışma olma özelliğini taşıyan bu araştırma neticesinde eczacılık mesleği ve diğer meslekler arasında kapsamlı bir biçimde karşılaştırma ve analiz etme imkânı ortaya çıktı.

Meslek ve ortalama skor:

  1. tıp doktoru 88,3
  2. üniversite profesörü 83,32
  3. hakim 82,17
  4. öğretmen 80,98
  5. diş hekimi 79,5
  6. general 78,31
  7. vali 78,15
  8. yüzbaşı 77,9
  9. büyükelçi 76,68
  10. mimar 76,23
  11. eczacı 75,79
  12. psikolog 75,55
  13. makine mühendisi 75,26
  14. genel müdür (kamu) 73,42
  15. elektrik mühendisi 73,1
  16. avukat 72,87
  17. araştırma görevlisi 72,84
  18. belediye başkanı 72,78
  19. inşaat mühendisi 72,69
  20. astsubay 70,73

2014 yılında yapılan bu araştırmanın üzerinden 4-5 yıl geçti. 2018 yılının sonunda eczacılar ile yaptığımız görüşmelere dayanarak ve 2013 yılında çıkarılan kanunun etkilerinin henüz başladığını tespit ederek şunu diyebiliriz ki eczacılık mesleğinin meslekler itibarı sıralamasında 11’den 15’e ve hatta 20’ye düşmesi olasıdır.

 

Mesleğin Oluşturduğu Kimlik Ve Bu Kimliğin Tezahürleri

6308 nolu kanuna göre Eczacılık; hastalıkların teşhis ve tedavisi ile hastalıklardan korunmada kullanılan tabii ve sentetik kaynaklı ilaç hammaddelerinden değişik farmasötik tipte ilaçların hazırlanması ve hastaya sunulması; ilacın analizlerinin yapılması, farmakolojik etkisinin devamlılığı, emniyeti, etkinliği ve maliyeti bakımından gözetimi; ilaçla ilgili standardizasyon ve kalite güvenliğinin sağlanması ve ilaç kullanımına bağlı sorunlar hakkında hastaların bilgilendirilmesi ve çıkan sorunların bildiriminin yapılmasına ilişkin faaliyetleri yürüten sağlık hizmetidir.

Ancak reelde eczacılık, kanunun bu tanımına pek uyuşmuyor. Zira belirtilen tanım aralığındaki işlevlerin çoğunluğu aktif olarak bulunmamasına rağmen tanım dışından birçok işlev eczacılık mesleğinde kendine yer buluyor. Bu minvalde bir takım eczacılar eczacılığı şu şekilde tanımlamaktadır:

– “Devletin koyduğu yasalar çerçevesinde yarı serbest yarı bağımlı çalışabilen bir sağlık esnaflığı”

– “Psikologluktan doktorluğa her türlü mesleğin karması”

– “Sağlık konusunda bilinçli satış uzmanı”

– “Doktor yarısı veyahut doktordan öte”

– “Tam manasıyla esnaflık olmayan ama başarılı olmak için esnaf özelliğini bulundurma zorunluluğu olan bir meslek”

– “Avrupa’daki gibi sadece ilacı vermekle yükümlü kimse değil hasta üzerinde inisiyatif sahibi olan bir sağlıkçı”

Sonuç olarak anlamamız gereken şudur ki Türkiye’de eczacılık sadece eczacılık değildir. Hem toplum nazarında hem eczacı nazarında eczacıdan eczacıya göre değişen bir eczacı kimliği mevcuttur. Günümüz geleneksel ve çağdaş sentezi yaşayan Türk toplum yapısı da bir mesleği sadece bir mesleğin tanımının kalıbına sokacak bir altyapıya sahip değildir.

Bunlardan farklı olarak şunu söyleyebiliriz ki bir hastanın iyileşmesine vesile olmak, buna tanık olmak ve toplum sağlığının düzenleyici bir merkezi olmak kimi eczacılar için huzur ve mutluluk verici bir kimlik oluşumuna katkı sağlarken; sürekli olarak, hasta insanlarla muhatap olmak ve bundan dolayı insani ilişkilerde yoğun bir çaba sarfetmek zorunda kalmak, kimi eczacılar için de bir yıpranma kaynağı oluşturup bezgin ve yorgun bir kimlik oluşturmaktadır.

 

Mesleğin İcrasının Zaman İçindeki Değişimi

Cumhuriyet Devrinden 2000’li yıllara kadar her ne kadar belirli problemler yaşasa da eczacılık mesleği yüksek bir geçim kaynağı ve yüksek statülü saygın bir meslek olarak görülüyordu. Ancak sağlıkta dönüşümle başlatılan süreçte eczane ekonomilerinin dar boğaza sokulmasıyla eczanecilik mesleğinin saygınlığı azaldı. Bilhassa 2010 yılından itibaren mesleğin icrası eskisine oranla iyice zorlaştı. Bununla birlikte eczaneden ilaç alan müşteriden muayene ücreti, katılım payı ve reçete parası alınması toplumu eczanelere karşı bir sorgulamaya itti. Hâlbuki bunun müsebbibi eczaneler değil devlettir. Eczanelerin de topluma karşı kendilerini savunabilecekleri etkili bir propaganda aracı veyahut mecra olmadığı için eczaneler; devletin güçlü propagandasıyla verilen, hiçbir problemin olmadığı sorunsuz yaşam imajına kurban edildi. Dolayısıyla eczaneler toplumun sert tepkisine maruz kalmakta ve her gelen müşteriye problemin tek tek ve açıkça izah edilmesinden başka çözüm yolu görünmemektedir.

