TUĞRUL BEY TÜRBESİ: ANITSAL TÜRBE GELENEĞİNİN BAŞLANGICI

MİMARİ

Selçuklu mimarisinde türbe, yalnızca mezar değil; bir temsil yapısıdır. Devletin ve iktidarın ölümsüzleşme arzusunu taşlaştıran, onu zamanın dışına çıkaran mimarî bir jesttir.

Bazı yapılar yalnızca bir kişiyi gömmez; bir çağın iradesini mühürler. Ve bazı türbeler yalnızca ölü için değil; yaşayanlar içindir. Zira hatırlamak, gömmekten çok daha derin bir mimarî eylemdir. Tuğrul Bey Türbesi, Selçuklu’nun siyasî liderini barındırmakla kalmaz; onunla birlikte doğan devlet zihninin taşla kurulmuş ilk izini de taşır. Rey şehrinde yükselen bu anıt, yalnızca bir mezar değil; bir başlangıçtır. O, anıtsal türbe geleneğinin eşiği, devlet ile ölümün birlikte düşünen taş hâlidir.

Tuğrul Bey, 1063 yılında öldüğünde Rey’de defnedilmiş; kısa bir süre sonra da türbesi inşa edilmiştir. Kaynaklarda bu yapının kesin inşa tarihi net olmamakla birlikte, 12. yüzyıl başında tamamlandığı tahmin edilir1. Türbe, bugün yalnızca bir gövde olarak ayakta kalsa da, taşıdığı anlam ve Selçuklu türbe mimarisi üzerindeki etkisi hâlâ diri, hâlâ kurucudur.

Selçuklu mimarisinde türbe, yalnızca mezar değil; bir temsil yapısıdır. Devletin ve iktidarın ölümsüzleşme arzusunu taşlaştıran, onu zamanın dışına çıkaran mimarî bir jesttir. Ve bu jest, ilk defa bu kadar belirgin ve anıtsal biçimde Tuğrul Bey Türbesi’nde görünür hâle gelir. Önceki İslam dönemlerinde türbeler daha çok mütevazı, toprağa yakın yapılarken; burada yükselen, kütlesel, hacimli ve göğe açılan bu yapı, bir liderin yalnızca hatırasını değil; siyasi varlığını da taşır.

Türbenin mimarî biçimi dairesel tabana oturtulmuş çokgen gövdelidir. Dıştan 12 cepheli olan bu çokgen form, sadece estetik değil; kozmolojik bir niyetin de ifadesidir. Bazı araştırmacılar, 12 cepheyi burçlara, ay takvimine, hatta Selçuklu askerî sistemine bağlar2. Ama esas olan, bu formun hem yukarı hem dışa açılması; hem içten hem dıştan güçlü bir duruşla konuşmasıdır.

Yapının yüksekliği ve oranları, daha sonraki Büyük Selçuklu türbeleri için bir model teşkil etmiştir. Özellikle Sultan Sencer Türbesi, İmam Rıza Külliyesi, Harzemsah yapıları gibi anıtsal türbelerde Tuğrul Bey Türbesi’nin mekânsal etkisi görülür. Yani bu türbe, sadece bir başlangıç değil; bir soyun mimarî şeceresi gibidir.

Malzeme olarak tuğla kullanılmış, dış cephede sıva yapılmamıştır. Bu, Selçuklu taş ve tuğla estetiğinin erken dönem için en açık örneklerinden biridir. Robert Hillenbrand, bu türbenin “taşta minimalizmin ama anlamda maksimize edilmiş bir mimarî davranışın” ilk örneklerinden olduğunu söyler3. Gerçekten de yapı süssüz ama vakurludur; sadedir ama kararlıdır. Çünkü burada ihtişam, altın değil; orandır.

İç mekân bugün tamamen boştur, ama zamanında içeride kubbe altı planlı bir düzenin, mezarın, belki bazı dini objelerin bulunduğu düşünülmektedir. Dış cephedeki 12 dilimli yapının her bir yüzü mukarnaslı saçaklarla taçlandırılmıştır. Bu mukarnaslar, göğe uzanmanın, yani öteye açılmanın mimarî karşılığıdır. Tuğrul Bey burada gömülüdür; ama onun anısı, göğe yükselen her dilimde bir siyasi mirasa dönüşür.

Tuğrul Bey Türbesi, daha sonra İran coğrafyasındaki kule türbeler geleneğinin ana ilham kaynağı olur. Bu türbelerde hacimsel netlik, yükseklikle vurgulanmış yapı karakteri, dikeyde kararlılık gibi nitelikler, Tuğrul Bey’in türbesinde ilk kez derinlikli bir şekilde ortaya konur. Bu anlamda bu türbe, sadece bir mezarın üstüne kondurulmuş taş değil; ölümün mimarî dile çevrildiği ilk Selçuklu metnidir.

Bugün Rey şehri, eski ihtişamından uzakta. Türbe, sessizce duruyor. Yanı başındaki hayat hareketli ama yüzünü ona dönen az. Ama yapının taşlarında hâlâ bir ilk nefes, bir kurucu niyet saklı. Taşlar hâlâ sırtını dimdik tutuyor; çünkü bu yapı yalnızca bir mezar değil; devletin ve zamanın ilk mimarî aynasıdır.

Ve belki de bu yüzden Tuğrul Bey Türbesi yalnızca bir yapıt değil; Selçuklu anıtsallığının ilk cümlesidir. Ne çok süslü ne çok yalın. Ama tam yerinde. Göğe açık, yere sadık. Taş gibi kararlı, zaman gibi sessiz. Çünkü ilk kelimeyi taşla yazanlar, sonraki satırların istikametine de yön verir.

Alıntı

  1. Wilferd Madelung, The Seljuqs and Their Legacy, London: I.B. Tauris, 2009.
  2. Blair, Sheila – Bloom, Jonathan, The Art and Architecture of Islam, Yale University Press, 1994.
  3. Robert Hillenbrand, Islamic Architecture: Form, Function, and Meaning, Edinburgh University Press, 1994.

Davut Ufuk Erdoğan

Davut Ufuk ERDOĞAN
Davut Ufuk ERDOĞAN

Mimarlık / Tarih / Sanat Felsefesi / Kamu Yönetimi

Yorum Yaz