AH MÜLTECİLER, VAH MÜLTECİLER...

TOPLUM VE GÜNDEM

Şükür ki ahiret var, şükür ki vicdanımızı yitirmedik, şükür ki insafı elden bırakmadık. Biz öyle bir ümmetiz ki her sözü dinleriz, en güzeline uyarız. Bu manada, ne kör taassubun taraftarıyız, ne gerçekleri görmemek için gözlerimizi kapatacak kadar safız. Tüm çabamız gücümüz yettiğince ıslah içindir, muvaffakiyetimiz de ancak Allah'ın yardımı iledir.

Ah Mülteciler, Vah Mülteciler...

Kayseri'de patlak veren mülteci linci, birçok insanın yüreğini yaraladı, birçok insan için de aranılan vahşi zemine kavuşma sevinci yaşattı. Fırsattan istifade, kimi yaktı yıktı, kimi nefretini kusacak barbarlıklara tevessül etti. Neresinden baksanız bir dram, neresinden ele alsanız bir facia. Rabbimiz kötülere fırsat vermesin, zalim olmaktan bizleri korusun, amin.

Olayların ertesi günü, bulunduğum bir mecliste "aranızda mültecilerle ilgili olumsuz görüşte olanlar var mı" diye sordum. Maksadım mikro ölçekte insanların gönüllerinde neler olup bittiğini anlamaktı.

Kimi "çok kabalar, sosyal hayatın içinde doku uyumsuzluğumuz çok büyük, hiç uyum sağlamıyorlar ülkemize" dedi. Kimi "bunaldık gerçekten, fazla oldular sayıca" yorumunda bulundu.

Bir diğeri, "esasında aile olarak gelmeyenleri geri yollamak lazım, bu işin tek çözüm yolu budur, özellikle bekar erkeklerin bir arada kaldığı ve yaşadığı yerler kabul edilemez, aile dışında hiçbir mülteci tutmamak lazım" gibi bir fikir öne sürdü.

Sonra biraz daha detaylara daldık, kendimce şu on hususta çıkarımlar yaptım.

1-) Anlaşılan o ki, kendi küçük ölçeğim dahi, mülteciler konusunda epey sıkıntılı bir noktaya geldiğimizi gösteriyor ve bu husustaki politikaların acilen güncellenmesi icap ediyor. İdarecilere bu manada büyük bir kızgınlık var gibi, ister istemez olumsuz propagandanın da tesiriyle, "başımıza mültecileri bela ettiler" duygusu hakim birçok kişide.

2-) Çeşitli vesilelerle ırkçılığı pompalayanlar büyük oranda amaçlarına ulaşmış durumdalar, ülkemizde özellikle Suriyeli nefreti yaygınlaşmış vaziyette. Hususen gençler, bu konuda kullanılmaya çok açıklar, olası linçler için kalpleri ve akılları epeyce doldurulmuş, patlamaya hazır bomba gibi bekliyorlar köşelerinde. Provokasyonlar, manipülasyonlar ve ortalığı karıştırmak için kandırılmaya çokça müsaitler. Allah milletimize feraset versin.

3-) Politik anlamda mültecilerin gitmesi ya da kalması daha çokça tartışılacak, bu doğal. Lakin biz insani manada faziletten ayrılamayız, kötülüğe yanaşamayız, zulme ortak olamayız. Bu manada, mültecilere yönelik ötekileştirici beyanların, şiddet ve nefrete davetiye çıkaran paylaşımların cezasız kalmaması icap ediyor. Dava insanlık davasıdır, zulüm varsa her şey anlamsız olur, kötülük yaygınlaşırsa beklemediğimiz yerden musibetler bizi bulur.

4-) Mültecilerle ilgili linçlerle katılanların, masum insanların evlerini, dükkanlarını ve canlarını yakanların adalet karşısında en ağır cezaları almaları gerekiyor, bu konuda devlet yetkililerden hassasiyet bekliyoruz, gösterilecek gevşeklik daha büyük acılara sebep olacaktır, Allah muhafaza büyük trajedilere davetiye çıkaracaktır. İnsan azizdir, Aşık Veysel'in dediği gibi, senliği benliği bırakıp, ikilikten bela geldiğini unutmayıp, davanın insanlık davası olduğunu vurgulamalıyız daima..

5-) Kayseri'deki olaylardan sonra, Suriye'nin çeşitli yerlerinde Türk bayrağını yakanlar, askerimize saldıranlar oldu. Elbette bu bizler için ne kabul edilebilir ne de affedilebilir. Lakin dikkatle incelediğinizde, olaylar daha da alevlensin diye devreye girenleri görmemek saflık olur. Hasılı eş zamanlı hem Türkiye'de hem de Suriye'de şiddet, nefret ve kaos büyüsün isteniyor, çokça dikkatli olmakta fayda var. Saadetin Acar'ın tavsiyesini akıllardan çıkarmamak lazım: "Bir ateş çemberinin ortasındayız. Etrafımız sarılmış vaziyette. Ülkemizin kıymetini bilelim. Sakin olalım, hikmetle davranalım. Coğrafyamızı lime lime doğrayan, İslam dünyasını kan gölüne çevirenlerin emellerine hizmet etmeyelim. Biz Müslümanız ve İslam kardeşliğine inanıyoruz."