Mesleğin icrasının bir başka problemi de üniversitede teorik eğitimin pratikte bir karşılığının olmamasıdır. Üniversite mezunu bir genç çoğunlukla meslek ile ilgili en basit pratik bilgilerden mahrum kalmaktadır. Mesleğe alışmak ve mesleği yürütebilmek için 1-2 yıl tecrübe kazanmak zorundadır.

 

Çalışma Yaşamındaki Değişimlerin Mesleğe Yansımaları

Eczanecilik mesleği kadar toplum ve toplumun en asli ihtiyaçlarıyla doğrudan ve etkili ilişki içerisinde olan çok az meslek dalı vardır. Zira sağlık insanın en temel ihtiyaçları arasında gelmektedir. Bu sebepten ötürü daima insan ile iletişimde olmanın fazladan zahmetleri vardır. Bir banka gibi veya bir devlet kurumu gibi randevu sistemiyle çalışan bir kurum olmadığı için eczanede sürekli bir sirkülasyon, sürekli bir akış hali vardır. Bu da mesleği yorucu ve yoğun hale getirmektedir. Bununla birlikte çalışma saatlerinin 09.00 – 19.00 saatleri arasında olması, cumartesi tatilinin olmaması ve kimi zaman gece nöbetçisi olma zorunluluğu mesleği epey zor ve uğraş verici hale getirmektedir. Bütün bu faktörler meslek insanını diğer mesleklere nazaran daha çok yıpratmakta ve dinlenme ihtiyacını daha çok hissetmektedir. Öyle meslekte çalışan bir kısım eczacılar eczaneciler için erken emekliliği talep etmekte ve bunu savunmaktadır.

İktisadi Ve Teknolojik Değişimlerin Meslek Üzerindeki Etkileri

Teknolojik gelişmeler eczane sektörü için gün geçtikçe önem arz etmektedir ve bu gelişmeler günümüze kadar mesleği ciddi oranda etkilemiştir. Bir eczacı ecza ile ilgili teknolojik gelişmeleri takip etmek, alan ile ilgili bilimsel yayınları sürekli olmasa da bilmek ve okumak zorundadır. Gelişimi ve değişimi takip etmediği sürece geri kalacaktır.

2003 yılında küpür kesme olayı varken bugün kare kod, e-reçete sistemi vardır. Bunlar eczanede insan emeğine olan ihtiyacı azaltmış, sağlık sorunlarını çözmeden daha etkili ve verimli olmuştur. Bugün eczane ve teknoloji bağlamında tartışma konusu olan mesele teknolojinin eczanede insana olan ihtiyacı bitirip bitirmeyeceğidir. Bir kısım eczaneciler Türkiyedeki geleneksel sistemden dolayı bunun imkânsız olduğunu bir kısım eczaneciler de gelecekte eczanecileri bekleyen böyle bir tehlikenin ihtimal dâhilinde olduğunu söylüyor.

Meslekte Gelişme (Çıraklıktan Ustalığa) Sürecinin Yapısı

Serbest eczanecilik için mesleki gelişme üniversite eğitimi süresince bir problemdir. Zira üniversite eğitimi öğrenciye yeterli meslek becerisini ve yetisini kazandırmamaktadır. Öğrenci bir ustanın yanında çalışmak ve işi tecrübe ile öğrenmek zorundadır. Genelde mezun olanların çoğunluğu mevcut bir işe girmekten ziyade yeni bir iş açma arayışı içerisindedir. Tecrübe olmadan iş açmanın sonucu olarak kimi zaman ağır bedeller ödenmektedir.

Mesleğin Geleceği                  

Gelecekte eczacılık mesleğinin bitmesi gibi bir durum imkânsız, ancak mesleğin büyük bir dönüşüm geçireceği muhakkak. Türkiye’de eczacılık mesleğinin geleceği bugün muallak bir durum arz etmektedir. Eczanecilik mevcut haliyle değil de farklı bir sistemde ve farklı bir süreçle ve işleyişle toplumun karşısına çıkabilir. Eczacılığın tamamen devlet eliyle yürütülmesi de, marketlere devredilmesi ihtimaller arasında.

