İSMAİL KARA | ”CUMHURİYET TÜRKİYESİ’NDE TASAVVUF VE TARİKATLAR”

0

Kara, İ. (2009) Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak İslam. İstanbul: Dergah Yayınları, s. 237-275.

Değerlendireceğimiz bu kitap bölümünde İsmail Kara, medrese kurumların bozulmuş olup olmadıklarını sorgulamaktadır. Tasfiyeler, muhkemleştirme eğilimleri üzerinden olay ve olguları değerlendiren İsmail Kara; tasavvufa, tarikatlara ve tekkelere yönelik tenkitleri, tasfiye isteklerini nedenleriyle birlikte ele almıştır.

Modernleşme ve merkezileşme politikaları gereğince akıl ve bilime öncelik verme, insanı ilerlemeyi engelleyecek klasik kurumların etkisinin azaltılması istenmesi, demokratik değerlere yerleşiklik sağlanması, geleneksel idari siyasi yapılar ve bu yapıların durağan işleyişlerini zayıflatmak isteği, yeni siyasi ve sosyal düzenin sağlanması amacı bu dönemde yaygınlık kazanan politikalar arasında yer almıştır.

Tarikatlar, ferdi alana hizmet ettiği gibi, toplum hayatında birçok önemli hizmetleri üstlenmiştir. Dini hayatın geniş kitlelere yayılması ve yaşanması çoğu zaman tarikatler eliyle yürütülmüştür. Toplum üzerinde bu denli etki alanına sahip olan grupların ve onların kurumlarının,  Cumhuriyet döneminde yeni bir toplum tipi oluşturulma gayreti esnasında şekillendirmek istenmesi, kendi içerisinde makul olarak görülmektedir.[1]

Yazar, tekkelerin kapatılmasının hem iyi olarak görenler hem de kötü olanlar görenler tarafından hangi gerekçelerle savunulduğu belirtilmiştir. İtikadi açıdan, kaynaklar ve metot açısından, ahlaki ve sosyal yapı açısından, hiyerarşi açısından, birlik açısından tenkit edilen tekkeler verilen örneklerle desteklenerek okuyucuya sunulmuştur.

Kaynaklar ve metot açısından getirilen eleştirileri genişletecek olursak, yerleşik usüllerin dışına çıkılması ve kontrolsüz şahsi yoruma her an açık bir dini alanın oluşturulması getirilen eleştirilere desteklik sağlamıştır. Tasavvuf ile dinin ön gördüğü aktif insan modeli pasifleşmiştir. Okumamış şeyhlerin toplum üzerindeki etkisi daha büyük bir sorun olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca bu durum, yönetim karşısında alternatif kabuliyet oluşturmak ile siyasi bir öneme haizdir. Tarikatların merkeziyetçilik fikrine aykırı olarak ve İttihad-ı İslam fikrine karşı mezheplerin cemaatlerin oluşmasıyla toplumda ayrışmalara sebebiyet vermesi tehlikeyi arttırıcı bir potansiyel güç olarak görülmüştür. İslami ilimler için uygunlaştırıcı karşılık ilimler kullanılmaya başlanmıştır. Ancak tasavvuf  karşısında tutum ve alternatif üretme süreci gerçekleşmemiş, günlük hayatı, kalabalıkların derinden etkilemesinden ötürü özel bir tenkit ve dışlanma alanı oluşturulmuştur.