6-) Burası dünya, herkes kendine yakışanı yapacak, kimi ifsad için çabalayacak kimi de ıslah derdiyle ömrünü tüketecek. Aslında her olay, kim olduğumuza dair, iç dünyamıza yönelik saf bir ayna tutuyor gönlümüze. Rabbimiz bizleri iyilikten, hayırdan, güzellikten ayırmasın; ayrımcılıktan, insanları küçük görmekten, ırkçılık vebasından, masumların ahını almaktan uzak eylesin. Az önce Twitter'da gördüm, Saliha Betül şöyle demiş: "Gençler! Şu ortalık biraz sakinlesin ilk fırsatta Kayseri'ye giderek ya da irtibat kurarak tek tek oradaki mazlumların yaralarını sarmak bizim görevimiz." Ne mutlu güzel niyetler ve temiz gayretlerle yaşayanlara...

7-) Ülkemizdeki birçok iş alanında, mülteciler aktif bir şekilde çalışıyorlar. Zor işlerde öndeler, milletin pek iltifat etmediği alanlarda çaba sarf ediyorlar. Hiç unutmuyorum, "çoban bulamıyoruz" demişti Ankara'da bir hayvancı, ellerini havaya kaldırıp, sitemli şekilde. Bu manada, mülteciler gönderilecek olsa, muhtemelen ilk olarak iş verenler buna razı olmayacak, ayağa kalkacak. Çünkü şu an birçok sektörde enerjileri ve verimlilikleriyle katma değer oluşturuyorlar. Yani bu meselenin ülkemiz açısından çokça farklı boyutları söz konusu. Mesele kuru hamasetle halledilemeyecek kadar kapsamlı, geniş.

8 -) Dinin özü, "kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma" sözünde gizlidir. Bu bir bakıma, "bana ne ise, sana o" anlayışı demektir. Mültecililer konusunda akıl almaz beyanlarda bulunan, insanlıktan nasibini almamış, kalbi kin ve kötülük dolu tiplerin bizlere vereceği hiçbir şey yoktur. Bizim hayatımız, yaşamımız, ölümümüz Allah içindir, değerlerimizi Allah'tan alırız, hayata İslam'ın ışığında bakarız. Bu yüzden insanı önce insan olarak görmeyen herkesten uzağız, her sözden beriyiz, her fikirden ayrıyız. Ne mutlu insanlığı yaşatanlara, kardeşliği diri tutanlara, merhameti kuşananlara...

9-) Bu yazıyı paylaşmadan önce, biri 14 diğeri 12 yaşında olan, iki oğluma sesli olarak okudum, siz ne dersiniz dedim. Küçüğü Eymen Vefa "ama baba, gerçekten kötülük yapan Suriyeliler de var, onlar gitmeli kesin" dedi. Gülümsedim, "haklısın oğlum" dedim ve ona dilim döndüğünce suçun şahsiliğinden bahsettim, haksız genellemelerden kaçınmak gerektiğini hatırlattım. Evet, gerçekten de ülke olarak özellikle mültecilerin özne olduğu suçlara tahammül hususunda hassasiyet zirve noktada. Bir nevi halkın sinir uçları iyice gevşemiş durumda. Bu noktada devlet idarecilerinin psikolojik ve sosyolojik süreci çok iyi yönetmeleri şart.

10-) Böyle yazınca ya da konuşunca, "yahu yeter şu Arap seviciliği, yeter şu mülteci güzellemeleri, ülke elden gidiyor siz hâlâ ne diyorsunuz" diyenler oluyor. "Al evinde besle" şeklinde yorumlara doluşanlar görülüyor. Şükür ki ahiret var, şükür ki vicdanımızı yitirmedik, şükür ki insafı elden bırakmadık. Biz öyle bir ümmetiz ki her sözü dinleriz, en güzeline uyarız. Bu manada, ne kör taassubun taraftarıyız, ne gerçekleri görmemek için gözlerimizi kapatacak kadar safız. Tüm çabamız gücümüz yettiğince ıslah içindir, muvaffakiyetimiz de ancak Allah'ın yardımı iledir. Yeryüzünün tüm erdemli insanlarına selam olsun.

3 Temmuz 2024
Süleyman Ragıp Yazıcılar

Süleyman Ragıp YAZICILAR
Süleyman Ragıp YAZICILAR

1984, İstanbul doğumlu. Gençliği Esenler’de geçti. İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Din Psikolojisi dalında yüksek lisansını tamamladı. Ş ...

Yorum Yaz