Eczacılık sadece serbest eczacılık değildir. Eczacılığın kendi içerisinde birçok alanı bulunmaktadır. Eczacıların ilaç endüstrisinde çalışabileceği bu farklı alanları ise şöyle sıralayabiliriz;

  1. Üretim
  2. Ar-Ge
  3. Kalite Kontrol
  4. Kalite Güvence
  5. Satış ve Pazarlama
  6. Tıbbi Direktörlük/Medikal Bölüm
  7. İş Geliştirme(Patent Ofisi:patent ve marka)
  8. Ruhsatlandırma-Fiyatlandırma-Geri Ödeme
  9. Farmakovijilans
  10. İlaç Mühendisliği
  11. FarmaLojistik(Depolama-Nakliyat)
  12. Tıbbi Tanıtım
  13. İlaç Fabrikası Mesul Müdürü

 

Problem şudur ki bugün Türkiye’de eczacıların  %93’ü serbest eczanecilikte istihdam edilmektedir. Bu başlı başına çok büyük bir rakamdır. Eczacıların diğer alanlarda bu kadar az olmasının sebebi Tıp ve Kimya disiplinin eczacılık sektörünün yerini almasıdır.

Öte yandan, TUİK’in 2023 yılı nüfus tahmini 85.598.777’dir.Buna göre 3500 nüfusa düşen eczane sayısı 24.456 olmaktadır. Oysa Türkiye 2013 yılı itibarıyla, bundan on yıl sonraki (2023 yılı) serbest eczane sayısına şimdiden ulaşmış bulunmaktadır.

Bugün toplam eczacı sayısı 35.000 civarında olan ülkemizde, 2023 yılına gelinceye kadar eczacılık fakültelerinden yılda ortalama 3000 mezundan 30.000 yeni eczacı insan gücüne katılacak ve toplam eczacı sayısı 60.000’i geçmiş olacaktır.

Ancak şu bir gerçektir ki 2019 yılı eczacılık için önemli bir dönüm noktası olacaktır. Zira 2013 yılında çıkarılan kanunlar etkisini tam anlamıyla 2019 itibariyle gösterecektir. Önümüzdeki süreçte iş bulamayan eczacılardan ve hâlihazırda işe devam eden eczacıların problemlerini çok fazla duyacağız. Sürecin tam olarak neye evrileceğini de zaman gösterecek. Açıkçası bu sancılı dönemin sakinleşmesi kısa vadede zor görünüyor, zira Türkiye’de eczacılık mesleğini büyük bir dönüşüm bekliyor. Ezcalık okuyanların serbest eczanecelik dışında yine meslek ile ilgili çalışabilecekleri farklı alanlarda bir alternatif oluşturmaları gerekiyor. Zira insanlık devam ettiği sürece hastalık da olacaktır ilaç da olacaktır. Eczane ve ilaç sektörünün hâlihazırdaki hastalıkların çözümü ile ilgili yöntemlerde kendilerini yenilemeleri, ileriki süreçte ortaya çıkabilecek yeni hastalıklar türlerine karşı çözüm üretmede teknoloji ve yenilikçi gelişmeler ile hazırlıklı olmaları gerekiyor. Toplumda eczacılık mesleği için her ne kadar  “esnaflık” algısı hakimse de bu gerçeğin ve bu gerçekliğe bağlı algının kırılması lazımdır. Zira gelecekte eczacılık mesleğini sadece esnaflık özelliğine haiz eczacılar değil yenilikçi, teknolojiye ayak uydurabilen ve toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilen eczacılar sahip çıkacak. Aksi takdirde eczacılık mesleğinin saygınlığını ve konumunu kaybedeceği muhakkak.

Ubeydullah GÜNEŞ

KAYNAKÇA

[1] Baytop, T., Türk Eczacılık Tarihi, Kısaltılmış 2. Baskı, Hazırlayan: Mat, A., 194, İstanbul, 2001.

[2] Baytop, T., Türk Eczacılık Tarihi, Kısaltılmış 2. Baskı, Hazırlayan: Mat, A., 270, İstanbul, 2001.

[3] İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi 1962-2002, İstanbul, 2002

[4] Baytop, T., Türk Eczacılık Tarihi Araştırmaları, 50, İstanbul, 2000.

[5] Baytop, T., Türk Eczacılık Tarihi, Kısaltılmış 2. Baskı, Hazırlayan: Mat, A., 272, İstanbul,

[6] Yeşilyurt, İ. H., Cumhuriyet Eczacılığı, Farmakoloğ 15, 112, 1945

[7] Baylav, N., Eczacılık Tarihi, 424, İstanbul 1968.

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/05/20120531-3.htm

http://eczacininsesi.com/index.php?yon=ozgur&id=697

 

FIRINCILIĞIN SOSYO-EKONOMİK YAPI İÇERİSİNDEKİ DEĞİŞİMİ

Lütfen takip edip, beğenin
error0

About Author

Ubeydullah GÜNEŞ

Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji gunesubeydullah@gmail.com

1 Yorum

  1. Pingback: FIRINCILIĞIN SOSYO-EKONOMİK YAPI İÇERİSİNDEKİ DEĞİŞİMİ | İlim ve Medeniyet

Leave A Reply