RUSYA’NIN DOĞU AKDENİZ POLİTİKASININ ENERJİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

0

Rusya’nın ekonomisinde enerji nasıl bir yere sahiptir?

Rusya’nın Doğu Akdeniz ülkeleriyle olan ilişkileri enerji düzleminde nasıl şekillenmektedir?

Rusya’nın Doğu Akdeniz ülkeleriyle olan ilişkileri kapsamında bölge üzerindeki genel stratejileri nelerdir?

GİRİŞ

Devletlerarası ilişkiler her zaman görünenin aksine birçok farklı boyutu olan denklemlerden veya ilişkiler manzumesi üzerinden şekillenmektedir.  Enerji bunlardan birisi olup diplomatik açıdan ülkelerin siyasi ve askeri politikalarına yön verici veya bu politikaların arkasındaki motivasyon unsuru olarak karışımıza çıkmaktadır. Bu özellikle ekonomisi büyük ölçüde enerji gelirlerine dayana ülkelerde daha çok görülmektedir. Rusya bu gibi politikalar yürüten bir ülkedir.

Bu yazıda bu ülkelerden birisi olan Rusya incelenecektir. Küresel enerji sistemi her zaman değişim içerisindedir. Bu doğrultuda Rusya’nın stratejileri ve öncelikleri karşılaştığı durumlara cevap olarak değişim gösterecektir. Doğu Akdeniz’de doğalgaz ve petrol sahaları bulunmadan önce Rusya, Türkiye üzerinden enerji talebi artan İsrail’e doğalgaz aktarımını planlarken şu an İsrail üzerinden Avrupa’ya aktarılabilecek hatlar üzerinde konuşulması bile bu duruma verilebilecek en iyi örneklerdendir.

Rusya dünyada boru hatlarıyla enerjiyi kullanarak yumuşak gücünü kabul ettiren bir ülke konumundadır. Bu kapsamda devlet destekli enerji şirketleri sayesinde dünya enerji stratejilerine yön vermeyi hedeflemektedir. Doğu Akdeniz enerji havzası da dünyaya çok kutuplu bir dünya düzeni söylemiyle kendini bu şekilde sloganlaştıran Rusya’nın göz ardı edemeyeceği ve aktör olarak bulunmak isteyeceği bir bölgedir.

Bu kapsamda çalışmada incelenecek konu Rusya’nın ekonomisinde enerjinin yeri, Doğu Akdeniz ülkeleriyle enerji politiği çerçevesinde ilişkileri ve bu ilişkiler esas alınarak Rusya’nın Doğu Akdeniz enerji politikalarının neler olduğu değerlendirilmeye çalışılacaktır.

RUSYA’NIN EKONOMİSİNDE ENERJİ NASIL BİR YERE SAHİPTİR?

Dünya’ya gerek boru hatlarıyla gerekse başka yollarla enerji ihraç eden Rusya ekonomisi gelirlerinin yaklaşık olarak %30’luk bir kısmı enerji gelirlerinden elde edilmektedir.[1] Ekonomisi bu düzeyde enerjiye bağlı olan bir ülkenin politikalarının da gerek askeri gerekse stratejik olarak bu bağlamda şekillenmesi sürpriz olmayacaktır. Dünyada ham petrol üretiminde Suudi Arabistan’ı da geride bırakarak üretici konumunda ilk sırada, doğal gaz üretiminde 21 trilyon fit küp         ile ikinci sırada, nükleer enerji kullanarak enerji üretiminde dördüncü sırada yer alan dünyanın en önemli enerji üreticisi ülkelerinden bir olan Rusya; Avrupa, Asya ve Balkanlar gibi birçok bölgedeki birçok ülkeye enerji ihracı gerçekleştirmektedir.

