O ESKİ BAYRAMLAR

0

Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır;
Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır!
Bayramda güler çehre-i ma’sûm-i sabâvet,
Ümmîd çocuk sûret-i sâfında iyandır
Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda;
Her dîdede bir rûh demâ-dem cevelândır.
Âlâm-ı hayâtın iki kat büktüğü ecsâd
Feyzindeki te’sîr ile âsûde revandır.
Ferdâ yı sükûn perveridir sâl-i cidâlin,
Nevmîd düşen kalbe ümîd-âver-i candır.

-Mehmet Akif Ersoy

Bu sabah bayramı her zamankinden farklı bir duygu ile karşıladım. Bayram namazı için çıktığım yolda benim çocukluk yıllarımdaki bayramlar aklıma geldi. Nerede o eski bayramlar diyerek iç geçiri verdim.

Hatırıma düşen o eski bayramlar, biz çocuklar için heyecanlı ve bir o kadar da eğlenceli geçiyordu. Bayram telaşı bizim için bir hafta öncesinden başlardı. Akıllarda aynı soru dolaşırdı “Bu bayram babam bize nasıl bir bayramlık alacak?” Ailedeki her çocuk kendi hayal gücüne göre bir bayramlık tasarlar ve gider diğer kardeşine anlatırdı. Babamızın bizi bayram alışverişine götüreceği gün kalbimiz pır pır atar ve sabırsızlıkla sıramızın gelmesini beklerdik. Belki de heyecanımızın sebebi bayram olmasından çok çocuklar için elbise almanın sadece bayram arefelerinde yapılan bir eylem olmasındandı. Yeni elbise kavramıyla bayram arefelerinde tanışan çocuklar için bir de onları giyeceği günün önemini bir düşünün. Arefe gününün akşamı bize alınan elbiseler tekrar tekrar evde giyilerek prova edilir ve ev ahalisine gösterilirdi. Büyük güne hazırlık anca bu kadar titiz ve önemle yapılırdı. En son provadan sonra elbiseler düzgün bir şekilde katlanır ve hemen yatacağımız yerin yanına koyulurdu. O gece bize uyku gelir mi ? Uykunun o gece esamesi mi okunur? Saatlerce yatakta döner, en son dönmekten yorulunca uyuya kalırdık.

Bayram sabahı bizi ilk babamız uyandırır, erkekler bayram namazı için hazırlığa başlardı. Biz tabi ki o çok değerli elbiselerimizi kuşanır ve bayram namazına öyle giderdik. Kızlar bayram sabahı kahvaltının kurulmasına yardım eder ve bizleri sofranın başında beklerlerdi. Bayram namazı kılınır, cemaatle bayramlaşılır ve evde kalan ahalinin hazırladığı sofraya doğru koşar adımlarla gidilirdi. Tabi ki bizim için o sofra üzerinde ne olursa olsun senenin en lezzetli kahvaltı sofrası olurdu çünkü o gün bayramdı ve bayram günü olanların en iyisi olmak zorundaydı.

Kahvaltı neşe içinde yapılır ve sonunda biz çocukların en sevdiği gelenek olan harçlık merasimi başlardı. Babamızla bayramlaştıktan sonra yaşımıza orantılı harçlıklarımızı verirdi ve biz de soluğu bakkallar da alırdık. Çikolatalar, torpiller, mantar silahlar ve daha niceleri sokakta çocukların ellerinde görülürdü. Sokaklar bazen savaş meydanlarını andırır bir taraftan torpil sesleri, diğer taraftan mantar tabancanın sesiyle dolardı. Bazen ise hanım kızlarımızın yeni aldığı bebekleriyle oynamaları, ip atlamaları ve çeşitli oyunlarıyla sokak parka çevrilirdi.

Bunlardan sonra eski bayramların en çok özlediğim yanı olan şeker toplama olayı başlardı. Sokaklar adeta çocuk seline döner ve gruplaşan çocuklar kapı kapı dolaşır ve bir süre sonra aralarında şu konuşma geçerdi. “Şu amca çikolata veriyor, ayşe teyze bu bayramda para veriyor ama hacı amcaya gitmeyin cam şeker var orada….” bu konuşmalar adeta bir küçük istihbarat birimini andırıyordu.

İşte bizim heyecan dolu bayramlarımız bu ve daha nice anlatamadığım birçok neşeli ve heyecanlı olaylara tanıklık ediyordu.

Fakat şimdi ki bayramlar da çocukları gözlemlediğimiz zaman  ne heyecan ne de neşeden bir eser görebiliyoruz. Bayram aynı bayram fakat çocuklar başkalaşmış durumda.

Çocuklar bayramlarda çocuk değil, bayramlar çocuklar için bayram değil…

Belki bu sitemleri babalarımız da bizim için yapıyordu. Fakat bizimle bu nesil arasında teknolojiden yükselmiş bir dağ var olduğunu unutmamak gerekir. Teknolojinin çocuklara sunduğu cazibeyi bizler bayramlar ile o dağı aşıp çocuklara sunamıyoruz.

Bu bayram bir daha gördüm ki çocuklar kurban bayramında bayramlarını teknolojiye kurban ediyor. Belki de uzmanların dediği gibidir “Çağ teknoloji çağıdır ve bu böyle olmak zorundadır” yahut  bütün sorun bizdedir. Bunun sebebini değişen sistemde ve teknolojide mi aramalıyız yoksa kendi içimizde mi? Bu sorunun cevabını gelin siz verin…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

About Author

Mehmet AYAYDIN

Uluslararası İlişkiler (IR) Indo-Pak mehmetayaydn@gmail.com

Leave A Reply