Tarikat ve şehirlerin medreselerin siyasi yapı içerisinde olma zorunlulukları olmadıklarından ötürü sosyal alanda dışında kalabilmişler ve toplumun ahlaki zemininin tesisinde önemli rol oynamışlardır. Osmanlı Devleti çerçevesinde bu kişi ve kurumları değerlendirecek olursak padişahların ve yönetim kademelerinin bu gruplarla yakın temas halinde oldukları görülür. Bu siyasi ilişkilerin temel nedeni devletin farklı topraklarında kamuoyu oluşturmak, nüfuzu sağlamak ve meşruiyet kazanmak istemesidir. Tasavvuf ve tarikatlar derinlikleriyle kurumlar ve uygulamalara sirayet etmişlerdir. Tasavvuf ve tarikatların kendilerini birçok kişiye açması yaygınlık kazanmalarını, kabuliyet oranlarını ve mobilitelerini artırmıştır. Ayrıca bu sosyal ve kültürel münasebetler diğer toplum üyelerinin yerleştirilmesinde farklı ritüelleri dilimiz ve kültürümüze adaptasyon sağlanmasında sosyal yaşantılarının tesisinde önemli yer oynamıştır. Bu kültürel etkileşimlere verilebilecek en çarpıcı örnek bazı bölgelerde Sünni ritüellerin Şii değerlerini etkilemesidir. Siyasi alanda büyük bir zıtlık sergilemelerine rağmen bu iki kutbun bazı uygulamalarındaki etkilenimler, tarikat ve tasavvufi değerlerin kaynaştırıcı ve kapsayıcı rolünü gözler önüne sermektedir.

Cumhuriyet dönemi Türkiye siyasetinde dahili uygulamalardaki dönüm noktalarından biri olan1925 yılında tekkelerin kapatılması meselesini irdeleyen yazar, dönemin siyasi ve sosyal durumunu farklı tarikat üyelerinin aktarımlarıyla mercek altına almıştır. Şeyhlerin ve tarikat mensuplarının tepki/sizlik/lerinin nedenlerini belirten yazar, dönemin şartlarını okuyucuya sunmuş, ancak çözümlenememiş ve ihtalafa sebebiyet verebilecek meseleleri ele almaktan çekinmiştir. Zühd inancının tarikatlar tarafından farklı yorumlanması, Milli Mücadele döneminde -şimdiki- kısıtlamacı hükümet mensuplarıyla beraber hareket edilmesi, bazı tekkelerin uzun zamandır pasifize edilmiş olduğu iddiası tepkisizliklere verilebilecek sebeplerdendir. Sosyo-ekonomik açıdan değerlendirecek olursak, türbeler ile birlikte bu yapıların vakıf müesseselerinin de kapatılması, gelir kaleminin azalmasına ve bu dini kurumların işlerliğinin ve karşı tepkinin sürdürülebilir olamamasına neden olan bir başka sebep olarak değerlendirmekteyiz.

Sezai Karakoç’tan alıntılanan Şeyh Selim vakası, çok partili hayata geçiş ile, partilerin meşruiyetlerini artırmak için şeyhlerin ve hocaların potansiyellerinden yararlanma gayretinde olduklarını görmekteyiz. Şeyhler tarafından belirli bir parti, ideoloji gözetmeden siyasetin içerinde sembolik olarak yer almaları, tarafların karşılıklı çıkarların, hak müdafaasının sağlanmak istendiği varsayımına ulaştırmaktadır.

Kitap bölümünün sonunda çağdaş görüşlere sahip bir şeyh ile yapılan bir mülakata yer verilmiştir. Kurumların; klasik görüşe sahip, çağın gereklerine uymakta zorluk çeken, tecdide ve yeni yaklaşımlar üretmeye karşı duran hocalar ve onların uygulamalarına tepki ile yaklaşmaktadır. Bunların yerine yeni nesil gençliği; kapatılmaya yüz tutan, pasif durumdaki bu kurumları güncellemeye davet etmiş, yenilikçi çözümleri,  yeni toplum düzenine uygun olarak fikri ve icrai şekillerde tatbik etmelerini istemiştir. Bu mülakattan, Cumhuriyet rejimi uygulamalarının dinli gruplara ve kurumlara uygulanan tahdit ve propagandaların tesirlerinin başarılı olduğu sonucuna ulaşmaktayız. Yönetimin politikalarının, toplum üzerinde değerlerin sorgulanmasında, yeni bir zihniyet oluşumunun kurulmasında ve dini kurumların sosyal statülerinin değişmesinde etkili olduğu çıkarımında bulunmaktayız.

Furkan EMİROĞLU

[1] Yılmaz, H. Kâmil, Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Târikatlar, İstanbul: Ensar Yayınları, 2017, s.238.

About Author

Furkan EMİROĞLU

Istanbul Medeniyet Univ. Political Sciences furkanemirrr@gmail.com

Leave A Reply