Enerji piyasalarında meydana gelen dalgalanmaların ve fiyat değişimlerinin ekonomisini şiddetli şekilde etkilediği Rusya, özellikle Suudi Arabistan tarafından uygulanan fiyatların düşürme politikası sonucunda büyük sıkıntılar çekerek bu konuda daha ciddi önlemler alması gerektiği konusunda tecrübe sahibi olmuştur.[2] Bu kapsamda dünyanın hidrokarbon yataklarının ana merkezlerinden birisi olan ve doğal olarak Rusya’nın rakiplerinin bulunduğu bu bölgede Rusya hem rekabet artırıcı hem de bölgedeki enerji denklemini kontrol edebilen bir aktör olarak bulunmak istemektedir.  Tabii ki sadece bu durum Rusya’nın bölgedeki hamlelerinin tek açıklaması olmayacaktır. Rusya’nın bölgedeki hakimiyetini kurmaya başlamasının Sovyetlerden kalan bir geçmişi vardır ki bu dönemde ideolojik kamplaşmalar çerçevesinde   şekillenmiş fakat günümüzde büyük tesirleri olmuştur. 

Arap dünyasında ilk Sovyet elçiliği 1926’da Cidde’de açılmıştır. Bu hamleyle Orta Doğu coğrafyasına ilk adımını atmış olan Rusya, bölgede etkisini özellikle Stalin döneminde olmak üzere artan Arap sosyalizmini desteklemesiyle daha da artırmıştır. Yine bu dönemlerde Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerle ilişkiler kurmaya başlayarak Doğu Akdeniz’in kapılarını aralamıştır. 2. Dünya Savaşı’nın sert etkilerinin hissedildiği dönemlerden 1943 yılında Mısır’la diplomatik ilişkilerini başlatmış, 1955 yılında ise Libya’da gerçekleşen bağımsızlık mücadelesini desteklemiştir.

Bu bölgede bulunuşunun sebepleri incelendiği zaman, ideolojik sebepler bir süre sonra önceliğini yitirerek daha çok askeri, ticari ve enerji alanları üzerinden şekillenmeye başlamıştır. Yine aynı dönemlerde İsrail ile inişli çıkışlı ilişkilere sahip olmuştur. Arapları İsrail karşısında desteklemiş olması bunun en büyük sebebi olarak öne sürülmektedir.

Rusya topraklarında bulunan enerji kaynakları Rusya Federasyon’un ekonomik olarak itici gücü olmuştur. Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasının ardından Rusya Federasyonu petrol fiyatlarında Asya krizi gibi sorunlar, Yeltsin’in politikalarının dünyayı Ham petrol; Tarihli Brent Aylık Fiyat-Varil Başına ABD Doları[3]

takipte yetersiz kalması nedeniyle yaşanan ucuzlamadan dolayı enerji hususunda istediği gelir düzeyine ulaşamamıştır.

Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere petrol fiyatları 1998’e gelene kadar çok düşük seviyelerde seyretmesinin yanında daha da fazla düşerek varil başına 10$ seviyesini görmüştür.

Bu durgunluk;

Amacı Rusya’nın uluslarası arenada prestijini yeniden kazanması, Rus ekonomisinin ihyası ki dolaylı olarak Rus enerji politikalarının ihyası ve Ortadoğu’dan Çeçenlere giden yardımı kesmek olan, 2000 yılından sonra başa gelen Vladimir Putin döneminde sona ermiş ve hatta enerji gelirleri yükselmeye başlamıştır. Bunun birçok sebebi olsa bile en önemlisi Putin’in güçlü bir başkan figürü olarak karşımıza çıkmış olmasıdır.

2014 yılı sonrasında Suudi Arabistan tarafından kasıtlı olarak petrol fiyatları düşürülmeye başlanmıştır. Bu kapsamda varil fiyatı 100$ civarlarından 49$’a kadar düşmüştür. Her ne kadar bu dönemde fiyatlar bu seviyeye kadar inse bile enerji piyasası toparlanabilmiştir.

