KATAR’IN ORTADOĞU SORUNLARINA YAKLAŞIMI

0

   Giriş

Ortadoğu coğrafyasının son yıllarda en çok dikkat çeken ülkesi konumundaki Katar, yaşanan bir dizi gelişmeler karşısında izlediği proaktif dış politikası ile bir güç merkezi olma iddiasını taşımaktadır. Toprak ve demografik yapı bakımından küçük bir ülke olmasına rağmen petrol ve özellikle doğalgaz rezervlerinden elde ettiği kazançlarla pek çok alanda kendisini geliştirmekte, dünya siyasetinde söz hakkı elde etmeye çalışmaktadır. Arap Baharı ile başlayan halk hareketleri karşısında diğer Ortadoğu ülkelerinden farklı olarak mevcut statükoyu değil revizyonist halk hareketlerinin arkasında durmuştur. İzlemiş olduğu bu politika Arap dünyasında liderler nezdinde yalnızlaşmasına sebebiyet vermiş olsa da halkların nezdinde büyük bir itibar ve prestij sağlamış, tüm Arap ülkelerinden daha farklı bir tutum içerisine girmesi dünya kamuoyunun dikkatini çekmiştir. İşte bu makalede de Katar’ın Ortadoğu coğrafyasında patlak veren sorunlar karşısındaki tutum ve davranışları incelenecek, aktif dış politikasının getiri ve götürülerinden bahsedilecek, son olarak da bu siyasetin değerlendirilmesi yapılacaktır.

   Katar’ın Proaktif Dış Politikasına Giden Yol

  Katar’ın, Ortadoğu coğrafyasında siyasi anlamda attığı etkili adımların arkasında, oluşturmuş olduğu sağlam temelli ekonomi, telekomünikasyon, eğitim, turizm, spor ve sosyo-kültürel bileşim yatmaktadır. Basra Körfezi’nde çok küçük bir toprak üzerinde kurulu olan ülkenin temel ekonomik gücü doğalgaz ve petrole dayanmaktadır. Yüksek petrol ve doğalgaz fiyatları sayesinde elde edilen büyük çaplı gelirler, düşük nüfusla birleştiğinde Katar’ı, dünyada kişi başına düşen gelirin en fazla olduğu ülke haline getirmiştir. Katar elde ettiği yüksek gelirleri birçok alanda yatırıma dönüştürerek yüksek hızda kalkınmıştır. Başkent Doha, görkemli binalarla donatılmış ve bir eğitim şehri yapılmak için çalışmalara başlanmıştır. Doha’ya yapılması planlanan eğitim kasabası ile bölgenin en büyük eğitim merkezi olmayı planlayan Katar, yurtdışından öğrenci ve bilim insanlarını ülkeye çekmeyi amaçlamaktadır. Kurulan El Cezire TV kanalı ise Katar’ın telekomünikasyon ve haberleşme alanında dünyaya açılan kapısı durumundadır. Kanalın pek çok dilde yayın yapması ve dünya gündemini çok yakından takip etmesi ülkenin tanınmasına çok büyük katkılar sağlamaktadır. Katar, El Cezire üzerinden kendi dış politikasını yansıtan girişimlerde bulunmakta ve haberleşme ağını etkin bir şekilde kullanmaktadır. Sportif etkinlikleri kendini dünyaya sunma noktasında bir araç olarak gören Katar, 2011 Asya Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapmış ve 2022 FIFA Dünya Kupası’nı düzenlemeye hak kazanmıştır. Sosyal yapı bakımından çoğunluğunu Sünni Arapların oluşturduğu Katar’da mezhepsel bir çatışma ortamı yoktur. Nüfusun az olması ve refah seviyesinin yüksek düzeyde seyretmesi herhangi bir toplumsal olayın gerçekleşmesine sebebiyet vermemektedir. Böylelikle ülke içerisinde sağlanan huzur, refah ve güvence; haberleşme, eğitim ile spor faaliyetlerine yapılan yatırımlarla dış dünyada oluşturulan tanınırlık ve algı yönetimi güçlü bir diplomasinin ayaklarını oluşturmuştur.

