İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Zihinsel ve Ruhsal Dayanıklılık İçin İslami Birkaç Formül
İnsan biyolojik olduğu kadar duygusal ve ruhsal bir varlıktır. Bedenini beslediği gibi ruhunu da beslemelidir. Bu bağlamda insanlarımız ile tavsiyeler paylaşmak yerinde olacaktır. İnsanın ruhunu beslemesi ve zihnini diri tutması kolay bir iş değildir. Maneviyat tarafı ve mana boyutu da mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Manevi tarafımızı da beslemek için günde en az 3 hadis, birkaç sayfa Kur’an, 10 sayfa kadar İslami kitap okumalıyız. Doğu toplumları ruhun önemini çok eskiden beri kavramışlar ve varlığını kabul etmişlerdir. Bugün ise ne sadece ruh ne de sadece beden tek başına yeterli değildir. Her ikisi birden önemlidir ve beslenmelidir.
Maneviyat yolcuları için başlama noktası anne ve babaları olabilir. Cihat gibi şerefli bir iş için giden bir sahabeye Nebimiz, anne ve babası ile ilgilenmesini söylüyor. Yani anne ve baba ile ilgilenmek oldukça büyük bir görevdir. Anne ve baba duası alanların sırtı kolay kolay yere gelmiyor. Evde bir iş olduğunda ne yapıyoruz bu durumda? Hemen işi yapıyoruz ve hiçbir işimizi başkasına yaptırmıyoruz. Su alacaksak kimseden istemiyoruz ve Nebi’nin her işini kendi yaptığının bilincine varıyoruz. Hadisleri sadece okumuyoruz, hayatımıza da adapte ediyoruz. Nebimize benzeyebileceğimiz ölçüde benzemeye çalışıyoruz.
Zihnimizi evvela sporla eğitiriz. "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur." Daha sonra faydalı bilgi edinmeliyiz. İbn Haldun, beyninize bilgi atmazsanız beyninizin kendi kendini öğüteceğini söylüyor; çünkü beyni bir değirmene benzetiyor. Bu bağlamda manevi ve dünyevi eserlerin faydalı olanlarından okumalıyız. Sadece manevi eserleri okursak dünya ile irtibatımızı koparma noktasına gelebiliriz. Dünyamız da imar edilmelidir ve Nebimiz "Vela tensa nasibike mine’d-dünya" (Dünyadan nasibini de unutma) demektedir. Ayrıca dünyada da çalıştığımızın karşılığı vardır diyor Rabbimiz; "Leyse lil-insane illa ma sea" (İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır) buyuruyor.
İsm-i Azam ile dua etmeliyiz. Bazı özel dualar var; zihnimiz için "Senukriuke vela tensa" duasını edebiliriz, böylece hafızamız güçlenir. "Zidni ilmen ve zidni fehmen" (İlmimi ve anlayışımı artır) diyebiliriz. Ayrıca Peygamberimizin (sav) şu duasını yapabiliriz: "Allah’ım! Tembellikten, acizlikten, korkaklıktan, yaşlılıktan, zalimlerin tasallutundan ve borcun belimi bükmesinden Sana sığınırım."
Doğa yürüyüşleri yapabiliriz ve faydalı müzikler dinleyebiliriz. Kolaylığın mutlak iyi olmadığını bilmeliyiz. Tam olarak doğru mu bilemiyorum ama insanlar emekli olduklarında birçok hastalığa kısa sürede yakalanabiliyorlar. Bunda rutinlerini değiştirmeleri ve çalışmayı bırakmaları etkili olabilir. Ayrıca dünya, en zor şartlarda en kolay dönemlerini yaşadı. Örneğin İkinci Dünya Savaşı sırasında günümüzdeki kadar psikolojik rahatsızlıklar meydana gelmedi. Zorluk dönemlerinde maddi ve manevi güçlü insanlar yetişiyor; rahatlık dönemi ise zayıf insanlar üretiyor.
Hepimiz dünya hayatında imtihanlardan geçiyoruz. Kur’an-ı Kerim’de: "Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz," deniliyor. Kadir Mısıroğlu ise, bir ayağını kaybeden kişinin diğer ayağı kaldığı için şükretmesi gerektiğini, İslam’ın anlayışının bu olduğunu söylüyor. Çünkü her zaman daha kötüsü olabilir ve vardır. İslam, bardağa baktığımızda ondaki dolu tarafı görmemizi ister.
Boşluğa hayatınızda yer vermemelisiniz. Başarı için şartlardan birisi de tecrittir; yani yalnız kalma. Bu, ilimle yalnız kalma olmalıdır. Büyüklerimizle mutlaka irtibat halinde olmalısınız. Bu irtibat durumunda onlara şu soruları sorun: "Ülkemizin kanayan en önemli üç yarasını bize söyleyebilir misiniz?" Örneğin bir hocamız "akran zorbalığı" dedi. Bunun akabinde bu konuya ısındıysanız, bu konuyu ömür boyu çalışabilirsiniz. Ömür boyu çalışırken günde 10 saat vaktiniz varsa çalışabilirsiniz, yoksa 2 saat de çalışabilirsiniz. Dolayısıyla size kalmış; ne kadar çok vakit ayırabiliyorsanız o kadar faydalı olursunuz.
Şu dört alanın kesiştiği bir şey bulmalısınız: Sevdiğiniz bir alan, yeteneğinizin olduğu bir alan, toplumun ihtiyacı olan bir alan ve para kazanabileceğiniz bir alan. Bu dördü bir noktada kesişirse o alanı daha bırakmayın derim. Bunun akabinde site kurabilir, var olan bir siteye başvurabilir ve yazmaya, üretmeye başlayabilirsiniz. İlla resmi bir göreviniz olmak durumunda değil. Allah için yapılan işlerin boşa gitmeyeceğini bilerek çalışmalara başlayabilirsiniz. Rabbim yardımcınız olsun. Amin.
Ozan Dur
Görüşlerim mutlak doğru olarak kabul edilmemeli; İslami ve dünyevi büyüklerimiz İslam'a ve dünyaya ait hususlarda bir hata, arızalı bir durum varsa belirtmekle yükümlüdür. Gençlerimize en doğru şekilde hizmet edebilmek temennisiyle.
Yorum Yaz