Rusya enerji konusunda Putin döneminde dış politika, savunma ve askeri alanlarda hedeflerini çizdiği belgeleri ilk defa enerji alanında da 2003 yılında yayımlamıştır. Bu belge Rusya’nın 2020 yılına dek enerji stratejilerini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda devletleştirme politikalarıyla beraber Putin’in ilk adımı Gazproom başta olmak üzere özelleştirilmiş enerji şirketlerini devletleştirmesi olmuştur.[4]

2000 yılı ardından Rusya’nın enerji politikasında öncelikleri değişmeye başlamış ve bu kapsamda doğalgaz ön plana çıkmıştır. Bunu 2006 yılında doğalgazdan elde edilen gelirlerin 1998 yılında elde edilen gelirlerin 7 katı civarında olmasından da anlayabiliriz.

Ortadoğu’dan daha önce çekilmiş olan Rusya durumu tekrar bu dönemde tersine döndürmeye başlamıştır. 2005 yılında Mısır, İsrail ve Filistin gibi birçok ülke ile diplomatik ilişkilerini güçlendirmek üzere ziyaretlerde bulunmuştur. Daha sonrasında İslam Konferansı Örgütü gözlemci üyesi olmuş ve bu sayede bölgede etkinliğini daha da çok artırmıştır.[5] 2007 Rusya’da Arapça yayın yapan “Rossiya El-yevm” adında bir kanal kurulmuştur.

Rusya için Ortadoğu;

Çeçen sorununa karşı Ortadoğu Müslümanlarının desteğini almak ve ekonomik kalkınma için bölgedeki enerji şirketlerini hem ortak hem de rakip görerek bu ülkelerle iş birliğine dayanan çıkar politikası izlemek amaçlarını gerçekleştirebileceği bir coğrafyadır.

Rusya Ortadoğu’ya yönelik politikalarını aynı hızda Medvedev döneminde de sürdürmüştür. Rusya’nın Ortadoğu’ya ilişkin politikaları ile Doğu Akdeniz üzerinde sürdürdüğü politikalara paralel düzlemde ilerlemektedir.

Mısır, İsrail, Lübnan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gibi ülkelerde bulunan hidrokarbonların ardından bu çevredeki ülkeler Doğu Akdeniz ülkeleri olarak anılmaya başlanmıştır. Bu kapsamda Mısır-İsrail- Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından kurulan üçlü ittifak ve ABD’nin de olaya dahil olması Doğu Akdeniz’deki enerji hatları rekabetini başlatmıştır.  Rusya’nın politikalarını enerji üzerinden genel olarak anlayabilmek için de bu bölgedeki ülkelerle olan birebir ilişkisine göz atmak gerekmektedir. Bunlardan ilki belki de tarihi bağlarının en kuvvetli olduğu ve günümüzde de güçlü ilişkiler içerisinde bulunduğu Suriye olmaktadır.

RUSYA VE DOĞU AKDENİZ ÜLKELERİYLE İLİŞKİLERİ

RUSYA-SURİYE İLİŞKİLERİ

Ortadoğu’da kendi varlığını ticari, askeri ve özellikle temelde enerji alanında göstermek isteyen Rusya, Suriye ile ilişkilerini 1944 yılında başlatmıştır. Ülkede o dönemlerde başlayan sosyalistleşme ile beraber etkisinin daha da fazla arttığı görülmüş ve Suriye aracılığıyla bölgenin etkin güçlerinden olmuştur.[6] Özellikle yine kendi etkisi altında olan Mısır’ın hükümet değişikliği sebebiyle Rusya’dan uzaklaşmasından dolayı Suriye’nin Rusya için bölgedeki önemi daha da artmıştır. İki ülke arasındaki ilişkiler Gorbaçov liderliği döneminde Glasnost ve Perestroyka (Ayrıca bakınız:  Sovyetlerin Çöküşü: Glasnost ve Perestroyka ), batıya karşı yakınlık ve yumuşama gibi politikalardan dolayı azalmaya başlamıştır. Hatta 90’lı yılların başında bu ilişkiler Suriye’nin geçmiş dönemlerden kalan borçlarından ötürü donma noktasına kadar gelmiştir. Fakat 90’lı yılların ortalarından sonra tekrar ilişkiler düzelmeye başlamıştır. Burada özellikle devlet kademesinde meydana gelen değişimler, ilişkilerin bu seviyede tekrar gelişmesine sebep olabilmiştir. Bu hareketlenmenin Rusya için sebeplerine bakacak olursak;