   Katar Diplomasisi

   Ortadoğu gibi dünyanın en karmaşık, en istikrarsız bölgesinde her anlamda başarılı bir ülke olmak oldukça zordur. Zira hiç beklenmedik zamanda patlak veren krizler, çatışmalar ve savaşlar bölgedeki ülkeleri olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Katar Devleti, bulunduğu coğrafyanın dinamiklerine ayak uyduran bir dış politika oluşturmayı esas almış ve yumuşak güç(soft power) olarak nitelendirebileceğimiz sistem dâhilinde hareket etmeye özen göstermiştir. Petrol ve doğalgaz gibi çağımızda elde edebilmek adına en fazla mücadelesi verilen kaynaklara sahip olması, jeoekonomik öneminin artmasına sebep olmuştur. Enerji ile elde edilen jeoekonomik gücünü, stratejik bağlamda dış politikasının ana ekseni haline getirmekten ziyade çok yönlü bir diplomasi formülü devreye sokulmuştur. Dünyada petrol ve doğalgaz ihracatçısı ülkelerin yaşadıkları derin bunalımlar göz önünde bulundurulduğunda Katar’ın sadece enerjiye dayalı bir dış politika takip etmemesinin yararları ortaya çıkmaktadır. Katar enerjiden elde ettiği gelirleri doğru yatırımlarla çeşitli ekonomik kalemlere dağıtarak Ortadoğu’nun yeni merkezi haline gelmeyi amaçlamıştır. Bölgenin birbirine zıt iki Arap ülkesi Şii İran ile Sünni Suudi Arabistan arasında kurduğu denge ile dış politika çeşitliliğini arttırmıştır. Filistin sorununda çoğu kez arabuculuk rolü üstlenilerek Filistin davasına sahip çıkılmıştır. ABD ile olan yakın ilişkiler ve ülkede kurulan Amerikan askeri üssü ile de bir süper gücün kanatları arasına girerek askeri anlamda güvenlik sağlamayı hedeflemiştir. Bölgesel sorunlarda arabulucu rolü ile dış politikasında sorun üreten değil sorun çözen bir imaja sahip olmaya dönük yaklaşımlar sergilemektedir.

Katar’ın Arap Baharı’na kadar geçen süreçte izlediği yumuşak güç politikası ve üstlendiği arabuluculuk rolü Arap Baharı’nın gerçekleşmesinden sonra farklı bir düzeyde uygulanmaya başlamıştır. Yaşanan büyük çaplı protesto gösterileri iç çatışmalara varan boyutlara ulaşmış, Katar yönetimi de çıkan halk hareketinin arkasında durmuştur. Hemen hemen tüm Ortadoğu Arap ülkelerini etkisi altına alan bu gelişmeler karşısında yumuşak güç politikasını bırakan Katar, olaylara doğrudan müdahale etmeye başlamış ve proaktif dış politikaya yönelmiştir. Ortadoğu’daki mevcut statükonun değişimi için her şey yapılmış, diktatör rejimlerin yıkılması için maddi destek de dâhil tüm seçenekler işin içine sokulmuştur.

