KRAL FAYSAL MESCİDİ

0

İslamabad’ı ziyaret edenlerin ilk başta dikkatini çeken yer olan Kral Faysal Camii Suud Kralı Faysal tarafından yaptırılmıştır.

Vedat Dalokay

Bilindiği üzere İslamabad şehri Pakistan’ın ayrılış sürecinden sonra başkent Karaçi’nin yerine sıfırdan bir başkent olarak inşa edilmiştir. Şehir sektör sektör olarak tasarlanmış ve Güney Asya ve Pakistan bölgesine nispeten gayet modern bir şehir olan İslamabad şehri Pakistanlı yöneticiler  in her zaman gelişimini önem sırasına göre ilk sırada tuttuğu bir yerdir.

Örneğin ülkenin en çok kullanılan taşıma aracı olan rikşalar kullanması pratik fakat çok trafik oluşturduğu ve modern bir görüntüsü olmadığı için İslamabad şehrine girişleri yasaktır.

Bunların yanı sıra şehir Mangala dağlarının eteğinde kurulduğu için doğal güzellik ve yeşil ortam bakımından çok zengindir. Bu dağların eteğinde kurulmasının sebebi ise herhangi bir Hindistan savaşına karşı başkenti korumaktır. Bilindiği gibi ilk başkent Karaçi bir liman kentiydi ve buraya saldırı ve işgal İslamab’a göre daha kolay bir şekilde gerçekleştirilebilirdi. Bun yüzden Pakistanlı yöneticiler başkent için İslamabad gibi dağların eteğinde işgal ve saldırı için kolay olmayan bir alan şeçmişlerdir. 

1966 yılında Pakistan’a gelen Suudi Kralı Faysal Bin Abdülaziz, İslamabad’ı ziyarete geldiğinde şehirde bir şeyin eksik olduğu söylemiş ve şehrin her yerinden görünen bir yere büyük bir cami yapılmasını önermiştir. Açılan proje yarışmasını 17 ülkeden gelen 43 proje içerisinden Türkiye’den katılan bir mimar olan Vedat Dalokay kazandı. Vedat Dalokay, bu cami projesini o dönem yapılması planlanan Kocatepe Camii için tasarlamıştı ancak bu proje Ankara için fazla modern bulundu ve Ankara’ya yapımından vazgeçildi. Çeşitli politik sorunlar ve siyasal değişimler yüzünden 1978 yılına sarkan uygulama tarihiyle birlikte 1988 yılında tamamlanan yapı, 200 dönümlük bir park içine inşa edildi.

Bu proje İslamabad için seçildiği zaman Vedat Dalokay projede birkaç değişiklik yaptı. Örneğin caminin Osmanlı mimarisine göre tasarlanan kubbesi o zamanlar Pakistan’da hala çadır kültürü sürdürülmesi vesilesiyle kubbe mimarisini çadır şekline benzer bir biçimde değiştirmiştir. Bu çadır biçimindeki kubbenin yapılması için plakalar kullanılmış ve bu plakaların arasındaki boşluklardan sızan güneş ışığı da mescide ferah bir hava verilesini sağlamıştır. Mescidi ziyaret ettiğiniz vakit mescidin iç kısmı size çok ferah ve iç açıcı bir his verir. Bunun sebebi mescid içerisinde kubbenin yüksek ve çadır şeklinde olması bununla birlikte alışık olduğumuz büyük camilerdeki büyük fil ayakları yahut sütunlarının olmamasıdır. Bu özellik mescidin iç hacmini de genişletmiştir.

Vedat Dalokay projenin yarışmayı kazanmasından sonra şu açıklamayı yaptı.

“İslamiyet, mabet formunu tayin etmemiştir. Her toplum ve sanatçısı cami mekanını ve ve formunu kendi din anlayışları, toplum ve çevre koşulları içerisinde ele almıştır. Cami mekanlarının tarihi gelişimi, teknolojik imkanlar ve İslam dinindeki Tanrı kavramı, ele aldığımız bu ulu mabedin mekan anlayışını çizmiştir.”

“Mabet, şehir silüetinde geceleyin de varlığını ortaya koyabilmelidir. Kubbe yarıklarını ve minarelerin konstrüktif elemanlarını aydınlatan ışık hazneleri, ambet formunun gerçek kişiliğini bozmadan onu içten aydınlatmakta ve mabet, geceleyin de gündüz canlılığında yaşamaktadır.”

“Cami, tabiatla kaynaşmıştır; topraktan yükselen, on abağlı bir düşünceyle ele alınmıştır. (…) Her gün gerçekleşecek cenaze namazları ve merasimleri, mabet aktivitesini aksatmayacak yepyeni bir anlayışla ele alınmıştır. Hazırlanan ayrı bir platform, en büyük cenaze namazı ve merasimlere imkan vermektedir. Bu, planın en büyük ve yeni özelliğidir. Cemaatler arasında güçlü bir bağ kurulmuştur ve tüm noktalardan, tüm cemaatlerin her türlü dini aktiviteye rahatça ve aynı anda katılabilme imkanları araştırılmıştır.”

Mehmet AYAYDIN

About Author

Mehmet AYAYDIN

Uluslararası İlişkiler (IR) Indo-Pak mehmetayaydn@gmail.com

Leave A Reply