-Karışık hatta kaotik durumda olan Ortadoğu coğrafyasında tekrar arabulucu rolüyle bulunmak,

-Tartus limanı Rusya’nın Akdeniz’e açılan tek bağlantısıdır. Yüzyıllardır sıcak denizlere inmek hayalini kurmuş olan devlet bu fırsatı kaybetmek istememektedir.[7]

Özellikle 2003 yılında meydan gelen Irak’ın Amerika Birleşik Devletleri tarafından işgal edilmesiyle beraber ABD’nin yaşadığı prestij kaybı ve bölgede etkinliğinin azalması ve petrol fiyatlarının da artmasıyla Rusya Ortadoğu’da daha etkin hale gelmeye başlamıştır. Bu kapsamda iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi ve bölge ülkelerinin Rusya’ya olan bağlılıklarını artırmak amacıyla Suriye’nin geçmiş borçlarının %73’ü yeni anlaşmalar yapılması şartıyla kabul edilmiştir. Bu kapsamda 16 milyar dolarlık satış sözleşmesi imzalamış ve borçları silse bile kendi lehine çevirmeyi başarmıştır.[8]

Mart 2011’de iç savaşın başlamasıyla beraber hegemon devletler bölgede taraflarını belli etmiştir. Rusya tarihsel müttefiki olan Suriye’yi ABD’nin eline bırakmak istememiş ve rejimin yanında olmuştur. Bu doğrultuda Şam karşısında duran muhalifleri ve aynı zamanda IŞID’ın yok edilmesine yönelik çalışmalarda bulunmuş ve Şam yönetiminde bulunmayan yerleri Şam’a teslim etmiştir. Burada kurulabilecek olan batı yanlısı rejimin Rusya’ya karşı tahmin edilebileceği üzere sert bir zeminde siyaset yürüteceği söylenebilir.

Rusya’nın Suriye’de oluşunun en büyük sebebi enerjidir. Bu durumda hem ekonomisine sert darbe vuran fiyat düşüşlerini önleyip hem de fiyat artışlarını zorlamaktadır. Kıbrıs açıklarında bulunan doğalgaz sahalarında arama ve çıkarma yetkisi Suriye tarafından Rusya’ya verilmiştir. Bu kapsamda güçlü bir enerji aktörü olarak enerji yollarının çizilmesinde söz sahibi olmak istemektedir. Bunu sağlayabilmek için bahsettiğimiz askeri ve siyasi varlığıyla enerji geçiş yollarını kontrol altına almak istemektedir.

Bu kapsamda örnek vermek gerekirse Suriye’nin borçlarının silinmesinin hemen ardından TransNeft ve SayuzNefetgaz şirketlerinin arama ve çıkarma faaliyetleriyle alakalı çalışmalara başlamış olması, 2013 yılında SayuzNefetgaz şirketiyle Akdeniz’de Tartus’tan Banyas’a kadar 2190 km2’lik alanda doğalgaz ve petrol arama işlemleri için anlaşma imzalaması ve son olarak 2015 yılında enerji şirketlerinin güveliğini sağlamak amacıyla görüşmelerin gerçekleştirilmesi -ki 2013 yılında Blok-26 bölgesinde arama ve çıkarma faaliyetlerinde bulunan SayusNefetgaz şirketi bölgeden güvenliği sebebiyle ayrılmıştır.- olabilir.[9]