Yukarıda belirttiğimiz üzere Katar’ın dünyaya açılan kapısı olarak değerlendirdiğimiz El Cezire TV kanalı, Arap Baharı gelişmelerini büyük bir hassasiyetle yayınlayarak uluslararası kamuoyunu etkilemeye dönük girişimlerde bulunmuştur. Katar, uzun yıllar boyunca ülkelerini demir yumrukla yöneten diktatörlerin yıkılmasını ve yerine adil yönetim sisteminin getirilmesinden yana bir politikayı tercih etmiştir. Türkiye ile aynı doğrultuda yapılan bu proaktif dış politika, Arap dünyasında büyük yankı uyandırmıştır. Ortadoğulu Arap liderleri karşısına alan Katar yönetimi, revizyonist hareketlere olan desteğinin karşılığını almıştır. Nitekim Mısır, Tunus, Libya gibi ülkelerde uzun yıllar iktidarı ellerinde tutan liderler devrilmiştir. Katar uyguladığı dış politika ile diktatörler karşısında ezilen halkların yanında yer alan tek Arap ülkesi olarak görülmüş ve itibar kazanmıştır. Ancak Arap Baharı’nın yeniden tersine etki etmeye başlaması uygulanan politikanın doğruluğunun sorgulanmasına neden olmuştur. Mısır’da Katar’ın büyük desteğini arkasına alarak iktidara gelen Müslüman Kardeşler’in darbe sonucu düşürülmesi ve Libya’da geçiş hükümetinde yaşanan büyük problemlerin iç savaşa dönüşmesi tercih edilen dış politikanın ağır faturaları olarak görülmektedir. Zira yeni gelen yönetimlerle Katar’ın ikili ilişkilerinin düzeyi oldukça düşük düzeylerdedir. Katar’ın uyguladığı proaktif dış politika bölgesinde yalnızlaşmasına sebebiyet vermesi bakımından eleştirilmektedir. Ancak tüm olumsuz gelişmelere rağmen edinilen kazanımlar bu yalnızlığın uzun sürmeyeceğine işaret etmektedir.

  Genel Değerlendirme ve Sonuç

  Katar’ın Ortadoğu sorunlarına olan yaklaşımını Arap Baharı öncesi ve Arap Baharı sonrası olarak ayırmak isabetli olacaktır. Devrimler öncesi izlenen arabuluculuk siyaseti ve yumuşak güç olma yolundaki politikalar devrim sonrası proaktif, hadiselere doğrudan müdahale eder bir pozisyona gelmiştir. Katar’ın yaşanan halk hareketlerini yerinde analiz ettiği ve doğru bir dış politika takip ettiği söylenebilir. Ortadoğu’nun Basra Körfezi’nde yer alan bu çok küçük ülkenin bölge ve dünya siyasetinin gündemine oturması başlı başına bir başarıdır. Eskiden Katar, petrol ve doğalgaz zengini emirlerinin dünyaca ünlü futbol kulüplerini satın alması veya onlara sponsor olmasıyla tanınan bir ülkeyken şimdi Ortadoğu denkleminde sözü dikkate alınan, hamleleri merak uyandıran bir noktaya gelmiştir. Bölgesinde doğan güç boşluğunu iyi analiz eden Katar, bu başarısını uyguladığı politikalara borçludur. Ortadoğu’nun yeni güç merkezi olma yolunda atılan adımlar bu durumun en bariz göstergesidir.

Katar aynı zamanda toprak ve demografik bir güç olmamasına karşın, jeoekonomik değeri büyük olan kaynaklarını kullanmadaki becerisini birçok alana dağıtarak bir model ülke olabilecek düzeydedir. Eldeki kaynakların etkin kullanımı sonucu uygulanan politikaların başarısı da ortaya çıkmaktadır. Monarşi ile yönetilen bir devletin kralının gençlerin önünü açmak adına oğlundan yana tahtından çekilmesi de çok önemli bir stratejik manevra olarak görülmelidir. Arap Baharı’nın tersine etki ettiği bir dönemde mutlak monarşi ile yönetilen ve bölgesindeki dikta rejimlere karşı değişimi destekleyen bir ülkenin kendi içerisinde aynı problemi yaşamamak adına –gerçi çok uzak bir ihtimal dahi olsa- bir revizyona gitmesi oldukça şaşırtıcı bir hamle olmuştur. Katar’ın tüm yönleriyle dış politikasını sağlama aldığı belirtilmelidir.

ABDULKADİR AKSÖZ

 

KAYNAKÇA

  ERMAĞAN İsmail – GÜMÜŞ Burak, Katar Dış Politikası ve Arab Baharı, CBÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:12, Sayı:2, 2014

SARI Ferhat, Proaktif Dış Politika İkizimiz: Katar, Evrensel Gazetesi, 21 Eylül 2014

 

About Author

Abdulkadir AKSÖZ

Uluslararası İlişkiler Siyasi Tarih abdlkdraksz@gmail.com

Leave A Reply