SİNEKLERİN TANRISI KİTAP İNCELEMESİ

0

William Golding’e ait olan, Nobel edebiyat ödüllü Sineklerin Tanrısı adlı eser; savaş esnasında güvenli bir bölgeye ulaştırılmak istenen askeri okul öğrencilerinin içerisinde bulunduğu bir uçağın okyanus üzerinde düşmesi sonucu yaşananları konu alan bir romandır. Her ne kadar roman olduğu yazılsa da şahsi fikrim bu eserin alegorik bir hikâye olduğudur. Böyle bir düşünceye sahip olmamın en büyük sebebi ise kitapta bulunan karakterlerin ve yaşanan olayların sadece bir olaylar zincirinden ibaret olmadığı, reel yaşamda sosyolojik ve siyasal bir kavrama tekabül ettiğidir.

Öncelikle kitabın olay örgüsünü hatırlayalım: Uçak kazasından sağ kalan çocuklar enkazdan kalan bir botla en yakın adaya ulaşırlar. Daha sonra adaya uyum sağlamaya çalışan çocuklar ufak çaplı bir örgütlenmeye giderek Ralph adında bir çocuğu lider olarak seçerler. Bu ufak çaplı örgütlenmede Jack adında bir çocuk da avlanmanın bir bakıma da güvenliğin sorumlusudur. Daha sonra aralarında oluşan bir ikilikten dolayı Jack ve ona bağlı olanlar ekipten ayrılıp yeni bir ekip kurarlar. Bu iki ekip arasında zamanla rekabet başlar ve nihayetinde Jack ve ekibi bu rekabette üstün taraf olur. Son olarak adadaki insan varlığından bir şekilde haberdar olan devlet yetkilileri adada sağ kalan gençleri kurtarırlar.

Şimdi ise olayları ve karakterleri tahlil edip çıkarımda bulunalım: Adanın bu yeni sakinleri içinde bulundukları bu durumdan kurtulmak için aralarında bir lider seçmek ve işleri kolaylaştırmak amacıyla bir seçim yaparlar. Ralph çocuklar arasında karakteri ile öne çıkmış doğal bir liderdir. Ekipte bulunan herkes liderlik için Ralph derken sadece Jack liderin seçimle değil direkt olarak kendisinin seçilmesi gerektiğini söyler. Her ne kadar Ralph doğuştan gelen liderlik özelliklerine sahip olsa da Jack de aynı özelliklere sahip kuşatıcı bir liderdir. Fakat ikisi arasındaki en büyük ayrım Ralph iyi yürekli, sevgi ve saygı odaklı, eşitlikçi bir yaklaşım sergilerken Jack zorbalığa ve baskıya dayanan yönetim tarzını benimsemiş, kendisinden başkasını hor ve hakir gören bir nevi faşizan bir yapıya sahiptir. Ralph lider seçildikten bir zaman sonra Jack ve birkaç kişiye adada avlanmak ve yiyecek bulma görevi verir. Bunun dışında adanın en yüksek tepesinde bir ateş yakılmış ve nöbetleşme usulüyle bu ateş harlanarak adadaki insan varlığına dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Ateş için nöbet sırası Jack ve arkadaşlarına geldiğinde onlar nöbet yerinde olmayıp avlanmaya çıkmıştır. Tam o esnada adanın yakınlarından geçen bir uçağın adadakileri fark etmeden gitmesinin faturası Jack ve arkadaşlarına çıkarılır. Jack ise ekibin yiyecek ihtiyacı için böyle bir şey yaptığını söyler ve avlandığı çetesiyle birlikte Ralph’in yanından ayrılır. Adanın farklı bir yerinde konuşlanan Jack ve çetesi zamanla avlanmanın ve daha da ötesinde kan dökmenin normalleşmesi gibi bir handikap içerisinde kalır. Domuz öldürdükçe daha yabansı, daha zalim olan Jack güçlendikçe baskı ve zorbalığını daha da arttırır ve ufak bir Hitler’mişçesine hareket etmeye başlar. Adeta güç zehirlenmesi yaşayan Jack, ona hizmet etmeyen çocukları ceza ve ölüm ile korkutarak kendisine itaat ettirir. Ralph ise yanındaki en büyük varlığı olan Domuzcuk lakaplı kilolu, gözlüklü ve bana göre mantığı ve aydın bir bireyi simgeleyen bir çocukla bir başına kalır. Domuzcuk bütün gün vaktini güneş saati bulmak gibi teknolojik şeylerle geçirir ve bu iki ekip arasındaki husumeti sonlandırmak ister. Domuzcuk her ne kadar ara bir yol bulmaya çalışsa da söyledikleri Jack’i etkilemez ve hatta Jack’in zorbalığı altında kalarak hayatını kaybeder. Buradan, faşistlerin aydınlık kafalara karşı duydukları kini açıkça görmüş oluyoruz. Jack adadaki son düşmanı olan ve tek başına kalmış Ralph ile mücadelesini sürdürürken yetkililerin adaya ulaşması ile bu macera son bulur.

Çocukların başlangıçta yeni bir cennet olarak gördüğü bu güzel ada zamanla birkaç çocuğun ihtirası ve iktidar hırsı yüzünden bir yangın yerine dönüşmüştür. Belirli koşullara maruz kalındığında yetişkinlere isnat edilebilecek bu tarz davranışların medeni dünyanın baskısından uzaklaşınca çocuklarda nasıl belirdiğini göstermesi bakımından önemlidir. Sineklerin Tanrısı kitabında, vahşileşen ve kan dökecek kadar acımasızlaşan çocukların bu durumu, iyiliğin de kötülüğün de insanın yaratılışında var olan şeyler olduğunu gözler önüne sermesi bakımından ehemmiyetlidir.

Kitabın yazarı olan William Golding, Ralph ile Domuzcuk’un içerisinde kötülük, Jack’de ise iyilik olabileceğini ama hangisinin ağır basacağının kişinin yaşadıklarından ve çevresinden kaynaklandığını örneklerle anlatmaya çalışmıştır.

Sonuç olarak denebilir ki güç ve iktidarın konu alındığı bu kitapta iki tür insan tipinden devletlerin ortaya çıkışını az çok anlayabiliriz. Biri, iyilik temelli bir yaklaşım sergileyen, seçim ve demokrasi odaklı bir örgütlenmeyi amaçlayan ve buna göre hareket eden idealist yönetim, diğeri ise gücünü baskı, zorbalık ve korku algısından alan faşizan ve sorgulanamayan realist yönetimdir. Kitabın okunurken, bu bağlamda değerlendirilmesi, anlaşılması bakımından faydalı olacaktır.

M. Fatih Özmen

About Author

Siyasal Bilimler | Uluslararası İlişkiler | Edebiyat [email protected]

Leave A Reply