RUSYA LÜBNAN İLİŞKİLERİ

Enerji ihracatı bulunmayan ve ihtiyacı olan enerjinin %90’lık kısmını ithal eden Lübnan, çalışmayan Arap boru hattı ve LNG dönüşüm tesisleri olmaması sebebiyle ithal edemediği LNG kaynaklarından ötürü bu konuda sıkıntı içerisindedir.[10] Lübnan ve Kremlin arasındaki dönüm noktası 2010 yılında Rusya tarafından Lübnan’a yapılan askeri yardımlar olmuştur. Arap Baharı öncesinde Rusya ile doğalgaz dönüşümlü enerji santralleri ve Lübnan’a ulaştırılabilecek hatlar üzerine görüşmeler yapılmıştır. Bu kapsamda Rusya askeri ve siyasi gücünü kullanarak Lübnan üzerinde enerji alanında söz sahibi olmak istemiştir. Lübnan’ın hem yabancı şirketlerin ülkelerine girişini daha kolay hale getirecek düzenlemelere ilişkin hızlı çalışmalarda bulunmaması hem de Lübnan-Hizbullah çatışmasıyla beraber Doğu Akdeniz parselleri üzerinde İsrail ile yaşadığı Münhasır Ekonomik Bölge sorunlarının olması sebebiyle yabancı enerji şirketleri için zorlu bir saha olmaktadır. Fakat buna rağmen Rusya düşük profille dahi olsa Lübnan’ın uluslararası denizlerde ilk doğalgaz arama ihalesine katılmış ve kazana konsorsiyumlarda yer almıştır.

RUSYA-MISIR İLİŞKİLERİ

Rusya ve Mısır’ın ilişkileri diplomatik olarak ilk defa 1943 yılında başlamıştır.  Bu ilişkiler özellikle Cemal Abdul Nasır döneminde daha da gelişmiştir. Hatta bu dönemlerde Mısır’ın bürokratik kademelerinde önemli yerlerde görev yapan yada Hüsnü Mübarek gibi yapmış isimlerde bulunmaktadır. İki ülke arasındaki ilişkileri, Rusya’nın batıya rağmen 1956’da Süveyş Krizi’nde Mısır’ın yanında takındığı tavır daha çok güçlendirmiştir. Fakat ardından gelen ve batı yanlısı olan Enver Sedat döneminde ilişkiler gerilmiştir. Hüsnü Mübarek döneminde gelişen ilişkiler Mursi döneminde de devam etmiştir. Fakat daha sonra darbeyle başa geçen Sisi’ye karşı ılımlı kalmıştır. Bunun en büyük sebebi bölgede kendisine karşı geçmişten beri süregelen bir bağlılığın olması ve ekonomik sebeplerdir. Gelecek yıllarda petrol, doğalgaz ve nükleer gibi alanlarda yatırım yapmak için istekli olan Mısır’a Rusya, bu isteğine cevap verilmek üzere ön sıralarda beklemektedir. Aynı zamanda Güney Sahra bölgesinde bulunan Uranyum yatakları da Rusya’nın bu konuyu göz ardı etmemesine sebebiyet vermektedir.[11]

Arap Baharından sonra Mısır’da enerji güvenliği konusunda sıkıntılar yaşanmıştır. Bu dönemde doğalgaz üretimi ve doğalgaz üretimi sebebiyle elektrik üretimi düşmüştür. Ülke yeterince enerji kaynağına sahip olmasına rağmen doğalgaz temin etme aşamasına girmiştir. Mısır ihtiyaç duyduğu enerjiyi ithal etmek amacıyla arayışlar içeresine girdiği dönemde İtalyan şirketi ENI tarafından 2015 yılında Zohr doğalgaz sahası keşfedilmiştir. Zohr doğalgaz sahasının %30’luk payı Mısır’da enerji sektöründe ağırlıklarını artıran Rus enerji şirketlerinden Rosneft tarafından   satın alınmıştır. Daha sonrasında Rosneft, Mısır’dan ham petrol almış ve karşılığında LNG satmıştır. Lukoil Mısır’da bulunan 3 farklı petrol projesine, LetterOne -BP’nin eski CEO’su John Brown tarafından yönetilmektedir- Mısır’ın en büyük doğalgaz projelerinden birisi olan BP West Nile Delta projesine ortaktır.[12]   Vladimir Putin’in yaklaşık 10 yıl sonra 2015 yılında Mısır’a gelmesi ardından Mısır ile enerji konularında pek çok anlaşmaya imza atılmıştır. Bunlar arasında Rusya tarafından Mısır’a inşa edilecek olan nükleer santral ve bazı ticari ilişkilerin iyileştirilmesi de bulunmaktadır.[13] Rosneft’in yanında Gazproom da Mart 2105 yılında Mısır’ın EGAS şirketi ile LNG konusunda anlaşma imzalamıştır.

RUSYA-İSRAİL İLİŞKİLERİ

Rusya ve İsrail ilişkileri tarihsel bağlamıyla beraber incelendiği zaman Sovyet dönemine kadar geriye gitmektedir. Sovyetler Arap dünyasına ve özellikle Filistin’e verdiği destekten ötürü İsrail’in karşısında yer almıştır. Her ne kadar bunun birçok sebebi olsa da dönemin diplomatik şartları bunu gerektirmiştir.

Soğuk Savaş’ın galibi olarak ABD’nin öne çıkmasıyla beraber Rusya bölgesel etkinliğini o dönemde kaybetmeye başlamış ve bu kapsamda da İsrail ile düşük seviyeli de olsa ilişkilerini tekrar canlandırmaya başlamıştır. Özellikle Putin’in iktidara gelmesinin ardından bu ilişkiler artarak devam etmiştir.

Arap Baharı’ndan ve aynı zamanda bölgede önemli enerji sahalarının bulunmaya başlamasından sonra Mısır, İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında münasebetlerin iyileştiği görülmüştür. Bu kapsamda Rusya’ya enerji hususunda bağımlı olan Avrupa bu yakınlaşmayı kendi lehine görmüştür. Rusya’nın buradaki en büyük misyonu bu yakınlaşmalar sonucu oluşabilecek enerji yatırımlarında pay sahibi olarak Kremlin’in de burada söz sahibi olmasını sağlamaktır.[14]

Uzun süredir Rusya İsrail’in doğalgaz sahalarında söz sahibi olabilmek için yatırımcı rolüyle girişimlerde bulunmaktadır.  Her ne kadar Tamar sahasında bulunsa bile şimdi de Leviathan sahasında pay almak için uğraşmaktadır. Rusya eğer İsrail gazına ortak olabilirse bölgesel çıkarların yanı sıra aynı zamanda Doğu Asya’ya LNG tesisleriyle enerji ihraç etme şansına da sahip olacaktır.

RUSYA-KIBRIS İLİŞKİLERİ

Rusya ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında tarihten gelen siyasi bağlar bulunmaktadır. Ülkeler arasındaki ilişkiler 1960’lı yıllarda başlamıştır. Bu tarihten itibaren sürekli hale gelen ilişkiler Sovyetler ’in 1991 yılında çöküşüyle beraber daha da güçlü hale gelmiştir. Doğu Akdeniz’de kilit bir role sahip olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Rusya ulusal güvenlik politikaları ve enerji politikaları kapsamında büyük önem arz etmektedir.

İki ülke arasında ilişkilerin önemli bir kısmını ekonomi oluşturmaktadır. Bu ekonomik ilişki yatırıma dayalı güçlü ilişkileri barındırmaktadır. O kadar ki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne gelen doğrudan yabancı yatırımların %80’lik bir kısmı Rusya’ya aittir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ise Rusya’ya yapılan yabancı yatırımlarda bu oran Avrupa ve ABD tarafından uygulanan ekonomik yaptırımlar sonucunda biraz gerilese bile beşinci sırada yer almaktadır. [15]Dini olarak ayni dini benimsemelerinden ötürü iki ülke arasında oldukça yakın kültürel ilişkiler de mevcuttur.

Enerji çerçevesinde ikili ilişkiler büyük önem arz etmektedir. Son yıllarda çıkan enerji kaynakları ve bölgede Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin de bulunduğu ittifaklar oluşmaktadır. Enerjide dünyanın en büyük ihracatçısı diyebileceğimiz Rusya’nın enerji hatlarının düğümleneceği ve kendisine rakip aktörlerin bulunduğu bu sahada var olmak ve bunu da güçlü bağları bulunan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi aracılığıyla yapmak isteyeceği tahmin edilebilirdir.

RUSYA’NIN DOĞU AKDENİZ’DEKİ GENEL STRATEJİSİ NEDİR?

Rusya’nın genel olarak enerji hususunda politikalarına baktığımız zaman;

Petrol ve gaz için yeni pazarlar bulmak, batının ekonomik yaptırımları karşısında ekonomik hareketlenmeyi sağlamak için yatırım çekmek, ekonomisinde enerji piyasalarındaki dalgalanmalardan dolayı gerçekleşen sert etkileri durdurmak için enerji ihracatçılarıyla yakın çalışmak, Avrupa’nın kendi enerjisine alternatif doğal kaynaklar bulmasının önüne geçip bağımlı hale getirmek ve Asya bölgesine daha fazla petrol ve doğalgaz yatırımı yaparak alanını genişletmek üzerine kurulmuştur.

Son dönemlerde Doğu Akdeniz’de bulunan enerji kaynakları ve bu kapsamda kurulan enerji ittifakları, Amerika’nın bölgeye aktör olarak dahil olmak istemesi gibi sebeplerden dolayı Rusya burayı artık enerji güvenliğine karşı bir tehdit olarak algılamasına neden olmuştur. Rusya’nın enerji kaynakları konusundaki liderliğini korumasının yolu da bu bölgede var olan enerji denklemindeki yerine bağlıdır.

Rus diplomasisinde Doğu Akdeniz’in enerji hususunda önemine bakıldığı zaman;

Bölgenin dünyadaki önemli gaz ve petrol sahalarından birisi olması, Stratejik deniz hatları zincirine sahip olması, dünyanın en büyük enerji pazarı olan Avrupa’ya yakın olması gibi önemli sebeplere sahip olduğu görülmektedir.

Bu kapsamda Rusya bölgedeki enerji politikaları;

Petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma projelerine ortak olmak, enerji taşıma projelerinde yer almak, bunların gerekli altyapısını sağlayabilmek için bölgedeki ülkelerle siyasi ve askeri ilişkilerini güçlendirmek, bölgede bulunan zaten enerji hususunda rakibi olan önemli ülkelerle yakın temas halinde kalarak enerji piyasasında yönlendirici hale gelebilmek olarak şekillenmektedir.[16]

SONUÇ

Ekonomisini önemli bir kısmı enerji gelirlerine bağlı olan Rusya, zorunlu olarak izlediği politikaları bu kapsamda şekillendirmek zorundadır.

Son yıllarda Doğu Akdeniz bölgesinde keşfedilen enerji yatakları ise dünyada enerji ihracında lider ülke olan Rusya’yı tedirgin etmiştir. Zaten tarihi olarak kurulmuş ilişkiler çerçevesinde de bu bölgede yer alan ülkeler aracılığıyla rakipleriyle hem yakın olup hem de ortaklıklarını sürdürerek enerji konusundaki liderliğini sağlamak amacıyla bölgeye ilgisini artırmıştır.

Doğu Akdeniz’de yer alan ülkelerle kurduğu ilişkiler Rusya’nın bölge üzerindeki enerji politikalarına da ışık tutmaktadır. Bu çerçevede de incelendiği zaman, petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma projelerine ortak olmak, enerji taşıma projelerinde yer almak, bunların gerekli altyapısını sağlayabilmek için bölgedeki ülkelerle siyasi ve askeri ilişkilerini güçlendirmek, bölgede bulunan zaten enerji hususunda rakibi olan önemli ülkelerle yakın temas halinde kalarak enerji piyasasında yönlendirici hale gelebilmek olarak şekillenmektedir.

[1] Country Analysis Brief: Russia(2017). U.S Energy Information Administration, pp. 1–4.

[2] “Country Analysis Brief: Russia”, U.S Energy Information Administration, pp. 1–4.

[3] “Crude Oil, Brent Daily Price”, Index Mundi, http://www.indexmundi.com/commodities/?commodity=crude-oil-brent&months =300 (Erişim: 04.12.2018)

[4] Tuğçe Varol“Enerji Boru Hatları ve Güvenlik Boyutunda Rusya’nın Doğu Akdeniz Stratejisi”, Uluslarası Güvenlik: Yeni Politikalar, Stratejiler ve Yaklaşımlar ( BETA, İsanbul: 2016), s. 288–291.

[5] D.Özcan, “Türk Dış Politikası’nda İslam Konferansı Örgütü”, (TASAM Rapor, :2015) http://www.tasam.org/trTR/Icerik/267/turk_dis_politikasinda_islam_konferansi_orgutu_, (Erişim Tarihi: 10.03.2017).

[6] Alex Khlebnikov, “Why is Russia Standing by Syria?” Tel Aviv Notes, C:5, S:18, (Eylül 2011).

[7] Mark N. Katz, “Putin’s Foreign Policy Toward Syria”, Meria, C:10, S:1, (Mart 2006).

[8] Hüseyin B. Işık, “Rusya Ortadoğu İlişkileri, Yeni Rusya”, (Stratejik Düşünce Entitüsü Rapor, Ankara:2010), s:60-63.

[9] Tuğçe Varol, “Enerji Boru Hatları ve Güvenlik Boyutunda Rusya’nın Doğu Akdeniz Stratejisi”, Uluslarası Güvenlik: Yeni Politikalar, Stratejiler ve Yaklaşımlar (BETA, İsanbul: 2016), s. 301-305

[10] Bassam Fattouh ve Laura El-Katiri, “Lebanon: The Next Eastern Meditereranean Gas Producer?”, (GMF Rapor,Washington: 2015), s.1

[11] Uğur ERTAŞ, “Rusya Mısır’daki Darbeyi Nasıl Okuyor?”, Academia, https://www.academia.edu/4081941/Rusya_M%C4%B1s%C4%B1r_daki_Darbeyi_Nas%C4%B1l_Okuyor, (Erişim Tarihi: 03 Aralık 2018).

[12] Sohbet KARBUZ, “Doğu Akdeniz’den Irak’a Rus Enerji Şirketleri”, Petrotürk. Available at: http://petroturk.com/makale/dogu-akdenizden-iraka-rus-enerji-sirketleri, (Erişim Tarihi: 04 Aralık 2018)

[13] Eprraim Kan ve Zvi Magen, “An Integrated President Putin Visits Egypt”, INSS Insight No.665, (22 Şubat 2015), s.1.

[14] Ceyhun Çiçekçi, “İsrail-Rusya ilişkileri ve Türkiye İçin İmkanlar”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/israil-rusya-iliskileri-ve-turkiye-icin-imkanlar/1264069, (Erişim Tarihi: 04 Aralık 2018).

[15] Fatih ÖZBAY, “Güney Kıbrıs Rusya İçin Neden Önemli?” Al-Jazeera TURK, http://www.aljazeera.com.tr/gorus/guney-kibris-rusya-icin-neden-onemli, (Erişim Tarihi: 02 Aralık 2018).

[16] Rauf Mammadov, “Russia in the Middle East: Energy Forever?”, The Jamestown Foundation-Global Research and Analysis, https://jamestown.org/program/russia-middle-east-energy-forever/, (Erişim Tarihi: 03 Aralık 2018).

About Author

Osman MİCAN

İstanbul Medeniyet Üniversitesi-SBKY dunyasubayi@gmail.com İLİM ''MEDENİYET''TİR.

Leave A Reply